Daimi Huzur
Huzura giden yolun ışığı olmak için çalışıyoruz...

Efendi Hazretleri 44. Sohbet

0 83

SOHBET- 44 FETİH 18-23
–Resulullah’a hac engeli…
–Görünüşte gafiller yıktı ama!

Efendi Hazretleri 44. Sohbet
RESULULLAH’A HAC ENGELİ
Kâfirler Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize ve mü’minlere çok eziyet ediyorlardı. Bu durum karşısında Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) müslümanlarla, Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvereye hicret etmek zorunda kaldı.
 
İşte bu hicretin üzerinden altı yıl geçmişti ki, Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir gece rüyasında, ashabı ile birlikte, korkusuzca girip beytullahı tavaf ettiklerini, bazılarının başlarını kazıttıklarını, bazılarının da saçlarını kısalttıklarını görmüştü. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu rüyasını ashabına anlattı ve onlara “umre yapmak için Beytllaha gideceklerini, hazırlanmalarını”emir buyurdu.
 
Hazırlıklar tamam olunca yola koyuldular. Hudeybiye’ye geldiklerinde, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ashab-ı kiramdan Hıraş ibni Ümeyyetül Hızai (radıyallahu anh)ı, gelme sebeplerini Kureyş eşrafına bildirmesi için elçi olarak gönderdi.
 
Hıraş (radıyallahu anh) Kureyş müşriklerinin yanına varıp: “Biz buraya ancak umre yapmak maksadıyla ihrama girmiş olarak geldik, yanımızda da kurban için alınmış develer bulunuyor. Beytullah’ı tavaf edeceğiz, ihramdan çıkıp geri döneceğiz” dedi.
 
Ancak Kureyş müşrikleri, Hıraş (radıyallahu anh)ın bindiği deveyi boğazladılar. Kendisini de öldürmek istedilerse de, Habeşli bir zat O’nu himayesine alarak serbest bıraktırdı.
 
Hıraş (radıyallahu anh) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in yanına güçlükle dönebildi, başına gelenleri haber verdi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu defa Hazreti Ömer (radıyallahu anh) ı göndermek istedi.
 
Hazreti Ömer (radıyallahu anh): “Ey Allah’ın Resulü! Kureyşliler benim kendilerien olan düşmanlığımı, onlara ne kadar katı davrandığımı bilirler, ben onlara itimad edemem. Şayet bir ezaya maruz kalırsam Mekke içinde beni müdafaa edecek kimsem de yoktur.
Osman(radıyallahu anh)ı gönderirseniz orada onun akrabaları ve yakınları vardır, onu korurlar hem de Kureyşliler onu severler. Bununla beraber muhakkak surette benim gitmemi istiyorsanız giderim” dedi.
 
Hazreti Ömer (radıyallahu anh)ın tavsiyesi üzerine, Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Hazreti Osman(Radıyallahu anh)ı yanına çağırttı ve Kureyş eşrafına elçi olarak onu gönderdi. Onun da onlara muharebeye gelmediklerini yalnız Beytullah’ı ziyaret ve umre için geldiklerini haber vermesini söyledi. Sonra da: “Onları İslamiyete davet et” buyurdu.
 
Mekkede bulunan mü’min erkeklere ve kadınlara Mekke-i Mükerreme’nin fethedileceğini müjde etmesini, Allah-u Teala’nın dininin yakında Mekke-i Mükerreme’de izhar edileceğini haber vermesini de istedi.
 
Hazreti Osman(radıyallahu anh) Kureyş’e gitti. Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) in sözlerini onlara tebliğ etti. Kureyşliler ona:“istersen Beytullahı tavaf edebilirsin, fakat hepinizin gelip Mekke’ye girmeniz olmaz, ona yol yok dediler” Bakınız Hazreti Osman (radıyallahu anh)ı kabul ediyorlar da, Kâinatın Efendisini(sallallahu aleyhi ve sellem) kabul etmiyorlar.
 
“Ben Sana âşık olunca ey şerif, Senin olmaz mı dü alem ey latif?”
 
Dünya ve ahiret Mevla Teala’nındır. Onları istediğine verir. Resulallah(sallallahu aleyhi ve sellem) Allah tarafından sevilmiştir. Böyle büyük, kâinatın kendisi hürmetine yaratıldığı zatı kabul etmediler. Akılsızlar! Zaten akıllı olsalardı kâfir olmazlardı.
 
Mekkelilerin yapmış olduğu bu teklife, Hazreti Osman (radıyallahu anh): “Resulallah (sallallahu aleyhi ve selelm) tavaf etmedikçe, ben de etmem.” diye cevap verdi. Kureyş müşrikleri Hazreti Osman(radıyallahu anh)ın sözlerine kızdılar, onu bir müddet yanlarında tuttular, bırakmadılar.
 
Ashab-ı Kiram, Hazreti Osman(radıyallahu anh) ın elçi olarak Mekke’ye gittiğinde O’nun Kâbe’yi tavaf ediceğini zannetmişler ve Ona imrenerek: “Ya Resulallah! Osman Beytullah’a kavuştu, onu tavaf etti. Ne mutlu!” demişlerdi.
 
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise: “Bizler tavaftan alıkonulmuş bir halde iken, hiç sanmam ki Osman Beytullah’ı bizsiz tavaf etsin.” buyurmuştu.
 
Hazreti Osman(radıyallahu anh) Mekke’de bulunduğu müddet içerisinde, orada bulunan müminlerle görüşme imkanı bulmuştu. Onlara Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in müjdesini de bildirmişti.
 
Hazreti Osman (radıyallahu anh) daha sonra bu hususta demiştir ki: “Mekke’de görüştüğüm mü’minlerden bir erkekle bir kadına Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in müjdesini verdiğim zaman, onlar sevinçlerinden hngür hüngür ağlamaya başladılar. O kadar ağladılar ki ağlamaktan ölecekler sandım.”
 
Hazreti Osman(radıyallahu anh) Mekke’de iken Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) ile sahabilerine (radıyallahu anhum) Hazreti Osmanın öldürüldüğü hakkında haberler gelmişti.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu haberi alınca: “Hal böyle ise Mekke müşrikleriyle çarpışmadıkça burdan ayrılmayacağız.” buyurdu. Sonra halkı yanına çağırıp: “Yüce Allah bana biat yapılmasını emretti. Hepiniz Allah’ın ismi üzere gelip bana biat ediniz.” dedi.
 
O sırada Müslümanlar, ağaçların altlarına dağılmışlar, gölgeleniyorlardı. Peygamberimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) in biat emrini duyunca derhal yerlerinden fırladılar, hemen Allah’ın Resulüne gelip biat ettiler.
 
Bu biat Hudeybiye’de yeşil bir Semure ağacının altında yapıldı. Yapılan biat Allah rızası ile müjdelendiğinden bu biat’a: “Biat-ı Rıdvan” o ağaca da: “Şecere-i Rıdvan” denmiştir.
 
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e Semura ağacının altında biat yapılırken, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Hazreti Osman (radıyallahu anh) hakkında: “Osman Allah ve Resulünün işi için gitmiştir. Ben onun için de biat yapıyorum.” buyurdu.
Sonra sağ elini tutup: “Bu Osman’ın eli yerindedir.” dedikten sonra, sol eliyle onun üzerine vurup: “İşte bu biatta Osman içindir.” dedi.
 
Cenab-ı Hak Hudeybiye’de vaki olan bu biatı beyan etmek üzere şu ayeti kerimeyi inzal buyurdu:
 
(Ders ayeti)
“Hakikaten Allah (celle celalehü) Hudeybiye’de ağacın altında sana biat etmekte oldukları vakit, o mü’minlerden razı oldu. Böylece kalplerinde olan sadakati bildi de, üzerlerine manevi huzuru indirdi. Kendilerine deyakın bir zafer (Hayber fethini) verdi.”
 
Mevla Teala, biat eden bin beşyüze yakın ashabın sözlerinin sadakatını bildiği gibi, kalplerinde olan sadakatı da bildiğini buyurdu. Sure-i Münafikun’da ise şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Resulüm!) Münafıklar sana geldiği zaman şöyle dediler: ‘şehadet ederiz (kalbimizdeki inancı beyan ederiz) ki, doğrusu sen, muhakkak Allah’ın peygamberisin. Allah’da biliyor ki, gerçekten sen, O’nun şüphe götürmez peygamberisin, bununla beraber Allah şehadet ediyor ki, münafıklar tamamenn yalancıdırlar (sözlerii inançlarına uymamaktadır, yalan yere yemin ediyorlar).” (Ayet:1)
 
Mevla Teala, kulunun suretine ve mallarına değil amellerine ve niyetine bakar. Kulun kalbindeki sadakat, inanç dışa aksetmelidir. Mesela: Müslüman bir hanım tesettüre girmesi gerektiğine inandığı gibi, onu giymelidir. O zaman Mevla Teala onun hem kalbine hem suretine bakar. Bir hadis-i şerifte:
“Müminin niyeti, amelinden daha hayırlıdır.”
 
Mesela: “Hacca gitmeye niyet ettin, fakat bir mânia oldu gidemedin. Bu durumda sen kazançlısın. Neden? Eğer gitseydin belki de hakkıyla hac vazifeni yapamayacaktın. Ama gitmeye niyetlenip, gidemediğinde Mevla Teala gitmiş ve tam manasıyla hac vazifeni yapmışçasına sevap verdi.
 
Mevla Teala, Müslümanlar hudeybiye barışından sonra Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye avdet ederlerken, Hayber’i fethedileceğini mü’minlere bildirmekle, onlara yakın bir fetih müjdeledi.
 
O Müslümanlar ki, canlarını, mallarını Allah yolunda feda ederlerse Allah-u Teala’da onları böyle mükâfatlandırır. Şeriatı yaşamak, kendini Allah’a feda etmek demektir. Şeriat icabında namaz, icabında oruç, icabında zekât, icabıda hac, icabında işrak, kuşluk, evvabin, kabirnur, gece namazıdır.
 
Şahsın biri rüyasında kendisini, camide mihrabda ibadet ederken görüyor. O esnada mihrabın duvarı yarılıyor ve içerisinden çok güzel genç kızlar çıkıyor, fakat içlerinde ikisinin rengi çok karadır ve hiç güzel değildir.
O kimse onlara soruyor: “Sizler kimlersiniz?” Onlarda:“Senin teheccüd namazını kıldığın gecelerdeki nasibiniz, şu ikisi ise teheccüd kılmadığın gecelerdeki nasiplerin, eğer o gece ölseydin onlarla beraber olacaktın.”
 
Gece kalkıyor, abdest alıyor, namaz kılıyorsunuz değil mi? Dünyada bunlar ibadettir, bu ibadetlerin ahiretteki karşılığı ise saray, köşk, huri, bilezik, yüzük, çeşitli yiyecekler olacaktır.
 
Kim yatsı namazında sonra hemen yatmaz ise ondan razı değilim. Birbirinize hiç çekinmeden, yatmak zamanı geldiğini söyleyebilirsiniz.
 
Bosna Hersek’te cami içinde, imamın yanında hemde mihrabda müslüman hanımlara fenalık yapıldı. Türkiye böyle günlerin arifesindedir. Şeriatı tam anlamıyla yaşamalı, vaktiyle yatıp vaktiyle kalkmalıdır. Her ibadetin bir yeri, zamanı vardır. Her şeyi yerli yerinde yapmalıyız.
GÖRÜNÜŞTE GAFİLLER YIKTI AMA
Geç yatıp erken kalkmanın pek faydası yoktur. Uyku tam alınmadığından, yapılan ibadetten tad alınmaz. Gece namazına illaki devam etmeliyiz. Farz namazlardan sonra en kıymetli namaz gece namazıdır. Ramazan orucundan sonra en kıymetli oruç Davut(aleyhisselam) ın orucudur. O bir gün yer, bir gün oruçlu olurdu.
 
Doğru söyleyin! Sünnet, müstehab, mendup terk edilir mi hiç? Edilmez! Ama Mevla Teala’nın düşmanları farzları dahi eda etmez. Ebu Cehil, Nemrut, Karun ve bunlar gibi bütün kâfirler Mevla Teala’ya yakinen inanmadıklarından dünyada iken Mevla Teala’ya kullukta bulunmadılar.
 
Onarın ahireti ahvalini gözlerini ile gördükleri zamanki durumlarını, Mevla Teala bize şöyle bildiriyor:
 
“(Ey Resulüm! Kıyamette) Müşrikleri, Rableri huzurunda başlarını eğerek: ‘Ey Rabbimiz! Bize va’d ettiğini gördük, peygamberlerin doğruluğunu işittik ve kabul ettik. Şimdi bizi (dünyaya) geri çevir, salih bir amel işleyelim. Çünkü (inkâr ettiklerimize tamamen ve) yakinen inandık’ derlerken bir görsen!” (Secde sr:12)
O zaman yakinen inanırlar, amel etmek isterler, fakat bunun onlara ne faydası olur?
 
Dünyada iken imanı yakin derecesine gelen insana hiç tembihe gerek yoktur. Zaten o, şeriatı yaşamaktan zevk alır. Arzu eder ki, “Rabbim emretse de ben yapsam.” Ama imanı ikan derecesine gelmemiş bir insana iki rekat namaz kılmak, sırtına kayış dağı yüklenmişçesine ağır gelir.
 
Kendimi medh etmek için demiyorum, bundan Allah’a sığınıyorum, fakat Efendi Babam (kuddise sirruhu): “Mahmud! Ben senin, sana bir şey emretsem de, sen de onu hemen yapsan arzusunda olduğunu zannediyorum.” derdi.
 
Bir şahsa, Şer-i Şerif’in hükümleri tabliğ edildiğinde, onun bunları kolaylıkla yapabilmesi için, ona imanın ikan derecesine ulaşmasına vesile olacak yolları da göstermelidir.
 
Bu yollardan biri de Mevla Teala’yı zikretmektir. Mevla Teala’nın buyurduğu üzere:
“Bunlar, Allah’ın zikri ile kalpleri huzura kavuşarak iman edenlerdir. Evet! Bilin ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla yatışır, huzur bulur.” (Rad sr:27)
 
Bir insan kâinattaki ilimleri bir elekle elese, bütün kitapları araştırsa, onları okusa kalbi yine de mutmain olmaz, ancak zikrullah ile olur. Zikreden şahıs ile zikrolunan Mevla Teala arasında, zikir sebebiyle bir münasebet hâsıl olur, zikrettikçe münasebet artar, münasebet arttıkça muhabbet artar, zikreden kimsede muhabbet ağır basınca, kalp itmi’nan sahibi olur.
 
Nemrud, Firavun, Haman, Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi adamlar, Mevla Teala’nın huzurunda ne diyecekler? “İmanımız ikan derecesine ulaştı, şimdi emret yapalım.” İşte ikan, Ebu Cehil gibi adamları dahi bu dereceye getirecek.
 
Medreseler, tekkeler kapatılmakla, yakini imana kavuşmanın ilaçları kayboldu. Görünüşte gafiller yıktı, fakat hakikatte medresede bulunanlar yıktı, yapmış oldukları edepsizliklerden sebep.
 
“Tazimsiz söylenilen (yapılan) zikir bid’attır.”
 
Mevla Teala buyuruyor:
“O halde siz, bana itaat ve ibadet ederek beni anın ki, bende sizi mağfiretimle anayım.”(Bakara sr:152′den)
 
Mevla Teala’nın büyüklüğünü, ona keza, O’nun zikrinin azametini düşünün, bir de bizim hakirliğimizi ve zikrimizin azlığını, yapmış olduğumuz o azıcık bir zikir sebebiyle Mevla Teala’nın o yüce zikrini kazanacağız, böyle olduğu halde tenezzül edip de zikredilmiyor..,
 
“Kul Ya Rabbi! dediği vakitte, Allah(-u Teala) lebbeyk (buyur) ey kulum der.”
 
“Her kim Allah için olursa Allah’da onun için olur”
 
Ey insan! Sen o ufacık canınla, O’nunla olunca, Mevla Teala O büyük zatı ile seninle olur. Vallahi Billahi bu, Mevla Teala’nın rahmetinden oluyor.
 
Dersimize gelelim:
“Hem de onların alacakları bir çok ganimetleri de (bildirdi), çünkü Allah(-u Teala Aziz ve Hakim’dir.”
 
Müminler hem Hayber’i fethedecekler, hem de Hayberlilerin mallarını, arazilerini, bağlarını ve bahçelerini de ganimet olarak alacaklardı, Allah-u Teala’nın Resulüne beyanı bu idi,
 
Nitekim böyle oldu, çok geçmeden Hayber fethedildi, Müminler de Hayberin ganimetlerine nail oldular.
 
(Ders ayeti)
“Allah size alacağınız daha birçok ganimetler vaat etmiştir. Şimdilik bunu size peşin vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki, müminlere bir ibret olsun ve sizi doğru yola çıkarsın.”
 
Kazandıran galip eden Mevla Teala’dır.
 
“Allah dileseydi, o kâfirlerden (savaş yapmaksızın) intikamını alırdı, fakat sizi birbirlerinizle imtihan etmek için (size savaşı emrediyor).” (Sure-i Muhammed:4)
 
Ayet-i celile de buyrulduğu üzere, Cenab-ı Hak savaş etmeksizin bize galibiyet verebilir, ama illa cihad etmemizi istiyor, zira oturmakta kar yok. Kâfir ile çarpışmakta ise fayda vardır. Mümin eğer harpte ölürse, şehid olur. Eğer ölmezse gazi olur, cihad sevabı alır.
 
Dersimizin ayet-i kerimesinde, Allah-u Teala’nın müminlere fetihler vereceğine ve ganimetlerin çok olacağına işaret vardır. Hakikaten Mevla Teala’nın bu ayet-i celile ile vaad buyurmuş olduğu fetihleri biz de aldık. Zamanımızda hanımların tesettürü çarşafla oldu. Erkekler rahatlıkla cübbe,şalvar giyiyor,sarık takıyorlar,medresede Allah’ın dini tahsil edilebiliyor.
 
Müslümanların islamı tatbik edebilme hususundaki imkanları genişledi,önceden böylemiydi?
 
(Ders ayeti)
“Siz henüz elinizin ermediği diğer ganimetler de vermiştir, fakat Allah onları ilmiyle kuşatmıştır, Allah her şeye kadirdir.”
 
Mevla Teala’nın Müslümanların fethetmeye kadir olamadıkları başka belde ve ganimetleri, Müslümanlar oraları fethedinceye kadar hıfzetmiştir. Başkalarını o beldeden menetmiş, kimse ona yanaşamamıştır.
 
Allah tarafından Müslümanlar için hıfzedilen bu beldenin hangi belde olduğu üzerine müfessirler ihtilaf etmişlerdir. Kimisi Faris ve Rum’dur, kimisi Hayber’dir, kimisi Mekke demiştir. Diğer bazılarıda Müslümanların fethettikleri her beldedir yahut Dünya’nın sonuna kadar fethedecekleri beldelerdir demişlerdir.
 
(Ders ayeti)
“Eğer kâfirler sizinle çarpışsaydılar, mutlaka arkalarını döneceklerdi. Sonra da ne onları koruyacak bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardı.
Allah’ın öteden beri olagelen sünneti böyledir. Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.”
 
Mevla Teala’nın sünneti (kanunu) değişmez. O’nun sünneti ne idi? Müslümanlar ile harbe kalkanların yenilgiye uğrayarak,arkalarını dönüp kaçmaları.. Lakin bu bir şart ile devam ede gelir, o da Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) in sünnetine ittiba etmektir.
 
Nitekim Hadis-i Şerif’te şöyle varid olmaktdır:
 
“Sünnetime kuvvetlice tutunucu olmaya devam ettiğiniz müddetçe, düşmanlarınıza galip gelicisinizdir. Eğer sünnetim(i tatbik)den çıkarsanız, Allah-u Teala sizi korkutan bir kavmi size musallat eder. Sünnetime dönünceye kadar o korku kalplerinizden çıkmaz.”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.