Daimi Huzur
Huzura giden yolun ışığı olmak için çalışıyoruz...

Efendi Hazretleri 28. Sohbet

0 43

SOHBET-28 VAKIA 58-74
–İnsanlar sanki morfinlenmiş!…

Efendi Hazretleri 28. Sohbet
İNSANLAR SANKİ MORFİNLENMİŞ
Ders ayetimize başlayalım
”Rahimlere döktüğünüz nutfeyi gördünüz mü? -Haber veriniz-”
”Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?”
 
Cenab-ı Hak bütün insanlara soruyor, cevap versinler. Buna kimse tam cevap veremez.
İnsanın yaratıldığı o su, daha evvel ekmekti, yemekdi, zeytindi, üzümdü, kavundu, karpuzdu, armutdu, elmaydı, etdi, sütdü, yağdı. Sonra ne oldu? O su oldu. Ama nerede oldu? Midede. Bütün dünyanın kimyagerleri, doktorları toplansalar yiyecek ve içeceklerden o suyu seçemezler.
 
Fakat midede nasıl seçildi? Mevla Teala cevap verin bakayım buyuruyor eğer bir iş görebiliyorsanız. Hani yağmurlarınız? Hani sebzeleriniz? Sadece gazetelerde, mecmualarda çıplak resimleri basmasını bilirsiniz. Ama insanın susuzluğunu giderecek bunlar değildir. Gökten yağan yağmurlardır, yerden biten bitkilerdir, meyvelerdir. Yağmuru siz yağdıramıyorsunuz. Onu ancak Allah-u Teala yağdırıyor. İşte bununla ilgili ayetler:
”O Allah, öyle Allah’dır ki size alametlerini gösteriyor sizin için gökten bir rızık (sebebi olan yağmur) indiriyor. Bu ayetleri hakka yönelenlerden başkası anıp düşünemez.” (Mü’min 13)
 
Allah’a yönelmeyenler sığır gibi yemeyi, yatmayı bilirler. Boyuna şehvetten konuşurlar bunu bilirler. Ya Rabbi! Ne ucuz şeylerle meşgul oluyorlar. Bize ahireti anlayacak akıl ver. Bize ancak sen acırsın başkası acıyamaz. Biz bile acıyamıyoruz kendimize.
 
Müminun suresinde şöyle buyuruluyor:
”Gökten kâfi miktarda su indirdik sonra onu yerde yerleştirdik. Şüphe yok ki biz onu gidermek üzerine elbette kadiriz.”(Mü’minun 18)
 
Yani su yerin içinde sizin bulacağınız, oradan çıkaracağınız bir seviyede tutuluyor. Bu su insanların hem ağaçlarını, bağlarını, bahçelerini ve tarlalarını sulamaya yetiyor, hemde arzın derinliklerinde durdurulan bu sudan pınarlar, ırmaklar akıyor, kuyular açılıyor ve sarnıçlar doluyor. Her yönden insanların ihtiyaçları karşılanıyor. Kuyulardaki suların bazıları motorla çekiliyor, bazılarında kova kullanılıyor, yinede bitmiyor.
 
Mevla Teala:”Biz o suyu oradan gidermeye elbette kadiriz.” buyuruyor. Öyleyse niye Allah’tan korkmuyoruz. Bu sözü söylemek bile ne kadar ağırdır. O gazetelerdeki, mecmualardaki rezillikler nedir öyle? Bizim müslümanlardan da o gazeteleri okuyanlar oluyor.
 
Mevla Teala buyuruyor ki:
”Habibim de ki: Bana haber veriniz, eğer suyunuz yerin dibine gidip çekiliverecek olsa artık size kim akarsu getirecektir?”(Mülk 30)
 
Birçok yönlerden faydalanmakta olduğumuz sular yerin iyice altına çekilse de batıverse veya bütün sular kayboluverse, semalardan yağmurda yağmasa, akan bir suyu, bir pınarı, bir kaynağı bize Allah’tan başka kimse getiremez. İnsanoğlu bu durumda hiç bir şey yapamaz.
Şu ayeti celilede buyuruluyor ki:
”Semada rızkınız ve vaad olunduğunuz şey vardır.”(Zariyat 22)
 
Bu ayetin tefsirinde diyor ki: Cenab-ı Hak her sene aynı ölçüde, aynı miktarda yağmur yağdırır. Ancak ahalisi isyan eden memleketlere yağdırmaz. Oranın yağmurunu başka yere yağdırır. Bu ayetleri bilmemiz lazım.
Yine Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
”Eğer o ülkelerin ahalisi iman etselerdi ve (haramlardan) sakınmış olsalardı, elbette onların üzerine gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat tekzib ettiler. Artık bizde onları kazanır oldukları şey sebebiyle tutup yakalayıverdik.”(Araf 96)
 
Bir bela geldiği vakitte çok kusurum vardır ”Estağfirullah Ya Rabbi” demek lazım.
 
Nuh (Aleyhisselam)’ın kavmi uzun müddet peygamberlerini tekzip etmiş küfür üzerinde ısrar etmişlerdi. Mevla Teal Hazretleri kırk sene veya bir rivayete göre doksan sen boyunca onlardan rahmetini kesmişti, kadınları da kısır kalmıştı. Bunun üzerine halk Nuh (Aleyhisselam) a müracaat ederek ona:”Bizi bu durumdan kurtar.” dediler. Nuh (Aleyhisselam) da onara istiğfar etmelerini söyledi. Şu ayeti kerimede bu açıklanmaktadır.
”Artık dedim ki: Rabbimizden mağfiret dileyiniz, şüphe yok ki O çok mağfiret edicidir. Üzerinize semayı bol yağmurlar ile gönderir ve size mallar ile oğullar ile imdad eder ve sizin için bağlar, bostanlar kılar ve sizin için ırmaklar vücuda getirir.”(Nuh 10-12)
 
Ey müslümanlar! Bakın bu insan acayiptir. Önce Allah’ın ipine sarılır sonra yavaş yavaş gevşetir. Çarşaf giyip sonra çarşaftan çıkanlar var. Aman dikkat edin. Azimli olalım. Bundan (çarşaftan) çıkıp kefene girilsin.(yani ölünceye kadar giyilsin) Hepiniz için Rabbimden istirhamım talebim bunu nasib etmesidir. Sebat edelim, devam edelim. Size seksen sene yaşamak uzun gelir. Hâlbuki elli bin sene gibi uzun bir zaman olan mahşer alanında kalındığında dünya da bir saat duruldu sanılacak.
 
Cenab-ı Hak Müminun suresinde ne buyurmuştu:”Gökten arzın ihtiyacı kadar suları inzal ettik, onu yerde yerleştirdik. Şüphesiz ki biz onu gidermek üzere de kadiriz.”
Bu ayette Vacib Teala bizlere suyun başlı başına esas bir nimet olduğunu beyandan sonra ardından gelen ayet-i kerimelerde de bu su sebebiyle hasıl olan nimetleri beyan etmek üzere buyuruyor ki:
”Sonra sizin için onunla hurmalıklardan, üzümlüklerden bağlar inşa ettik ki onlardan sizin için bir çok meyveler vardır. Ve onlardan yersiniz.
Ve bir ağaçta inşa ettik ki Tur-u Sina’dan çıkar. Yiyecekler için yağ ile bir katkılık ile biter.”(Mü’minun 19-20)
 
Birde şu ayeti celilede buyuruluyor ki:
”Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size onların karnındaki işkembe pisliğiyle kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından afiyetle geçer.”(Nahl 66)
 
Allah-u Teala’nın bize verdiği ne kadar çok nimetler vardır. Bütün bunlar Kuran-ı Kerimde de beyan ediliyor. Ama bunları kim düşünüyor? Lisanı Kuran-ı Kerim okurken aklı o gazetelerdeki resimleri düşünüyor, televizyon düşünüyor. Şeytan ihvanlara (tasavvuf adamına) daha çok musallattır.
 
Bu gibi işlerden dönelim.Böylelerine hastalık gelsede dönmezler, çürüseler dönmezler.Hep aynı inatta kalırlar.Bir doktor dediki: Bir hastam vardı kanserdi, hastalık her yanını sarmıştı.Bir keresinde:”hele bir iyileşeyim her tarafı televizyon ile donatacağım” dedi.İki gün sonra öldü.Şu insanın inadına bakın.Sakın kendimizi beğenmeyelim.Herkesin inadı vardır.Ya Rabbi bizi kendi başımıza bırakma.Amiin.!
 
Şimdi ders ayetimize gelelim. Cenab-ı Hak soruyor:”Haber verin bakayım. Rahimlere döktüğünüz suyu siz mi yaratıyorsunuz. Yoksa biz mi yaratıcılarız.”
 
(Ders ayeti)
”Sizin aranızda ölümü biz takdir ettik ve biz önüne geçilmiş olanlar değiliz.”
 
Sure-i Ali İmran’da şöyle bir ayet vardır:
”Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar. Hâlbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez O’na boyun eğmiştir. Ve ahiette O’na çevrilip götürüleceklerdir.”(Ali İmran 83)
 
Ey müslümanlar! Bu vaazlar bizedir. Ya Rabbi sana şükürler olsun, bize duyuruyorsun. Namazlarımızı vaktinde kılalım. Abdestlerimizi güzel alalım. Yıkanması farz olan yerleri kuru bırakmayalım. İğne tepesi kadar kuru yer kalsa caiz olmaz.
Bunlara hep dikkat etmek lazım. Allah bizi görüyor. Bizden ibadetlerimizi tamam yapmamızı istiyor. Hacca gidiyorlar. Ne mina’ya uğruyorlar, ne de Müzdelife’ye. Mekke’ye ve Arafat’a gidiyorlar, tamam sanıyorlar. Hâlbuki Mevla Teala ayet-i kerimede buyuruyor ki:
”Haccı da Umre’yi de Allah için farz ve sünnetleriyle tam yapın.”(Bakara 196)
 
Ölüm aramızda dolaşıyor. Ama insan onu beklemiyor. Kendisinden evvel babasının olduğunu, anasının olduğunu, kardeşinin olduğunu düşünüyor. Bir de bakarsınız ki Mahmud gitmiş. Babası, anası kardeşi, arkadaşı duruyor. Onlardan sonraya kalsanda ölüm yine sana gelecek. Zira:”Her gelecek yakındır.”
 
Mevla Teala:
”Biz geçilmişlerden olmadık.” buyurmuştu.
Mesela iki kişi yürüyorlar. Biri önde biri arkada. Arkada kalan geçilmiştir.İşte ”biz geçilmiş olmadık” yani kimse kaçıp bizim önümüzden kurtulamaz.Biz onu yakalarız.Sure-i Rad’da Mevla Teala buyuruyor:
”Bir toplum da Allah bir kötülük diledimi, artık onun geri çevrilmesine hiç bir çare yoktur.”(Rad 11)
Mevla buyuruyor ki: Beni de gücendirseniz kendinize daha başka bir sahip bulamazsınız yanlız kalırsınız. Sure-i Şura’da Mevla Teala şöyle buyuruyor:
”Allah’dan (inecek azabın) geri çevrilmesine çare olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbimizin (hak dine olan) davetini kabul edin. O gün size ne sığınacak yer vardır, ne de inkara çare.”(Şura 47)
 
Şimdi ders ayetimize dönelim:
”Sizin emsalinizi değiştirmeğe ve sizi bilmediğiniz bir surette yaratmağa kadiriz.”
 
”Sizi benzerlerinize tebdile kadiriz” demek; ”Sizi bizler yok ederiz yerinize yenisini getiririz onlar asi olmazlar.” demektir. Nitekim geçmişte bunların misalleri çoktur.
 
İslam tarihine baktığımız zaman bu hakikatı bütün açıklığıyla görürüz. Bütün islam devletleri dinlerine bağlı kaldıkça, Kuran-ı Kerim’in hükümleriyle amel ettikleri müddetçe maddeten ve manen üstün bir seviyeye yükselmişlerdir. Dini inançlarında zayıfladıkça Allah’ın kitabıyla ameli terk edip dünya zevkine daldıkça da zayıflamışlar gerilemişler Allah (Celle celaluhu) onların yerlerine yeni kavimler getirmiştir.
 
Maide suresinde Mevla Teala şöyle buyuruyor:
”Ey iman edenler! Sizden her kim dininden dönerse, muhakkak Allah’u Teala bir kavmi getirir ki, onları sever, onlar da onu sever. Onlar mümine karşı açık gönüllü, kafire karşı onurlu ve zorludur.”(Maide 54 den)
 
Allah’u Teala bu ayeti celilesinde islam dininden irtidad edenlerin yerlerine sağlam imanlı Allah ve Resulünü seven müminleri himaye den kavimler getireceğini vaad ediyor. Bu va’d sadece irtidad edenlere mahsus olmayıp dinde zaafiyet gösteren hak yolundan ayrılan Kuran’ın hükümleriyle ameli terkeden dünyayı ahirete tercih eden, dünya menfaatini dinden üstün tutan herkese şamildir.
Birisine ”Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğunu nasıl isbatlarsın?” diye sormuşlar. O da:”Kuran kendi kendini isbat etmiştir” diye cevap vermiş.
 
Peygamberimiz vasıtasıyla, okuduğumuz ayet-i kerime de onbir kabilenin dinden döneceği haber verilmiştir. Efendimiz ahirete irtialinden sonra onbir kabile dinden döndü.
Aişe (Radıyallahu anha) validemiz buyurmuştur ki:”Resulullah’In ölümüyle babam (Hazreti Ebubekir) Radıyallahu anh’ın omuzlarına öyle yük bindi ki dağlara binse idi onlar ezilirdi.”
 
Bu irtidad eden on bir kabilenin üçü Resulullah zamanında yedi kabile Hazreti Ebu Bekir zamanında bir tanesi de Hazreti Ömer zamanında irtidad etti (dininden döndü). Bu mürted olan kavimler zekât vermekten kaçındılar.
 
Dediler ki; “Namaz kılarız amma bizim mallarımızı gasbetmeyin.” Bu durum karşısında Hazreti Ebu Bekir Eshab-ı Kiram’ı topladı: “Bu milleti yola almak farz oldu.” dedi.
Hazreti Ömer Hazreti Sıddık’a karşı: “Sen ehl-i kıbleye kılıç mı çekeceksin?” deyince, Hazreti Ebu Bekir: “Vallahi yola gelmezlerse peygamberimize verdikleri zekâtlarından bir keçi yavrusu noksan bırakırlarsa onlar ile harbederim. Bir kolum koparsa öbür kolumla, iki kolum koparsa bütün vücudumla dövüşürüm.” buyurdu.
Bu cevap karşısında Hazreti Ömer: “Onun kalbini Allah (Celle celalüh) şerhetti ona uymaktan başka çaremiz yok.” dedi. Neticede on bir kabile yola geldi. Hepsi Hazreti Sıddık’a teşekkür etti.
 
Dersimizin ayet-i kerimesinde: “Sizi bilmediğiniz bir surette yaratmaya kaadiriz.” cümlesini Hasan-ı Basri Hazretleri: “Sizi maymunlara, hınzırlara tebdil ederiz de kimse buna mani olamaz.” diye tefsir etmiştir.
 
Mevla insanı istediği şekle çevirir;
“Onlardan maymunlar ve hınzırlar ve Cenab-ı Hak’tan başkasına tapanlar yaptı” (Maide sr: 60′dan)
 
Mevla Teala’yı hiç gücendirmeye gelmez. O’nu gücendirmemeye çok dikkat edelim, onun hatırını kırmayalım.
 
Her insan kabrinden insan suretinde çıkacak zannetmeyin. Zira
“O gün sur’a üfürülür artık (kabirlerinizden) bölük bölük gelirsiniz.” (Nebe sr:18) buyuruluyor.
 
Bir kısmı insan suretinde, diğer bir kısmıda ya hınzır ya maymun suretinde gelir.
Ya Erhamerrahimin! Dünya’da ve ahirette rezil olmaktan muhafaza eyle bizi!
 
(ders ayeti)
“Ve muhakkak ki, siz ilk yaratılışı bildiniz, o halde düşünmez misiniz?”
 
Yağmurdan yiyeceklerimiz, içeceklerimiz hâsıl oldu sonra “o su” sonra donuk kan sonra et parçası sonra kemik. Sonra kemiklere et giydirdik sonra başka bir yaratılışla icad ettik.
“Rahimlere döktüğünüz nutfeyi haber veriniz. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa biz mi?” buyurmakla dört sualden birincisi sorulmuş oldu.
 
Şimdi tüp bebekte yapıyorlar. Onlar iki rekat namaz kılsaydılar kendileri için bütün keşiflerden daha hayırlı olurdu. Bir genç kız koleradan vefat etmiş. Annesi yahut babası onu rüyada görüp sormuşlar: “Kızım bize ahiretten haber ver yerin nasıl, ne haldesin?” Genç kız demiş ki: “Biz bildik fakat amel edemiyoruz. Siz görmediniz amel ediyorsunuz. Vallahi insanın defterinde iki rekât namaz görmek bir iki tesbih olamsı bütün dünya ve içindekilerden daha sevglidir.” Şu kızın söylediğine bakın. Acaba bir gece namazı kıldık mı, işrak kuşluk kıldık mı? “Allah” dedik mi? Kur’an okuduk mu?
 
“Kıyamet günü onun için bir kitap çıkaracağız ki, ona açılmış olarak kavuşacak.” (İsra sr:13′den) Ve ona denilecek ki:
“Oku kitabını” (İsra sr:14′den)
 
Eğer kitabında: “İşrak kıldı, kuşluk kıldı, zikr etti, istiğfar etti, okudu, okuttu, vaaz etti” okursa sevinir ve der ki:
“Gelin, kitabımı okuyun.” ( Hakka sr:19)
 
Mevla Teala dört sualden ikincisini soruyor:
 
(ders ayeti)
“Şimdi ektiğiniz tohumu gördünüz mü? Haber veriniz. Onu sizler mi bitiriyorsunuz yoksa bitirenler bizler miyiz?”
 
Toprağa attığınız tohumu yetiştirip olgunlaştıran siz misiniz yoksa Allah mı? Şunda şüphe yoktur ki, tanenin çimlenmesi, toprak üzerine çıkması, büyümesi, kemale erip olgunlaşmasında, Allah’tan başka kimsenin dahli yoktur. Her ne kadar tohumu toprağa atan insanlar isede, onun büyüyüp yetişmesinde insanların hiç medhali yoktur.
Ekini topraktan çıkarıp yetiştirmede insanların medhali olmadığı için Resulullah Efendimiz: “Sizden biriniz:”ekin ektim” demesin de: ”Tohum saçtım” desin.” buyurmuştur.
 
Gözlerim sık sık gökyüzüne gider, “Acaba bulut var mı? Ne renk.” diye. Mevlamız ne yaparsa doğrudur, sevgilidir. Dua edelim. “Çok ettik” demeyelim. Dualarımızın hepsi ibadettir. Rabbimiz ne buyurruyor:
” Ve Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua ediniz, sizin için icabet edeyim. Şüphe yok o kimselere k, benim ibadetimden kibirlenirler, onlar yakından zeliller oldukları halde cehenneme gideceklerdir.” (Mü’min sr:60)
Allah-u Teala bu ayet-i celilesinde ibadeti dua ile tabir etmiştir. Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün minberde iken: “Dua işte o ibadettir.” deyip bu ayet-i kerimeyi okumuş bir başka seferde de: “Dua ibadetin iliğidir (özüdür).” buyurmuştur.
Ayet-i celileden anlaşıldığı üzere tevhidde, dua ve ibadette kibirlenenler zelil ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.
 
Mevla Teala kendisine ibadet etmekten kibirlenenler hakkında:
“Mesih de Allah(-u Teala) için kul olmaktan asla çekinmez, mukarrebin olan melekler de. Her kim onun ibadetinden çekinir ve kibirlenirse elbette onları umumen huzuruna toplayacaktır.”
“Artık o kimseler ki, iman etmiş ve amel-i salih amellerde bulunmuş olurlar, elbette onlara mükâfatlarını ödeyecek ve onlara kendi fazlından olarak mükâfatlarını artıracaktır. Amma o kimseler ki, yüz döndürdüler ve tekebbürde bulundular, onları da elbette elim bir azap ile azaplandıracaktır. Ve onlar kendileri için Allah (-u Teala) dan başka ne bir yar, ne de bir yardımcı bulunmayacaklardır.”(Nisa sr:162-173) buyuruyor.
 
Mevla Teala:”Ey insanlar! Attığınız tohumu gördünüz mü? Onu siz mi bitirip yetiştiriyorsunuz? Yoksa biz miyi onu büyütüp yetiştiren?” buyurduktan sonra:
 
(Ders Ayeti)
”Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık, hayret ederdiniz (verdiğiniz emeğe pişman olurdunuz).Biz borçlandık (yaptığımız masraflar boşa gitti!) Doğrusu biz yoksun bırakıldık (derdiniz).” buyuruyor.
 
Mevla Teala’nın bahsettiği bu durum çiftçiler arasında görülüp duran olaylardandır. Bazı yıllar çiftçiler tohumları atarlar, ekinleri ekerler.Bunlar bazen bitip çıkmadan, bazen bitip çıktıktan sonra her hangi bir sebeple zayi olur, giderler.Bazende semavi afetlerle helak olur gider de çiftçinin eli böğründe kalır.Halk arasında:”Şu kimsenin ekini bozulmuş” denir.
 
Bu gibi şeylerle Cenab-ı Hak buyurmak diliyor ki; birazcık kulağınızı çekiyorum amma kulağınızın çekildiğinden haberiniz olmuyor. İnsanlar sanki morfinlenmiş. Ne zaman ki morfinin tesiri geçecek vücutlarını çuvaldızlarla delinmiş gibi bulacaklar. Mevla Teala ve Tekaddes Hazretleri, insan hayatının devamında birinci derecede önemli olan tanelerin yetişmesindeki kudretini beyan ettikten sonra, ikinci derecede mühim olan suyun önemini ve bundaki kudretini beyan etmek üzere buyuruyor:
(Ders ayeti)
”İçtiğiniz suya baktınız mı?”
 
Suyu luk luk içersiniz, bir adam tanırım bir bardak suyu bir dikişte bitirir. Daha su içmesini beceremiyoruz…
Efendi Baba:”Su içilirken tel gibi çekilecek yani yavaş yavaş içilecek.” buyururdu. Beceremedik böyle içmeyi.
 
(Ders Ayeti)
”Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?”
 
Ayeti celilede geçen ”müzn” beyaz buluta denir ki, ondan yağmurun az yağdığı ve bu bulutlardan inen yağmur sularının daha tatlı olduğu rivayet edilmiştir.
Sure-i Furkan’da şöyle buyruluyor:
”Ve O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su su indirdik.”(Furkan 49)
Sure-i Şura’da da:
”Odur ki (kulları) umutlarını kesdikten sonra yağmuru indirir, rahmetini her tarafa yayer. O velidir, övülmüştür.”(Şura 28)
 
Mevla Teala: İçmekte olduğunuz tatlı suları bildiniz ya! Onu beyaz buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?” buyurduktan sonra:
 
(Ders ayeti)
”Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” buyurmak ile bizleri şükr etmeye teşvik ediyor.
 
Mevla Teala insanların yiyecek ve içeceklerini yaratmaya kendisinden başka kimsenin kadir olamayacağını beyan ettikten sonra yiyecek ve içeceklerin ıslahına hizmet eden ateşin önemini ve bundaki nimetini beyan etmek üzere buyuruyor ki:
 
(Ders Ayeti)
”(İki dalı birbirine sürterek) çıkardığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.”
 
Ayet-i celilede çakmakla ateşlendiği zikredilen bu ağaç; Suudi Arabistan’da yetişen Merh ve Afar ağaçlarıdır. Bu iki ağacın yaş dalları birbirine sürtüldüğü zaman bir su çıkıp ve bu suyun ateşlenerek yandığı kitaplarda yazılıdır. Böyle olmakla beraber ayet-i celilenin anlamı; çakılarak yakılan bütün ateşlere şamildir. Bu günün kibritleri ve ateş alan her şey çakılarak yakılır.
 
Dünya ateşi bize cehennem ateşini hatırlatmalı. Cehennem ateşi dünya ateşinin şiddetinden kat kat üstündür. Efendimiz (Aleyhisselam) buyuruyor ki:”Çakmak çakarak tutuşturduğunuz şu ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş cüzde bir cüz’üdür” Yanlarında bulunan Ashabı Kiram:”Ey Allah’ın Resulü bu ateş kâfi idi.” demişler.
Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ”Ahiret ateşi bu ateşin üzerine altmış dokuz cüz fazla kılındı. Her bir cüz’ün misli dünya ateşi kadardır.” buyurdu.
 
Bu dünyada biz insanlara ateş çok lazım olan bir şeydir. Mevla Teala onu bizlere menfaat ve kazanç vasıtası kılmıştır.
Mevla Teala habibine hitaben buyuruyor:
 
(Ders Ayeti)
”Ya Muhammed! Rabbini azim olan ismiyle tesbih et.’

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.