Daimi Huzur
Huzura giden yolun ışığı olmak için çalışıyoruz...

İbrahim Aleyhisselâm

0 139

İbrahim Aleyhisselâmın Soyu:

İbrahim b.Târah (Âzer), b.Nahor, b.Sarug (Şarug) b.Rau (Ergu), b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır.[1]

İbrahim Aleyhisselâmın Babası Ve Yurdu:
İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Harran halkından idi. [2] Onun, Küfe ile Basra arasındaki Kûsâ köyü halkından olduğu da söylenir. [3] Harran; büyük bir şehir olup Mudar´ın kasabası idi. Reha ile araları bir günlük, Rakka ile araları iki günlüktür. Musul-Şam ve Rum yolu üzerindedir.

Harran´ı, ilk önce kuran, İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran olduğu için, oraya Harran adı verilmiştir.

Tufandan sonra yer yüzünde ilk kurulan şehirdir. [4]

Kûsâ: Babil toprağındaki Irak köylerindendir ve Fırattan, Irak´a akıtılan ilk ır­mağın da, adıdır. [5]

İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Kral Nemrud´un putlarının Bakı­cısı ve İdarecisi idi.

Harranda, kıtlıkla karşılaşınca, evini[6] Nemrud´un oturduğu[7] Kûsâ´ya nakl etmişti. [8]

İbrahim Aleyhisselâmın Annesi:

İbrahim Aleyhisselâmın annesi ise Erfahşed b.Sâm, b.Nuh oğullarından Kern-ba b. Kûsâ´nın kızı Nuna veya Efrayim b.Ergu, b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh´un kızı Ebyuna idi. [9]

İbrahim Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:
İbrahim Aleyhisselâm: orta boylu, ak benizli, elâ gözlü[10], ak saçlı, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı, uzunca yanaklı ak sakallı idi. [11]

Ayak izlerine varıncaya kadar[12] şekil ve şemailce Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanların, en çok benzeyeni idi. [13]

Kral Nemrud Ve Marifetleri:
Nemrud; ilk defa, kötü yol açan[14], İlk defa, başına tac giyen. [15]

İlk defa, yıldızların durumunu ortaya koyan ve onlar hakkında nazariyeler ku­ran ve ameliyeler yapan[16].

(Kabil´den sonra) ilk defa, ateşe tapan kimse idi.

Yerden bir ateşin çıktığını görünce, varıp önünde yere kapanmış ve üzerine bir bina çattırarak ona bir bakıcı da, tayin etmişti. [17]

İnsanları, kendisine tapmağa, ilk defa davet eden de, o idi. [18]

Halkın Sema İlimleri İle Uğraşmaları:
Nemrud´un zamanında, insanlar da, yıldızlara âid bilgilerle uğraşırlar; güneşin, ay´ın tutulacağı tarihi hesaplarlar, yıldızları ve mevkilerini belirlerler[19], yıldızlar, ve feleklere âid yaptıkları âletlerle onlardan bir takım hükümler çıkarırlardı. [20]

Nemrud´un Rü´yâsı Ve Korkunç Tedbirlere Başvurması:

Rivayete göre: Nemrud; o sıralarda, rü´yâsında[21], bir yıldızın doğduğunu gör­müştü ki, yıldızın parlaklığı, ay´ın aydınlığını, güneşin ziyasını bastırıyordu!

Nemrud, bundan, son derecede korktu.

Sihirbazları, Kâhinleri ve Kaifleri (iz ve yüz çizgilerinden anlayanları) davet edip bunun, sırrını sordu.[22]

Onlar da:

“Ülkende şu yılda bir çocuk doğacak, halkın Dinini değiştirecek[23], senin ölü­mün, saltanatının zevali, onun elile olacaktır!” dediler.[24]

O sırada Nemrud, Küfe Babil´inde oturmakta idi.

Oturduğu köyden ayrılıp başka bir köye taşındı.

Oradan, bütün erkekleri, çıkarttı. Orada, yalnız kadınları, bıraktı.[25]

Her on erkeğin üzerine, güvenilir bir Murakıb tâyin etti.[26]

Doğan erkek çocukların hepsinin öldürülmesini emretti. [27]

Bunun üzerine doğan bütün erkek çocuklar, öldürüldü!

Nemrud´un, o şehirde önemli bir işi çıktı.

Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer´den başkasına güvenmediği için, onu, çağırdı. [28]

“Ben, sana, bir işimi havale etmek istiyorum.

Seni, oraya, ancak, sana olan güvencimden dolayı, gönderiyorum.

Ailenin yanına varmamak, kendisile münâsebette bulunmamak üzre and ve­riyorum! [29]

Bak! Eşinle, sakın münâsebette bulunayım deme, hâ!” dedi´[30]

Âzer:

“Ben, bu hususta Dinimden fedâkârlık yapmakta çok cimriyimdir.” dedi. [31]

Bunun üzerine, Nemrud, ona, yapacağı işi, havale etti.

Âzer, şehre girip Nemrud´un işini hallettikten sonra, kendi kendine “Ailemin yanına bir varsam da, ne yapıyorlar bir baksam?” dedi. [32]

Ailesinin yanına varınca, sözünde duramadı.

Bunun üzerine, ailesini, Küfe ile Basra arasında Evr diye anılan bir köye kaçı­rarak orada bir bodruma yerleştirdi.

Kendisinin, yiyeceğini, içeceğini ve şâir ihtiyaçlarını sağladı.

Aradan, uzun bir müddet geçip te, bir şey zuhur etmeyince, Nemrud:

“Demek, bu, yalancı sihirbazların sözü imiş!

Yurdlarınıza dönünüz artık!” dedi. Erkekler de yurtlarına döndüler. [33]

İbn.İshak´a göre de:

İbrahim Aleyhisselâmın doğma zamanı yaklaşınca, Müneccimler, Nemrud´a:

“Senin, şu köyünde, şu yılın, şu ayında İbrahim adında bir çocuk doğacak! [34] Senin Dinini yerecek, topluluğunu dağıtacak. [35] Halkı, dininizden ayıracak ve putlarınızı, kıracaktır!” dediler.

Nemrud, bildirilen zaman gelince, adamlar göndererek köydeki her gebe ka­dını getirtti ve göz altında tuttu.

Ancak, İbrahim Aleyhisselâmın annesi, pek genç olup gebeliği bilinemediğin­den, gözaltına alınmadı.

Nemrud, Müneccimlerin bildirdiği yılın belli ayında[36] doğan erkek çocukların hepsini öldürttü. [37]

İbrahim Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Mağarada Büyüyüşü:
İbrahim Aleyhisselâmın annesi; doğum yapma zamanı gelince, geceleyin evin­den çıkarak yakınlarında bulunan bir mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâmı, ora­da doğurdu. [38]

İbn.Asâkir´e göre: İbrahim Aleyhisselâm; Irak toprağında Babil´in Kûsâ köyün­de hâlen kendisine nisbet edilen Makam´da doğmuştur. [39]

Annesi; yeni doğan bir çocuk için, ne yapmak lazımsa, hepsini yaptıktan, sa­rıp sarmaladıktan sonra, mağaranın kapısını kapatarak evine döndü.

Zaman zaman, mağaraya uğruyor, oğlunun, sağ ve baş parmağını emip dur­duğunu görüyordu.

Âzer, gebeliğini ne yaptığını sorduğu zaman, Nuna: “Bir oğlan doğurmuştum. Öldü!” dedi. Âzer, onu doğruladı ve sustu. [40]

İbrahim Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmın miladından -yaklaşık olarak- iki bin yıl önce doğmuştur. [41]

İbrahim Aleyhisselâm; mağarada, bir günde, bir haftalık gibi, bir haftada, bir aylık gibi, bir ayda, bir yıllık gibi hızlı büyüyordu.

Mağarada, ancak, on beş ay kaldı.

Âzer; oğlunun, mağarada gizlice nasıl doğurulduğunu, büyütüldüğünü, öğre­nince, son derecede sevindi. [42]

Nemrud, bütün olan bitenleri unutmuştu. İbrahim Aleyhisselâm da büyümüştü. [43]

Kendisi, anne ve babasından başka, yaratıklardan, henüz hiç birini gör-memişti. [44]

İbrahim Aleyhisselâmın Anne Ve Babasına İlk Soruları:
İbrahim Aleyhisselâm, mağarada, annesine:

“Benim Rabb´im, kimdir?” diye sordu.

Annesi Nuna:

“Ben´im!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Senin Rabb´ın, kimdir?” diye sordu.

Annesi:

“Babandır!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Babamın Rabb´i, kimdir?” diye sordu.

Annesi

“Nemrud´dur!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Nemrud´un, Rabb´i, kimdir?” diye sordu.

Annesi:

“Sus!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, sustu.

Nuna hatun, kocasının yanına dönüp:

“Gördün mü? Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!” dedi, İbrahim Aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer´e haber verdi. [45]

Âzer, İbrahim Aleyhisselâmın yanına gidince, ona da: “Ey Babacığım! Benim Rabb´im, kimdir?” diye sordu. Âzer:

“Annen´dir!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Annemin Rabb´i, kimdir?” diye sordu.

Âzer:

“Ben´im!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Senin Rabb´in, kimdir?” diye sordu.

Âzer:

“Nemrud´dur!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Nemrud´un Rabb´i, kimdir?” diye sordu.

Âzer, ona bir tokat vurup “Sus!” dedi. [46]

İbrahim Aleyhisselâmın Mağaradan Çıkarılışı:
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), arkadaşlarına:

“Benim bir oğlum vardır ki, onu, Kralın, öldürme emrine rağmen, saklamıştım.

Kendisini, saklı bulunduğu yerden çıkarıp getirmemi, korkulu ve sakıncalı bu­lur musunuz?” diye sordu.

Arkadaşları “Hayır! git, getir!” dediler.

Âzer, gidip İbrahim Aleyhisselâmı, yerin altındaki mağaradan, bodrumdan dı­şarı çıkardı.[47]

İbrahim Aleyhisselâmın Görüp Şaşırdığı Hayvanlar Hakkındaki Soruları:
İbrahim Aleyhisselâm, mağaradan çıkınca, yer yüzünde gezen, dolaşan hay­vanlara, yaratıklara bakıyor, bakıyor da, deve hakkında:

“Bu, nedir?” diye soruyor,

Babası da, onun, deve olduğunu haber veriyor:

“Bu, devedir!” diyordu.

İbrahim Aleyhisselâm, ineği görünce, soruyor,

Babası: “İnek´tir!” diyordu.

İbrahim Aleyhisselâm, atı, görünce, soruyor,

Babası: “At´tır!” diyordu.

İbrahim Aleyhisselâm, koyunu, görünce, soruyor,

Babası “Koyundur!” diyordu.[48]

İbrahim Aleyhisselâmın İrşad Olunuşu Ve Rabb´ini Buluşu:

İbrahim Aleyhisselâm; yer yüzünde gezip dolaşan hayvanları görünce, kendi kendine:

“Her halde, şu yaratıkların, bir Rabb´i, olması, gerekir!” dedi. İbrahim Aleyhisselâmın mağaradan çıkışı, güneşin batışından sonra idi.

İbrahim Aleyhisselâm, başını, göklere doğru kaldırıp baktığı zaman, bir yıldız görmüştü ki, o, Müşteri yıldızı idi. [49]

Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâmın, Yıldızı, Ay´ı, Güneşi görüşünü ve Hakka erişini Kur´ân-ı Keriminde şöyle açıklar:

“Biz, İbrahim´e (Gerçeği nasıl gösterdi isek, istidlalde bulunması ve) kesin il­me erenlerden olması için, göklerin ve yerin büyük mülkünü de, öylece, gösteri-yorduk.

İşte, o, üstünü gece bürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş:

Rabb´im, budur? demişti.

Yıldız, sönüp gidince;

Ben, böyle sönüp batanları, sevmem! dedi.

Sonra, Ay´ı, doğar halde görünce:

Rabb´im, budur! dedi.

Fakat, o da, batıp gidince;

And olsun ki: eğer, Rabb´im, bana, hidayet etmemiş olsaydı, muhakkak, ben de, hakdan sapanlar güruhundan olurdum! dedi.

Sonra, güneşi, doğar halde görünce de:

“Rabb´im, budur! Bu, hepsinden daha büyük!” dedi.

O da, batınca:

Ey kavmim! Ben, sizin, Allâha şerik koşageldiğinizden kesin olarak uzağımdır.

Hiç kuşkusuz, ben, bir muvahhid olarak yüzümü, O gökleri ve yeri yaratmış bu­lunan Allâha yönelttim. Ben, müşriklerden değilimdir! dedi. [50]

Rabb´i, ona: “Müslüman ol! dediği zaman, o: âlemlerin Rabb´ına teslim oldum!” dedi. [51]

İbrahim Aleyhisselâmın Halkı Uyarmağa Başlaması:
İbrahim Aleyhisselâm, kavminin putlara tapışına şaşıyor ve onlara: “Elinizle yonttuğunuz şeylere ne diye tapıyorsunuz?!” diyordu.

Kavmi de:

“Bunu, bize, senin baban öğretti!” diyorlardı.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Muhakkak ki, benim babam da, yolunu, sapıtan kimselerdendir!” diyordu. [52]

Âzer´in İbrahim Aleyhisselâma Kardeşleriyle Birlikte Put Sattırışı:
İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), kavminin taptıkları putları yapar, götürüp satması için, öteki oğulları ile birlikte İbrahim Aleyhisselâm´a da, verir´[53]:

“Bu putlardan, büyüğünü şu fiata, küçüğünü, şu fiata sat!” derdi.

İbrahim Aleyhisselâm da, onları, babasından alınca, ayaklarından bir iple sıkı­ca bağlar, arkasından çeker götürür[54]

. “Ne zarar, ne de, yarar veremeyen bu putları, alan var mı?” diyerek seslenir, hiç bir kimse, kendisinden put satın almazdı.

İbrahim Aleyhisselâm, putları satamayınca, bir ırmağın kıyısına götürüp başla­rını, suya sokar -kavminin putlara düşkünlüğüyle alay etmek için- “İçiniz!” der, hiç satmadan, onları, eve geri getirirdi. [55]

Kardeşleri ise, götürdüklerinin hepsini satmış olarak eve dönerlerdi. [56] İbrahim Aleyhisselâm, kumaş ve elbise ticaretiyle uğraşmış. [57] Hicretten sonra da çiftçilik yapmıştır.[58]

Âzer´in İbrahim Aleyhisselâmı Nemrud´a Götürüşü:

İbrahim Aleyhisselâm:

“Allah´dan başka ilâh yoktur. O, benim Rabb´imdir! O, her şeyin Rabb´idir!” dedikçe, annesi ve babası, Nemrud´dan, korkarak ağlarlar, İbrahim Aleyhisselâ-mı, uyarmağa çalışırlardı.

İbrahim Aleyhisselâm ise:

“Benim hakkımda, Nemrud´dan hiç korkmayınız.

Beni, küçüklüğümde koruyan, büyüklüğümde de, korur!” derdi.

Fakat, Âzer, kendisini, birisinin, Nemrud´a ihbar edeceğinden korkarak Nem-rud´a gidip:

“Ey kral! Senin, doğmasından sakındırdığın çocuk, benim oğlumdur.

Kendisi, evimden başka bir yerde doğmuş, yanıma gelinceye kadar, ondan ha­berim olmamıştır.

Şimdi, onu, sana haber veriyorum.

Kendisi hakkında, istediğini, yap! Sonra, beni, kınama!” dedi.

Nemrud “Onu, bana getir!” dedi.

Âzer, İbrahim Aleyhisselamı, annesinin yanından alıp Nemrud´a götürdü.

Nemrud, Meclisini süslemiş, askerlerini, sıra sıra dizdirmişti.

İbrahim Aleyhisselâm, sağına, soluna bakıp:

“Ey kavim! Siz, neye tapıyorsunuz?” diye sordu.

Nemrud:

“Ey İbrahim! Sen, üzerinde bulunduğum dinime gir ki, seni, ben yaratmışım-dır ve rızkınım da, ben veriyorum!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Ey Nemrud! Sen, yalan söylüyorsun!

O, Rab ki, beni, yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur!

Bana, yediren, içiren de, O´dur!” deyince, Nemrud da, halk da, tutula kaldılar!

Bunun üzerine Nemrud, Âzer´e dönüp:

“Ey Âzer! Bu oğlun, daha küçüktür.

Ne söylediğini, benim kadr´ü kıymetimi, mülk´ü saltanatımın ululuğunu, bilmiyor.

Sen, onu, hemen al, götür. Kendisini, azabımın şiddetiyle korkut! Ola ki, üze­rinde saplanıp kaldığı şeyden döner!” dedi.´[59]

İbrahim Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu:
Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Cebrail Aleyhisselamı gönderip Dinini öğ-retti[60] ve kendisini, kavmine, Peygamber olarak gönderdi. [61]

Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâmın, babası ve kavmiyle aralarında geçenler, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

“Vaktâ ki, İbrahim, babasına:

Ey babam! İşitmez, görmez, sana, hiç bir yararı olmaz şeylere ne diye taparsın?!

Ey babam! Bana, muhakkak ki, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir.

O halde, bana uy da, seni, ben, dümdüz bir yola çıkarayım.

Ey babam! Şeytana tapma!

Çünkü, şeytan, hakkıyle esirgeyen Allâha çok âsi olmuştur.

Ey babam! Gerçekten korkuyorum ki: Çok esirgeyen Allah´dan sana, bir azab gelip çatar da, şeytana yâr olmuş olursun! dedi.

Babası:

Ey İbrahim! Sen, benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin?!

And olsun ki: vaz geçmezsen, seni, muhakkak, taşlarım!

Sen, uzun bir müddet benden ayrıl!” dedi.

İbrahim ise;

Üstüne selâmet! Ben, senin için, Rabb´imden mağfiret dileyeceğim.

Çünkü, O, bana çok lütufkârdır.

Sizi ve Allâh´dan başka taptıklarınızı bırakıp çekiliyorum.

Rabb´ime, dua ediyorum.

Umulur ki: Rabb´ime duada, sizin gibi bedbaht olmam! dedi. [62]

İbrahim´in, babası için mağfiret dilemesi, ancak, ona olan bir va´d´den dolayı idi.

Yoksa, onun, Allah´ın bir düşmanı olduğu, kendisince belli olunca, o, ondan uzaklaştı.

İbrahim, gerçekten, çok çok tazarru ve niyaz edici, pek yumuşak huylu ve sa­bırlı idi. [63]

O zaman, o, babasına ve kavmine: Sizin tapmakta olduğunuz bu timsallar, nedir?” diye sordu. Onlar:

“Biz, Atalarımızı, bunların tapıcıları olarak bulduk!” dediler. İbrahim:

“And olsun ki: siz de, Atalarınız da, apaçık bir sapıklık içindesinizdir!” dedi. Onlar:

“Sen, bize gerçeği mi getirdin? Yoksa, sen, şakacılardan mısın?” dediler. İbrahim:

“Hayır! Sizin Rabb´iniz, hem göklerin, hem yerin Rabb´idir ki, bütün bunları, O, yaratmıştır ve ben de, buna yakîn hâsıl edenlerdenim!” dedi. [64]

“Hani, o, babasına ve kavmine: “Siz, neye tapıyorsunuz?” demişti.

“Putlara, tapıyoruz! Onun için, bütün gün, onlara vakf-ı hizmet etmekte sabit ve dâimiz!” dediler. İbrahim:

“Siz, çağırdığınız vakit, onlar, sizi duyuyorlar mı?

Yahud (taparsanız) size bir yarar veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı?” diye sordu.

“Hayır! Biz, babalarımızı, böyle bulduk. (Onlar da, böyle yapıyorlardı) dediler. İbrahim:

“Şimdi, gördünüz mü? Gerek sizin, gerek daha önceki babalarımızın neye tap­makta olduklarınızı?!

işte, onlar, benim, muhakkak düşmanımdır. Fakat, âlemlerin Rabb´ı, böyle değildir. O Rab ki, beni yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur. Bana, yediren, içiren, O´dur.

Hastalandığım zaman, şifâ veren, hastalığımı geçiren, O´dur. Beni, öldürecek, sonra, diriltecek olan, O´dur. Ceza gününde kusurlarımı yarlıgayacağını umduğum da, O´dur. Rabb´im! Bana, bir hüküm ihsan et ve beni, Sâlihler zümresine kat! Benden sonrakiler içinde, benim için, bir lisân-ı sıdk (güzel bir anış) ver. Beni, Naîm Cennetinin vârislerinden (onda temelli kalacaklardan) kıl! Babamı da, yarlığa! Çünki, o, sapkınlardandır.

Kulların, kabirlerinden kaldırılacakları gün, beni, rüsvay etme! O gün ki, ne mal yarar verir, ne de, oğullar! Meğer ki, Allah ´a (küfür ve nifaktan) temamen salim, hâlis bir kalb ile gelenler ola.

O günde ki, Cennet, takva sahiplerine (Allâhın buyruklarını yerine getiren, ya­saklarından sakınanlara) yaklaştırılmıştır.

Cehennem de, azgınlara açılıp gösterilmiştir ve onlara:

Allâhı bırakıp ta, taptıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı?!

Yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?! denilmiştir.

Artık, onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da, yüzleri koyun top yekûn Cehen­nemin içine atılmışlardır.

Orada, birbirleriyle çekişecekler:

Allah´a and olsun ki, gerçekten, biz, apaçık bir sapkınlık içinde idik.

Çünkü, sizi, âlemlerin Rabb´i ile bir tutuyorduk.

Bizi, o mücrimlerden başkası saptırmadı.

Artık, bizim için, ne şefâatcılardan bir kimse, ne de, candan bir dost var!

Bizim için, gerçekten bir geri dönüş olsaydı da, biz de, Mü´minlerden olsaydık!” diyeceklerdir. [65]

İbrahim Aleyhisselâmın Puthanedeki Putları Kırması:
İbrahim Aleyhisselâmın, putlara karşı tutum ve davranışı, kavmi arasında ya­yılmış, fakat, bu hususta Nemrud´a hiç bir haber ulaşmamıştı.

İbrahim Aleyhisselâm, kavmini, tapmakta oldukları şeyleri bırakıp Yüce Allah´a ibadete davet ettiği zaman, kavmi, ona:

“Sen, kime ibadet ediyorsun?” diye sordular.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Rabbül´âlemîn´e!” dedi

“Nemrud´a tapsana?” dediler.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Hayır! Ben, beni yaratmış olan´a ibadet ederim.” dedi.

Artık, İbrahim Aleyhisselâmın işi, iyice açığa çıkmış, Nemrud´a da, ulaştırılmış bulunuyordu. [66]

İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer ise, oğlunu, putperestliğe çevirmek için bir tedbir düşündü:

“Ey İbrahim! Bizim bir Bayram günümüz vardır ki, o gün, sen, bizimle birlikte bayram yerine gidersen, her halde, dinimiz, senin de, hoşuna gider.” dedi.

Bayram günü olunca, İbrahim Aleyhisselâm, onlarla birlikte yola çıktı.

Yolun bir kısmında, kendisini, yere attı ve “Ben, hastayım, Vebâ´ya tutuldum!” der demez, kendisi, yere serilmiş bir halde iken, halk, onun ayaklarını çiğneye çiğneye kaçıştılar!

İbrahim Aleyhisselâm, zaiflikleri sebebile halkın en geride kalanlarına seslendi[67]:

“Allâha yemin ederim ki: siz, arkanızı dönüp gittikten sonra, ben, putlarınıza, muhakkak, bir tuzak kuracağım!” dedi. [68]

Geride kalanlar, İbrahim Aleyhisselâmın söylediğini, işittiler.

Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, dönüp putların bulunduğu binaya geldi.

Puthane; büyük bir binanın içinde idi.

Puthanenin kapısının karşısında büyük bir put vardı. [69] ki, altundan yapılmıştı.

Bu putun iki gözünün içine de, geceleyin parıldayan iki pırlanta yerleşti­rilmişti. [70]

Onun yanında da, birbirinden küçük, yan yana sıralanmış, dizilmiş, puthane-nin kapısına kadar uzanan putlar vardı.

Putperestler; Bayram yerine gitmeden, yemekler yapıp putların önlerine koy­muşlar “Dönüşümüzde, putlarımızın bereketlendirecekleri bu yemeklerimizi, ye­riz!” demişlerdi.

İbrahim Aleyhisselâm, putlara ve önlerindeki yemeklere baktı[71].

“Ne diye yemek yemiyorsunuz?!

Size, ne oluyor da, hiç konuşmuyorsunuz?!” dedi. [72]

Eline, bir balta geçirdi. Bütün putları, böğürlerinden vurup yardı. [73]

Her birine vururken:

“Kendini, korusana?” diyordu. [74]

Putları, parça parça etti.

Yalnız, onların en büyüğünü bıraktı, belki, ona başvururlar diye! [75]

Baltayı da, en büyük putun boynuna astıktan sonra puthaneden çıkıp gitti.

Putperestler, teberrük için bıraktıkları yemekleri almağa geldiler ve putlarına baktılar. [76]

“Bunu, dediler, bizim tanrılarımıza kim yaptı? Her halde, o, zâlimlerden biridir! [77]

İşittik ki, İbrahim diye anılan bir genç, bunları, diline dolay ip duruyordu.

Onları, yeriyor, ayıplıyor, onlarla alay ediyordu.

Biz, ondan başka, hiç kimsenin, böyle söylediğini işitmedik.

Sanıyoruz ki: bu işleri yapan da, odur!” dediler. [78]

Derken, kavmi, koşarak onun yanına geldiler.

İbrahim, onlara:

“Siz, kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?!

Halbuki, sizi de, elinizle yapageldiğiniz şeyleri de, Allah, yaratmıştır.” dedi. [79]

Hâdisenin haberi, Nemrud´a ulaştırıldı. [80]

Nemrud ile kavmin Eşrafı, İbrahim Aleyhisselâmı, delilsiz olarak cezalandırmayı, uygun görmediler. Suçunu, kendisine itiraf ettirmek istediler. [81]

“O halde, onu, insanların gözleri önüne getiriniz.

Olur ki, onlar da, kendisinin aleyhinde şâhidlik ederler!” dediler. [82]

İbrahim Aleyhisselâm, getirildikten sonra, halk, kralları Nemrud´un huzurunda toplandılar. [83]

“Ey İbrahim! Sen mi, tanrılarımıza bu işi yaptın?” dediler. İbrahim:

“Belki, onların şu büyüğü yapmıştır! Eğer, konuşurlarsa, onlara sorunuz[84]

Bu putların en büyüğü, sizin, kendisiyle birlikte şu küçük putlara da, tapmanı­za kızarak onları, kırmıştır!” deyince, biraz insafa gelir gibi oldular. [85]

Sonra, yine, eski kafalarına döndürüldüler de:

“And olsun ki: bunların, söz söylemeyeceğini, sen de, bilirsin!” dediler.

İbrahim:

“Öyle ise, Allâhı bırakıp ta, size hiç bir şeyle ne yarar, ne de zarar yapamaya­cak olan şu putlara hâlâ tapacak mısınız?!

Yuf size ve Allâhı bırakıp tapmakta olduklarınıza! Siz daha akıllanmayacak mısınız?” dedi. [86]

Bunun üzerine, kavmi, Yüce Allah hakkında, İbrahim Aleyhisselâm ile tartışıp, tanrılarının daha hayırlı olduğunu iddia etti. [87]

“Ona, hüccet getirmeğe kalkıştı. İbrahim de:

“Allah, beni, doğru yola iletmişken, siz, Onun hakkında benimle hâlâ çekişiyor musunuz?

Ben, ona şerik koştuğunuz şeylerden hiç bir zaman, korkmam! Meğer ki, Rabb´im, hakkında bir şey (bir felâket) dilemiş bulunsun. Rabb´imin ilmi, her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?!

Hem, Allâhın, size, haklarında hiç bir delil ve burhan indirmediği şeyleri, siz, Ona şerik koşmanızdan korkmazken, ben, şerik koştuğunuz o şeylerden nasıl korkarım?!

Şimdi, biliyorsanız, söyleyiniz: iki zümreden, hangisi, korkudan emîn olmaya daha ayıktır?

İman edenler, bununla beraber, imanlarını, haksızlıkla ve şirkle bulaştırmayan-´ar, işte, ancak, onlardır ki, korkudan emîn olmak hakkı, elbette kendilerinindir.

Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir! “[88] diyerek, Yüce Allâhın korkulmağa ve ibadet edilmeğe, tapındıkları şeylerden daha lâyık olduğunu bilsinler diye on­lara ibretli temsiller getiriyordu. [89]

Nemrud, İbrahim Aleyhiselâmı, huzuruna çağırıp

“Senin, şu ibadet etmekte olduğun ve halkı da, ona, ibadete davet ettiğin, baş­kalarına karşı, kudretinin ululuğundan ve üstünlüğünden söz ettiğin İlâhını gör­dün mü? Nasıldır o?” diye sordu. [90]

ibrahim:

“Benim Rabb´ım, hem diriltir, hem öldürür!” deyince, Nemrud: “Ben de, diriltirim, öldürürüm!” dedi. (Bakara: 258) İbrahim Aleyhisselâm, ona: “Sen, nasıl diriltir ve öldürürsün?” diye sordu. Nemrud:

“Tutup ölümüne hükmettiğim iki adamdan birini, öldürürüm, onu, öldürmüş olurum.

Diğerini ise, affedip sağ bırakırım. Onu da, diriltmiş olurum!” dedi. [91] İbrahim:

“Allah, güneşi, doğudan getiriyor. Haydi, sen, onu, batıdan getir bakayım?” deyince, kâfir (Nemrud), şaşırıp, tutulup kaldı.

Allah, zâlimler güruhunu, muvaffak kılmaz. [92]

Bunun üzerine, Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmı, zindanda yedi yıl hapsetti. [93]

Bundan sonra, Nemrud ile kavmi, İbrahim Aleyhisselâmın öldürülmesi üzerin­de söz birliği ettiler. [94]

“Onun için bir bina çatınız da, alevli ateşin içine atınız onu! [95]

Onu, yakınız! Bu suretle, tanrılarınıza, yardım ediniz, eğer bir iş yapanlarsanız!” dediler.[96]

Nemrud´a “Onu, ateşte yakınız!” diye tavsiyede bulunan adam, Fars Bedevi­lerinden Kürt Heyzen idi.

Yüce Allah, onu, yere yutturdu da, kendisi, Kıyamete kadar, kımıldadıkça, ye­re batıp duracaktır![97]

Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, her çeşit odun toplanmasını emretti. Odunların, en sert ve dayanıklı cinslerinden odun toplandı. Hattâ, İbrahim Aleyhisselâmın köyünden, hasta bir kadın:

“Tanrı, beni, hastalıktan kurtarırsa, İbrahim için, odun toplayayım!” diyerek adak adamıştı. [98]

Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, toplattığı çakıl taşlar ile de geniş bir ateş çukuru, tandır yaptırdı[99] Ateş ocağı, Guta kariyesinde idi ve ocağa, üç ay odun toplanıp yığılmıştı, [100]

Ocağın içine yığılan odunları, her taraftan tutuşturdular.

Ateş, o kadar alevlenmişti ki, uçan kuşlar, oradan geçecek olsalar, hararetin şiddetinden, yanıp kavruluyorlardı![101]

Ateşin sıcaklığı ve dumanı, Guta halkını, neredeyse, helak edecekti!

Hararetin şiddetinden, bazıları, yer altındaki bodrumlara sığınmak zorunda kal­mışlardı.[102]

İbrahim Aleyhisselâmı, ateşe atmak için, yüksek bir binanın üzerine çıkardılar. Ellerini, ayaklarını, sımsıkı bağladılar. [103]

Binanın üzerine de bir Mancınık kurdular.[104] İbrahim Aleyhisselâmı, Mancınığın kefesine koydular. [105]

Mancınığı yapan, ve kuran, Kürd Heyzen olup kendisi, Mancınık yapanların il­ki İdi.[106]

İbrahim Aleyhisselâm, bağlanırken, Yüce Allah´a:

“Senden başka ilâh yoktur!

Sen, her noksandan münezzeh ve mukaddessin.

Âlemlerin Rabb´isin!

Hamd, Sana mahsustur. Mülk, Senindir. Senin şerîkin yoktur!” dedi. [107]

Mancınıkla havaya atıldığı sırada[108] Cebrail Aleyhisselâm:

“Ey İbrahim Bir hacetin var mı?” diye sordu. [109]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Sana ise, hayır!” dedi. [110]

Cebrail Aleyhisselâm:

“Öyle ise, hacetini, Rabb´inden dile!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“O´nun; hâlimi, dileğimi, bilmesi, bana yeter!” dedi. [111] ve başını, göğe kaldırıp:

“Ey Allâhım! Sen, göklerde Tek´sin! [112] Yerde de, Tek´sin! [113]

Ben de, yerde bir tek´im! [114] Yerde, benden başka, Sana ibâdet edecek kim­se yoktur. [115]

Allah, bana yeter! [116]Ne güzel Vekildir O!” dedi. [117]

Ateşin İbrahim Aleyhisselâma Serinlik Ve Selâmetlik Oluşu:
Ateşin içine atıldığı zaman, İbrahim Aleyhisselâmın, Yüce Allâha tevekkülü, en yüksek derecede idi.[118] Tevhid´i, Vesîlesiz, Aracısız sırf, katkısız Tevhiddi. [119]

O zaman, Yüce Allah tarafından:

“Ey ateş! İbrahim´e karşı, serinlik ve selâmettik ol!” buyuruldu.[120] Ateş, Yüce Allâhın buyurduğu gibi, oldu. [121]

Ateşten, sıcaklık ve yakıcı tabiatı giderilip ateş, bir ışık haline getirildi. [122] Ateş, ancak, İbrahim Aleyhisselâmın bağlandığı ipleri yaktı. [123]

İbrahim Aleyhisselâm, ateşin içinde yedi gün kaldı. [124] Kendisinin, ateşte kırk veya elli gün kaldığı da, rivayet edilir. [125]

İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer, oğlunun, ateşe atılışından yedi gün son­ra, Nemrud´a gidip:

“İbrahim´in kemikleri hakkında bana izin ver de, onları, gömeyim!” demişti. [126]
İbrahim Aleyhisselâmın Ateş İçinde Annesiyle Görüşmesi:
İbrahim Aleyhisselâmın annesi Nuna, oğluna bakıp ateşin onu yakmadığını görünce:

“Ey yavrucuğum! Ben, senin yanına gelmek istiyorum. Allah´a dua et de, çev­rendeki ateşin hararetinden, beni, korusun!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Olur!” dedi.

Nuna, oğlunun yanına kadar geldi.

Ateşin hararetinden, hiç bir şey, ona, dokunmadı.

Nuna, gelince, İbrahim Aleyhisselâmı kucaklayıp öptükten sonra geri döndü. [127]

İbrahim Aleyhisselâmın Ateşin İçinden Çıkıp Nemrud´la Konuşmaları:

Nemrud; ateşin, İbrahim Aleyhisselâmı, yakıp kül haline getirdiğini, sanıyor, ve bundan, hiç şüphe etmiyordu. [128]

Hayvanına binerek ateşin yanından geçti.

İbrahim Aleyhisselâmı yakmak için toplanmış, yığılmış odunlar, hâlâ yanıp du­ruyordu.

Nemrud, bakınca, İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bulunduğunu, gördü ve hemen geri döndü. Kavmine:

“Ben, İbrahimi, ateşin içinde diri bir halde gördüm?!? Bu hususta, şüphe içindeyim.

Siz, benim için, hemen, yüksek bir bina çatınız da, onun üzerinden, ateşin içi­ne bakıp İbrahimin durumunu tesbit edeyim” dedi.

Hemen, yüksek bir bina çattılar. [129]

Nemrud; binanın üzerine çıkıp ateşin içine baktığı zaman, İbrahim Aleyhisselâm´ın, ateşin içinde oturduğunu, yanında da, kendisine benzeyen birisinin bu–nduğunu gördü ve:

´Ey İbrahim! Gördüm ki: senin İlâh´ın, pek büyükmüş ve kendisinin kudret ve zzeti de, aramıza gerilip seni zarardan koruyacak dereceye varmış! [130]

Ey İbrahim! Ne güzel Rab´dir senin Rabb´in!” diyerek seslendi. [131] Sonra da: ´Ey İbrahim! Ateşin içinden çıkmağa da, gücün yeter mi?” diye sordu.

ibrahim Aleyhisselâm: “Evet!” dedi.

Nemrud:

Ateş içinde kalmanın, sana zarar verebileceğinden korkmaz mısın?” diye

sordu.

ibrahim Aleyhisselâm:

´Hayır!” dedi.

Nemrud:

“Öyle ise, kalk ve ateşin içinden çık!” dedi.

ibrahim Aleyhisselâm, kalkıp ateşin içinden, yürüyerek dışarı çıktı. Nemrud´-jn yanına doğru vardı.

Nemrud:

“Ey İbrahim! Senin yanında, senin gibi bir adamın oturduğunu gördüm, Kimdi o?” diye sordu.

ibrahim Aleyhisselâm:

“O, gölgeler Meleği idi. Rabb´ım, onu, bana, yanımda bulunsun ve ateşin için­de, benimle görüşüp konuşsun; ateşi, bana serinlik ve selâmetlik yapsın diye gön­dermişti!” dedi.

Nemrud:

“Ey İbrahim! Ben, senin İlâhına kurban takdim edeceğim.

Fakat, bunu, kendisine ibadet ve birliğini itiraf maksadiyle değil, izzet ve kud-retini ve sana yaptığı şeyleri, gözlerimle gördüğüm için, yapacağım! Ona, dört oin sığır keseceğim!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Sen, bu dininden, her hangi bir şey üzerinde bulunmaksızın ayrılıp benim di­nime girmedikçe, Allah, senin takdim edeceğin kurbanı kabul etmez!” dedi.

Nemrud:

“Ey İbrahim! Ben, mülk ve saltanatı, elden bırakmağa güç yetiremem.

Fakat, ben, onun için, kurban keseceğim!” dedi ve kesti. [132]
İlk Müminler Ve Hicret:

İbrahim Aleyhisselâmın, ateşin içinden, dipdiri çıktığını gören bazı kimseler; Nemrud ile adamlarının şerlerinden korkmalarına rağmen, İbrahim Aleyhisselâ­mın davetine icabet ederek, Allah´a iman ettiler.

İman edenler arasında İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran´ın oğlu Lut b.Ha­ran, b.Târah ile İbrahim Aleyhisselâmın amcası büyük Hâran´ın kızı Hz.Sâre de, bulunuyordu. [133]

Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselama, Nemrud´un ülkesinden ayrılıp[134] kutsal Şam topraklarına doğru gitmesini emretti. [135]

İbrahim Aleyhisselâm ile kendisine tâbi olan Sahâbîleri de, kavimlerinden ay­rılıp gitmeyi, kararlaştırdılar.

Kavim ve kabilelerine de:

“Biz, sizden ve Allâh´dan başka tapmakta bulunduğunuz şeylerden uzağız ve bezginiz!

Ey Allâh´dan gayrı olan putlar! Biz, sizi, red ve inkâr ediyoruz!

Ey puta tapanlar! Sizler de, bir olan Allâha iman edinceye kadar, sizinle ara­mızda, ancak, düşmanlık, sürüp gidecektir!” diyerek ültimatom verdiler.

İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´inin yolunda Muhacir olarak, yurdundan, gizlice ayrıldı.

Amcası Hâran´ın kızı Hz.Sâre de, Rabb´ine, rahatça ibadet etmek üzre, firar yolunu seçip İbrahim Aleyhisselâm ile birlikte yola çıktı. [136] Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâm´a, Hz.Sâre ile evlenmesini vahy etmişti. [137] Hz.Sâre de, hiç boşamamak şartı ile kendisiyle evlenebileceğini teklif etti. [138] İbrahim Aleyhisselâm da, bu şartla, onunla evlendi. [139] O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, otuz yedi yaşında idi. [140] İbrahim Aleyhisselâmle birlikte, Lut Aleyhisselâm da, hicret etti. [141] O zaman, Kûsâ halkının ve İbrahim Aleyhisselâmın dili Süryanca idi.[142]

Nemrud´un Muhacirleri Geri Çevirmek İstemesi:

Nemrud, Muhacirlerin arkalarından adamlar koşturdu:

“Süryanca konuşan hiç bir kimseyi bırakmayıp bana getiriniz!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, Harran´da Fırat´ı geçince, Yüce Allah, onun dilini, İbra-nıceye çevirdi, değiştirdi.

Nemrud´un adamları, İbrahim Aleyhisselâma yetiştiler, ibrahim Aleyhisselâm, adamlara, İbranice konuşunca, onlar, dilini anlayama­dıkları için, kendisini, geri çevirmeyip serbest bıraktılar. [143]

Muhacirler, Harran´a varıp orada bir müddet oturdular. [144]

İbrahim Aleyhisselâm´ın babası Târah (Âzer), iki yüz beş yaşında iken, orada

öldü.

Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma, Ken´ânîlerin yurduna gitmesi emr ve kendisinin zürriyetinin yerdeki kumlar sayısınca çoğalacağı tebşir bu-,uruldu.

O zaman, Ken´ânîlerin yurdunda kıtlık ve açlık vardı. [145] İbrahim Aleyhisselâm, oradan Ürdün´e[146], Ürdünden de, Mısır´a gitti. [147]

Mısırda ilk Firavunlardan, bir Firavun bulunuyordu. [148] ki, kendisi, yedi Fira­vundan ilki olan Totıs idi. Babasını, öldürüp tahtına oturmuştu.

Totıs; mütegallibe, zorba, atılgan, korkunç, hiddetli ve cezası şiddetli bir Fi­ravundu.

Akrabalarını, ev halkını, amcasının oğullarını, hizmetçilerini, kadınlarını ve bir cok kâhinleri, hekimleri öldürmekten çekinmemişti. Kan dökmeğe çok hırslı

.di. [149]

Kendisinin; Sinan b.Eşel, b.Ulvan, b.Ubeyd´[150], b.Avlec, b.lmlak, b.Lâvez, b.Sâm, b.Nuh (Aleyhisseİâm) olduğu ve meşhur Zâlim Dahhâk´in kardeşi olup Mısır´ı idareye, onun tarafından memur edildiği de, rivayet edilir. [151]

İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Sâre Yüzünden Başı Dertte:

İbrahim Aleyhisselâm; zevcesi Hz.Sâre ile birlikte Mısır´a varınca[152]´, şehrin giriş kapısında vazifeli Müfettişler, Hz.Sâre´yi görür görmez, yüzünün güzelliği­ne hayran oldular ve Firavun´a:

“Şark halkından´[153], buraya, bir adam geldi.

Onun yanında, bir kadın var ki[154], kendisi, insanların en güzellerindendir. [155]

İnsanlar, ondan daha güzel yüzlüsünü ve güzelini, görmemiştir!” diyerek ha­ber verdiler. [156]

Firavun´un adamlarından biri de, Firavun´un yanına giderek “O, senden başkasına lâyık olamaz!” dedi. [157]

Firavun, hemen Vezîr´ini gönderip İbrahim Aleyhisselâmı huzuruna getirtti. Ona, kim olduğunu, Mısıra niçin geldiğini ve nereli olduğunu sordu.

İbrahim Aleyhisselâm da. kim olduğunu, Mısıra ne için geldiğini ve nereli oldu­ğunu, ona, haber verdi. [158]

Firavun:

“O kadın, kimdir? [159] Senin, neyin olur?” diye sordu. [160]

İbrahim Aleyhisselâm, Hz.Sâre hakkında “Benim hanımımdır!” diyecek olur­sa, onun yüzünden, kendisinin öldürüleceğinden çekindi[161] de,

“Kız kardeşimdir!” dedi. [162] Firavun, onu, görmek istedi. Kendisine, muhalefet edilemezdi.

Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Firavun´un, Hz. Sâre´ye kötülük yapama­yacağını, bildirdi. [163]

İbrahim Aleyhisselâm, hemen, Hz.Sâre´nin yanına geldi:

“Bu zorba, senin, benim zevcem olduğunu öğrenirse, senin için, bana, gale-be çalar. [164]

Bunlar, seni, bana sordular. “Kızkardeşimdir!” diye haber verdim.” dedi. [165]

Hz. Sâre Firavun´un Huzurunda:

Firavun, adam göndererek, Hz. Sâre´yi, yanına getirtti. [166] İbrahim Aleyhisselâm, hemen namaza durdu. [167]

Firavun´a, Hz.Sâre´nin ve yüzünün güzelliği, çok övülmüştü. [168]

Gerçekten de, Hz.Sâre, çok güzel ve İbrahim Aleyhisselâma karşı da, son de­rece itaatli idi. Hiç itâatsızlıkta bulunmazdı. [169]

Bunun için, Yüce Allah, onu, şerefli kıldı. [170]

Hz. Sâre, Firavun´un huzuruna girince, Firavun, ayağa kalktı. [171]

Hz. Sâre, hemen abdest alarak namaza durdu.

Namazını, bitirince:

“Ey Allah´ım! Ben, Sana ve Senin Peygamberine inanmış; kadınlığımı da, ko­camdan başkasına karşı, temelli olarak korumuş bir kulun isem, şu kâfiri, bana, sataştırma!” diyerek dua etti. [172]

Firavun; Hz.Sâre´ye, elini uzatmaktan kendisini, alamayıp, eli tutula kalınca, Hz.Sâre´ye:

“Allah´a, dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!” dedi. Hz.Sâre, Allah´a, dua etti. Firavun´un eli, bırakıldı.

Bundan sonra, Firavun, ikinci kere, ona, el uzatmağa kalkıştı. Firavun´un eli, öncekinden daha şiddetli bir şekilde tutuldu! Firavun, yine:

“Allah´a dua et te, elimi, salsın, sana, bir zarar vermeyeceğim!” dedi. Hz.Sâre, dua etti. Firavun´un eli, bırakıldı.[173]

Fakat, Firavun, eski hareketini tekrarlayıp ta, ilk ikisinden daha şiddetli olarak eli, tutula kalınca:

“Allâha dua et, elimi, salsın! Vallahi, sana, bir zarar vermeyeceğim!” dedi. [174] Hz.Sâre:

“Ey Allah´ım! Eğer, bunun sözü ve özü doğru ise, elini, bırak!” diyerek[175] dua edince, Firavun´un eli, bırakıldı. [176]

Rivâyşte göre: Firavun´un, her saldırışında, eli, tutulmakla kalmamış, aynı zamanda, nefesi de, boğulup kendisi, horlamağa ve hattâ, yeri, ayağıyla tepmeğe başlamıştı.

Bunun üzerine, Hz.Sâre:

“Allâhım! Eğer, bu herif ölürse (Onu, bu kadın, öldürdü!) denilir diyerek endi-şelenmişti.

Firavun; elinin, ikinci veya üçüncü bırakılışında[177], Hz.Sâre´yi getiren adamı­nı[178] veya muhafızlarından bazılarını çağırıp:

“Siz, bana, bir insan getirmemişsiniz, ancak, bir şeytan getirmişsiniz! [179]

Onu, İbrahim´e geri çeviriniz. [180]

Ülkemden, hemen dışarı çıkarınız[181]

Hâcer´i de, ona veriniz!” dedi. [182]

Hz.Sâre´ye, ayrıca, elbise de, hediye etti. [183]

Hz.Sâre´ye:

“Gerçekten, senin Rabb´in, büyükmüş!” dedi ve kendisinin, İbrahim Aleyhis-selâmın, neyi olduğunu, sordu.

Hz.Sâre:

“Kocam ve akrabam olur.” dedi.

Firavun:

“O, senin için, kız kardeşi olduğunu, söylemişti.” dedi.

Hz.Sâre:

“Doğrudur. Ben, onun, dinde kız kardeşiyim.

Bizim dinimizde olan herkes, bizim için, din kardeşimiz sayılır.” dedi.

Firavun:

“Ne güzel dinmiş sizin dininiz!” dedi ve Hz.Sâre´yi. görüşsün diye kızı Hurya´-ya gönderdi.[184]

Hz. Sâre´ye Yapılan İkramlar:
Firavun´un kızı Hurya, çok akıllı ve üstün vasıflı bir kadındı.

Yüce Allah, onun kalbinde, Hz. Sâre´ye karşı, büyük sevgi ve saygı uyandırdı.

Hurya; Hz. Sâre´yi. en güzel bir şekilde karşıladı ve ağırladı:

Kendisine, mal ve mücevherat hediye etti.

Hz.Sâre, onları alıp[185] İbrahim Aleyhisselâmın yanına geldi. [186]

O sırada, İbrahim Aleyhisselâm, namaz kılıyor[187], Allah´a, dua ediyordu. [188]

Hz. Sâre´nin geldiğini hissedince, namazını, bitirdi. [189]

Hz. Sâre´ye, eliyle işaret ederek[190]

“Ne haber?” dedi. [191]

Hz. Sâre:

“Hayır haber!” [192]

Anladın mı? [193], İzzet ve Celal sahibi olan[194] Allah, o fâcirin elini, benden men[195], kötülüğünü, redd[196] ve kendisini, zelil etti[197]. Bana da, bir hizmetçi Dağışladı[198], Hâcer´i, verdi!” dedi. [199]

İbrahim Aleyhisselâm, Hurya´nın hediye ettiği mal ve mücevherat hakkında:

“Götür, geri ver! Bunlar, bize gerekmez!” dedi.

Hz. Sâre, onları, götürüp geri verdi.

Hurya, durumu, babasına anlatınca, Firavun, buna, şaşa kaldı ve:

“Muhakkak ki, bunlar, üstün şerefli bir kavimdirler. Temiz ve asâletli bir soy­durlar!” dedi.

Hz.Sâre´ye iyilik yapmak için, her çareye başvurdu ise de, kabul ettiremedi.

Cariyelerinin en güzeli olan Hâcer´in kabulü için, ısrar edince, kabul etmek zo­runda kaldı. [200]

İbrahim Aleyhisselâm; Firavun´dan ve şerrinden sakındığı için[201], Şam´a dön­mek üzere[202], Mısır´dan ayrılmak istediği zaman Firavun´un kızı Hurya, yol azı­ğı olarak helvalar, şekerden tatlılar, ekmekler yaptı. Pek çok yiyecekler hazırladı. Onları, sepetlere doldurdu.

Her sepetteki helvanın altına, bir çok kıymetli mücevherat, kuyumcu işi, hayrette bırakıcı bilezikler yerleştirdi.

Hz. Sâre, veda için, geldiği zaman, Hurya, bu sepetleri, ona, verip:

“Bunlar, yanında bulunsun da, azık edinirsin!” dedi.

Hz.Sâre:

“Sahibime bir danışayım.” dedi ve danıştı.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Yiyecek olunca, al onu!” dedi.

Hz. Sâre, Hurya´dan sepetleri alıp vedalaşarak İbrahim Aleyhisselâmın yanı­na döndü.[203]
Mısır’dan Ayrılış:
İbrahim Aleyhisselâm ve Hz.Sâre, yanlarında, Hz.Hâcer olduğu halde, Mısır­dan ayrıldılar.

Epeyce yol gittikleri ve Mısırdan uzaklaştıkları zaman, Hz. Sâre, azıklardan ye­mek için, sepetlerden bazısını çıkarıp içine, elini, sokunca, cevher buldu.

Öteki sepetleri de karıştırdı. Onlarda da, aynı şekilde, cevherler buldu ve hep­sini bir araya toplayıp İbrahim Aleyhisselâma sundu.

İbrahim Aleyhisselâm, onlardan bir kısmını, satıp bedeliyle bir kuyu kazdırdı. Bir kısmını da, hayr ve iyilik yollarına harcadı. [204]
Seb´in Yurt Edinilişi:

İbrahim Aleyhisselâm ile Zevcesi ve Cariyesi, Filistin toprağında, Filistin ile Ku­düs arasında, Şam çölündeki Seb´ diye anılan yere varıp indiler. [205]

İbrahim Aleyhisselâm, orada bir kuyu kazdı ve bir Mescid yaptı. [206]

Kuyunun suyu, bir çeşme gibi akar, İbrahim Aleyhisselâmın koyunları, su iç­mek için kuyunun başına gelirlerdi. [207]

Seb´ halkı, İbrahim Aleyhisselâmı, rahatsız edecek bazı uygunsuz hareketler­de bulunmağa başladılar.

İbrahim Aleyhisselâm da, başka bir yerde oturmak üzere, hemen oradan ayr,ld.. [208]

Seb´ Halkının İbrahim Aleyhisselâmı Geri Çevirmek İstemeleri:
İbrahim Aleyhisselâm, Seb´den ayrılınca, yerden çıkıp duran su, kesildi, gitti.

Halk, İbrahim Aleyhisselâma yaptıklarına nadim oldular;

“Salih Zâtı, aramızdan çıkardık!” dediler.

Arkasından yetişip yanlarına dönmesini ondan rica ettiler. [209]

ibrahim Aleyhisselâm:

“Ben, içinden çıkmış olduğum bir yere artık geri dönemem!” dedi.

“Senin içtiğin ve bizim de, seninle birlikte içmiş olduğunuz o su, kesildi, gitti!” dediler. [210]

İbrahim Aleyhisselâm, onlara, davarlarından yedi keçi verdi:

“Bunları, yanınızda götürünüz. Onları, kuyunun başında sulamağa hazırlaya­cak olursanız, kuyunun suyu, yükselir ve akmağa başlar.

Eskiden olduğu gibi, ondan, siz de, içersiniz.

Sakın, ay halinde iken, hiç bir kadın, ondan, avuçlamasın!” dedi.

Seb´ halkı, keçilerle birlikte gelip kuyunun başında durdukları zaman, su, çıktı. Ondan, içmeye başladılar.

Ay halli bir kadın gelip ondan, avuçlayıncaya kadar, kuyunun suyu, aktı durdu. Avuçlandığı zaman da, eski kuru haline döndü. [211]

İbrahim Aleyhisselâm Yeni Yurdunda:
İbrahim Aleyhisselâm; Seb´den ayrıldıktan sonra Filistin toprağında, Remle ile Uya (Kudüs) arasında bir yere gelip yerleşti. [212] ki, orası, Katt veya Kıtt diye anı­lan yerdi. [213]

İbrahim Aleyhisselâm, bu yurdunda da, bir kuyu kazdı.

Evine inen konukları, ağırlardı. [214]

Konuk, konuklayanların ilki idi ve (Konuklar Babası) diye anılırdı. [215]

Yüce Allah, ona, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmetçiler ihsan etti. [216]

İbrahim Aleyhisselâmın Lut Aleyhisselâmı Ve Malını Düşman Elinden Kurtarışı:
İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Hâran´ın oğlu Lut Aleyhisselâmın da, malı ço­ğalmıştı.

İbrahim Aleyhisselâm, ona:

“Yüce Allah, bizim mallarımızı, küçük ve büyük baş hayvanlarımızı çoğalttı. Sen, yanımızdan ayrılıp Sedum ve Amûre şehirlerine yerleş!” dedi. Bu şehirler, İbrahim Aleyhisselâmın oturduğu yerin yakınında idi.

Lut Aleyhisselâm, Sedum ve Amûre´ye varıp yerleşince, o taraflara gelen bir kral, Lut Aleyhisselâmla çarpıştı. [217]

Kendisini, esir ve mallarını ığtinam edip sürdürdü.

İbrahim Aleyhisselâm, bunu haber alır almaz, üçyüz on sekiz kişi ile gidip çarpı­şarak Lut Aleyhisselâmı kurtardı ve onun mallarını da, geri aldı.

Allah ve Resulünün düşmanlarından bir çoklarını öldürdü. Bozguna uğratıp ka­çırdıklarını da, Dımaşk´ın doğusuna varıncaya kadar takip etti. [218]

İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcerle Evlenmesi:

Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma mal ve servet bolluğu verince, İbrahim Aley­hisselâm:

“Ey Rabb´im! Benim çocuğum yok. Ben, çok mal ve serveti, ne yapayım?” demişti.

Yüce Allah, ona:

“Ben, senin çocuklarını da, öyle çoğaltacağım ki, onlar, yıldızların sayısınca, olacaklardır?” diye vahy buyurdu. [219]

Mukaddes beldelerde yirmi yıldan beri oturdukları halde, çocukları olmu-yor[220]; Hz. Sâre ise, bir hayli yaşlanıp İbrahim Aleyhisselâm için çocuk doğur­maktan kalmış bulunuyordu.

İbrahim Aleyhisselâmın da, yaşı, çok ilerlemişti.

Fakat, kendisi, sâlih bir oğul ihsan buyurması için, Yüce Allâha yalvarıp du­ruyordu. [221]

Mısırdan gelişlerinden on yıl sonra idi[222] ki, Hz.Sâre, hizmetçisi Hz.Hacer´i, İbrahim Aleyhisselâma bağışlayarak “Ben, onun gösterişli bir kadın olduğunu gö­rüyorum.

Sen, onu, zevceliğe al. Belki, Allah, Sana, ondan bir oğul nasîb eder” dedi. [223]
Hz. Hâcer´in Kimliği:

Hz.Hâcer; Firavun´un, İbrahim Aleyhisselâma iman eden câriyelerindendi. [224] Kendisi, Mısır´ın Ferema önündeki Ümmülarab köyündendi. [225]

Ümmülarab köyüne yak köyü de, denirdi. [226]

Hz.Hâcer´in köyünün Ferema olduğu da, söylenir. [227]

Hz. Hacer, Kıbtf[228]´, Mısırlı idi. [229], Kıbtî, Mısırlı demektir. [230]

Hz. Hâcer; Firavundan önce, Mısır Kıbt kırallarından bir kralın kızı idi.

Amr b.Âs; Mısırı, feth için kuşattığı zaman, Mısırlılara:

“Peygamberimiz Aleyhisselâm, Mısırın fethini bize va´d ve Mısırlılarla arada soy ve hısımlık ilişkisi bulunduğundan,kendilerine iyi davranmamızı emir ve tav­siye buyurmuştu” dedi.

Mısırlılar, bu akrabalığın, uzak bir akrabalık olduğunu ileri sürdükten sonra;

´Doğru söylüyorsun, dediler, sizin ananız, bizim kralımızın kızı ve Menf hal-< ndan idi. Kral da, Menf halkının kralı idi.

Ayn-ı Şems halkı, Menfliler üzerine yürüdüler, onları, yendiler ve devletlerine son verdiler, Menf halkını, gurbet illere düşürdüler.

Böylece, Hâcer de, Babanız İbrahim (Aleyhisselam)in zevcesi ve sizin Ananız olmuş oldu…” diye itirafta bulundular. [231]

İbrahim Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu:

İbrahim Aleyhisselâm, seksenini aştıktan sonra, Kadum veya Kaddum ile[232] sünnet olmuş, bundan sonra da, seksen yıl daha yaşamıştır.

ibrahim Aleyhisselâm, ilk sünnet olan insandı. [233]

İmanını tamamlamasının, cesedinden bir parça etini kesip atması, yâni Sünnet olması ile gerçekleşeceği vahy edilince[234], kendisini, hemen Kaddum (keser) ile sünnet etmiş, ağrının şiddetine dayanamayınca da, Allâha yalvarmıştı.

Yüce Allah:

“Biz, sana, Sünnet âletini beyan etmeden önce, sen, acele ettin!” diye Vahy buyurmuştu.

İbrahim Aleyhisselâm da:

“Yâ Rab! Emrini, geciktirmek istemedim” demişti. [235]

İbrahim Aleyhisselâmın; Amalıklarla yaptığı savaşta, iki taraftan pek çok ölen­ler olup kendi adamlarını gömmek için tanıyamadığından, Müslümanlık alâmeti olmak üzre sünnetle emrolunduğu da, rivayet edilir. [236]

Sünnete Aid Bazı Hükümler:

Sünnet olmak, erkekler için sünnettir. [237]

Sünnet olmak, Müslümanı, Müslüman olmayandan ayırt ettiği için, elinin şia­rından olmakla beraber farz değil, sünnettir. [238]

Sünnet´in, Vâcib ve Müstehab olmak üzre, iki vakti vardır. Sünnetin vâcib vakti, buluğ çağıdır ve onu, geciktirmemek gerekir. Sünnetin Müstehab vakti, buluğ çağından öncedir.

Çocuğu, doğumunun yedinci günü veya kırkıncı günü sünnet ettirmek, müste-habdır.

Sünnetin, müstehab vakti, özürsüz geciktirilmemelidir. [239]

Hz.Hüseyin, doğumunun yedinci gününde sünnet ettirilmiştir. [240]

imam Zührî:

“Bir erkek, Müslüman olduğu zaman, yaşı, büyük bile olsa, sünnet olması ken­disine emredilir.”´[241] Salim de: “Abdullah b.Ömer, beni ve Nuaym´ı, sünnet edip bizim için bir koç kesti.

Bize, koç kestiğinden dolayı, çocuklara karşı, neşelendiğimizi, gerçekten, ken­dimizde hissetmiştik.” demiştir. [242]
İsmail Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Hz. Sâre´nin Hz. Hâcer Hakkındaki Kıskançlığı Ve Yemini:
İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunduğu sırada´[243] ismail Aley-hisselâm, Hz.Hâcer´den doğdu. [244]

Hz. Sâre, İsmail Aleyhisselâmın doğumundan sonra, Hz.Hâcer´i kıskanmağa, çekememeğe başladı.

Bir gün, ona, kızdı. [245] Kendisini, evden dışarı çıkardı. Sonra geri çağırıp eve aldı.

Yine, böyle kızıp dışarı çıkardı. [246] Sonra, tekrar eve alıp[247] vücudunun üç uzvundan birer parça kesmeğe[248], şeklini, değiştirmeğe[249] yemin etti. [250] Kendi kendine:

“Ben, onun burnunu, keseyim! Kulaklarını, keseyim! Amma, bu, onu, çok çir-kinleştirir!” dedi. [251]

Çok çirkinleştireceği için, onun, burnunu, kulağını, kesmeyi bıraktı. [252]

“Hayır! Ben, onu, sünnet edeyim!” dedi. [253]

Öfkesi geçip aklı başına geldiği zaman, Hz. Sâre, yaptığı bu yemîne şaştı[254]

İbrahim Aleyhisselâm; -yemînı, yerine getirmek üzere Hz.Hâcer´in iki kulağını delmesini ve onu, Sünnet etmesini, Hz.Sâre´ye tavsiye etti. [255]

Hz.Sâre de, öyle yaptı[256] Bu, kadınlar hakkında sünnet ve âdet oldu. [257] Hz.Hâcer, sünnet edilince, uzun etekle, kandan korundu. Bunun için, sünnet olan kadınlar, uzun etek giymeyi âdet edinmişlerdir. [258] Hz.Hâcer; kulakları delinen ilk kadın olduğu gibi, kadınlardan, ilk sünnet olu­nan ı[259] ve Hz. Sâre´den, izini gizlemek için ilk etek uzatanı da, o, idi. [260] Kadınların, böyle, sünnet olmaları, sonradan, terk edilmiştir. Hz.Sâre, Hz.Hâcer´e:

“Artık, sen, benimle bir şehirde bulunmayacak, oturmayacaksın!” dedi. [261]

Hz.Hacer´le İsmail Aleyhisselâm´ın Mekke Hayatı
Hz. Hâcer´le İsmail Aleyhisselâm´ın Mekke´ye Götürülüşü:
Yüce Allah; İbrahim Aleyhisselâm´a, Hz.Hacer´le İsmail Aleyhisselâm´ı, Belde-i Haram´a götürmesini Vahy etti. [262]

İsmail Aleyhisselâm´a, Beyt-i Harâm´ı, hazırladığını ve oranın, onun elleriyle -nârını takdir ettiğini, suyunu da, onun için akıttıracağını bildirdi. [263]

ibrahim Aleyhisselâm, Burak´a, bindi. İki yaşındaki İsmâl Aleyhisselâmı, önü­ne. Hz.Hâcer´i de, terkisine bindirdi. [264]

Burak; Merkeple katır arası büyüklükte bir binit olup uyluklarının üzerinde iki

Bu yolculukta, Cebrail Aleyhisselâm da, yanlarında bulunuyor, İbrahim Aleyhisselâm´a Beytullâh´ın yerini ve Harem´in sınırlarını gösteriyordu.

ibrahim Aleyhisselâm; köylerden, kasabalardan hangisine uğrasa: ´Ey cebrâil! Buraya mı inmemiz emrolundu?” diye sormakta[265]

Her düz ve sulu yere uğradıkça, Cebrâil Aleyhisselâm´a:

“Ey Cebrâil! İn şuraya!” demekte,

Cebrâli Aleyhisselâm da: Hayır!” diye cevap vermekteydi. [266]

Nihayet, Mekke´nin bulunduğu yere geldiler.

Cebrâil Aleyhisselâm:

“in yâ İbrahim!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Burası, ne zirâata[267], ne de, davar´a elverişlidir!” dedi.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Evet! Öyledir. Amma, Burada, senin oğlunun soyundan Ümmî Peygamber çıkacak ve Kelimetül´ulyâ, Onunla tamamlanacaktır!” dedi. [268]

Mekke; o zaman, Selem ve Semür denilen küçük, büyük dikenli ağaçların bu­lunduğu çalılık bir yerdi.

Mekke´nin dışında ve çevresinde de, Amâlıka diye anılan insanlardan bir top­luluk oturmakta idi.

Beytullâh (Kabe) in yeri de; o zaman, kırmızı topraklı, kesekli[269], yerden yük­sekçe, tümsekimsi bir yerdi.

Zaman zaman gelen seller, oranın, sağını, solunu oymuş, alıp götürmüştü. [270]

İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâm´a:

“Sana, bunları, buraya mı bırakman emrolundu?” diye sordu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Evet!” dedi. [271]

İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcer´le İsmail Aleyhisselâmı, Mescid´i Haram´ın, bu gün bulunduğu yerin ve Mescid´in yüksekçe bir mahallindeki Zemzem kuyu­sunun yukarısında bulunan büyük bir ağacın yanına bıraktı.´[272] Üzerlerine, bir gölgelik yapmalarını da, Hz.Hâcer´e emretti.´[273]

O zaman; Mekke´de, hiç bir kimse, hattâ, içecek su bile yoktu.

İbrahim Aleyhisselâm; bu Ana ve Oğulu, buraya bıraktı. Yanlarına, içi, hurma

dolu meşin bir dağarcıkla, içi, su dolu bir kırba da, bıraktı. Şam´a gitmek üzere, oradan, izi sıra geri döndü. Hz. Hâcer, İbrahim Aleyhisselâmın arkasından seslendi: “Ey İbrahim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp ta, nereye gidiyorsun?! Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de, bir şey!” dedi. [274] Hz. Hâcer, sözünü, tekrarladı ise de, İbrahim Aleyhisselâm, ona dönüp

bakmadı.

Bunun üzerine, Hz. Hâcer:

“Yoksa, bizi, buraya bırakıp gitmeni, sana, Allah mı emretti?” diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Evet! Allah, emretti!” diye cevap verdi.

Hz. Hâcer:

“Öyle ise, Allah, bize yeter. O, bizi zayi etmez, himayesiz bırakmaz! dedikten sonra, döndü.

İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´nin üst tarafındaki Seniye mevkiine kadar ilerle­di. Onlar tarafından görülmeyecek bir yerde durup yüzünü, bu gün Kabe´nin bu-unduğu tarafa döndürdü ve ellerini kaldırdı:

“Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını, Senin Mukaddes olan Ev´inin ya­nında, namazlarını, dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.

Artık, insanlardan bir kısmının gönüllerini, onlara meyi ettir. Şükr etmeleri için, onları, bazı meyvalarla rızıklandır.[275] diyerek Allah´a dua etti. [276]

Sonra da, Şam taraflarındaki ailesinin yanına döndü. [277]

Zemzemin Çıkışı:

Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı getirip ağacın gölgesi altına yatırdı. Su kırba-s´nı, ağaca astı. [278]

Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmı emziriyor ve kırbadaki sudan da, ona içi-nyordu. [279]

Kırbadaki su, tükenince, hem kendisi, hem de, İsmail Aleyhisselâm, su-sadılar. [280]

Su, tükendiği zaman, Hz. Hâcer´in sütü de, kesildi.

İsmail Aleyhisselâm, acıkmağa başlamış, acıktıkça da, kendisinin açlığı şid­detlenmişti.

Hz.Hâcer; oğlunun açlığından[281]´, susuzluğundan kıvranıp durduğuna ba-

kıyordu. [282]

Onu, ölüyor sandı ve tasalandı. Kendi kendine:

“Bari, kendisinden uzaklaşayım da, onun ölümünü, görmeyeyim!” dedi. [283]

Çocuğunun elemli haline bakmağa daha fazla dayanamayarak onun yanından kalkıp biraz öteye doğru gitti[284]. “En yakın tepe, hangisidir?” diye etrafına bakındı. [285] O bölgede, en yakın tepe olarak Safa tepeciğini buldu. Onun üzerine çıktı. Sonra, vadiye karşı, durdu.

Bir ses işitmek veya bir kimse görmek ümidiyle dinledi ve etrafına bakındı. Fakat, ne bir ses, işite bildi, ne de, bir kimse görebildi. [286]

Safa tepeciğinden hızla inip vadide entarisinin eteğini topladıktan sonra, müş-kil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu ve vadiyi geçerek Merve tepeciğine geldi.

Orada da, biraz durdu ve bir kimse, görebilir miyim? diye baktı. Fakat, yine, hiç bir kimse göremedi. [287]

Hz.Hacer´in Safa ile Merve arasında gidip gelmekle meşgul olması, hem bir kimse görebilme ümidinden, hem de, açlıktan, susuzluktan kıvranan yavrusunun can verişini gözleriyle görmek istemeyişinden ileri geliyordu.

Bununla birlikte, Hz. Hâcer, İsmail Aleyhisselâmın yanına iki kere uğramaktan da, kendini alamamış, onu, eskisi gibi can çekişir bulunca, mahzun ve bitkin bir halde, tekrar Safa tepeciğine dönmüştü. [288]

Hz.Hacer, Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş, gelmişti. [289]

Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Bunun için, insanlar, Safa ile Merve arasında sa´y ederler.” buyurmuştur. [290]

Hz.Hacer; son defa Merve tepeciği üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi

kendine:

“Sus ta, iyice dinle!” dedi. Sonra, dikkatla dinledi. Bu sesi, önceki gibi bir daha işitti. [291] Bu ses, bir insan sesine benziyordu. [292] Bunun üzerine: “Ey ses sahibi! Sesini, duyurdun!

Eğer, sen, yardım edecek güçte isen, bize, yardım et! [293] Ey Allah´ım! Sesini, bana duyurdun, imdadıma da, yetiş!

Yetişmezsen, ben de, yanımdaki yavrum da, helak olup gideceğiz!” diye yal-varınca[294], Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir Melek (Cebrail) göründü. [295]

Cebrail Aleyhisselâm; Hz.Hâcer´e: “Sen, kim´sin?” diye sordu. Hz.Hâcer:

“Ben, İbrahim (Aleyhisselâm)ın, buraya bıraktığı zevcesiyim, oradaki de, oğ-lumdur!” dedi.

Cebrail Aleyhisselâm:

“İbrahim, sizleri, kime ısmarladı?” diye sordu.

Hz.Hâcer:

“Bizi, Yüce Allah´a ısmarladı.” dedi.

Cebrail Aleyhisselâm:

“O, sizi, en şerefli, en keremli ve yeterli Rabb´e, ısmarlamış!” dedi[296] ve aya­ğının ökçesiyle yeri eşince, su, kaynamağa başladı!

Hz.Hâcer, bir yandan, boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gö­lek yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, kırbasını doldurmağa devam ediyordu.

Su ise, avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu. [297]

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Allah, İsmail´in Annesi Hâcer´e rahmet eylesin!

Eğer, o, Zemzem´i, kendi haline bıraksaydı da, suyu, avuçlamasaydı, muhakkak ki, Zemzem, akar bir kaynak olurdu!” buyurmuştur. [298]

Hz. Hâcer, bu sudan içti. Sütü gelip çocuğunu, emzirdi. [299]

Melek, Hz. Hâcer´e:

“Zayi ve helak oluruz diye sakın, korkmayınız!

İşte, şurası, Beytullâh´ın yeridir.

O Beyt´i, bu çocukla Babası yapacaktır!

Muhakkak ki, Allah, o işin ehlini zayi etmez!” dedi. [300]

Gerekli Bir Açıklama:

Martin Lings tarafından yazılıp Pakistan Hükümetince Açılan Sîret Kitapları Ya­rışmasında Ödüllendirilmiş bulunan (İlk Kaynaklara Göre Hz.Muhammed´in Ha­yatı) isimli eserin Türkçe tercemesinde (s. 8-9):

“Kitaplar, Hacer ve İsmail´in Mekke´ye nasıl ulaştığı hakkında bilgi vermiyor. Kervan yolcularının yardımları ile ulaşmış olmalılar. Çünkü, vadi, büyük kervan yollarından biri üzerindedir…

Hacerle İsmail, vadiye vardıklarında, her halde, kervandan ayrılmışlardır…” gibi indî, sudan mutâlealarla karşılaşınca, hayretler içinde kaldık.

Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmın Mekke´ye gelişleri hakkında İslam Kaynak­larında bilgi yok değil, hatâ, sayın Martin Lings´i, şaşırtacak kadar çoktur.

Biz, bu husustaki bilgileri, okuyucularımıza sahifeler dolusu aktarmış bulu­nuyoruz.

Her türlü araştırma ve aradığını bulma imkânına sahip bu günkü ilim dünya­sında indî faraziye ve tahminlere hiç yer verilmemesi gerekir ve doğru olurdu.[301]

Cürhümîlerin Gelip Hz. Hâcer´e Komşu Olmaları:
Hz. Hâcer, orada yaşayıp durduğu sırada, bir gün, Şam taraflarından´[302], Cür-hümîlerden bir cemâat, Kedâ yoluyla Mekke´nin alt tarafına gelmişler, oraya, bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi.

Kendi kendilerine:

“Her halde, bu kuş, bir suyun başında döner dolaşır.

Halbuki, biz, bu vadide su, bulunmadığını biliyorduk” dediler.

İşin, iç yüzünü anlamak için, ayağına çevik bir veya iki kişi gönderdiler.

Bunlar, orada, su bulunduğunu anlayınca, dönüp gittiler, cemaatlarına haber verdiler.

Bunun üzerine, Cürhümîler, kalkıp oraya geldiler.

Cürhümîler, geldiği sırada, İsmail Aleyhisselâmın annesi Hz. Hâcer, suyun ba­şında bulunuyordu. [303]

Cürhümîler, Hz.Hâcer´e selâm verdiler.

O da, selâmlarına, mukabele etti.

Cürhümîler:

“Bu su, kimindir?” diye sordular.

Hz.Hâcer:

“Benimdir!” dedi[304].

Cürhümîler:

“Bizim de, gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin?” diye sordular. [305]

Hz.Hâcer:

“Şu su üzerinde, sizin için bir mâlikiyet hakkı ve iddiası bulunmamak şartıyla, Evet! konabilirsiniz!” dedi.

Cürhümîler: “Olur!” dediler.

Görüşecek, konuşacak insanlara muhtaç bulunduğu bir sırada, Cürhümîlerin bu gelişi, Hz. Hâcer´in arzusuna uygun düştü.

Cürhümîler, oralara konup ev halklarına haber saldılar. Onlar da, gelip birlikte kondular, ev, bark sahibi oldular. [306]

Cürhümîler, büyük ağaçların altına yerleştiler, ağaçların üzerine gölgelik, çatı yaptılar.

Anne-oğul, onun altında onlarla birlikte oturdular. [307] Mekke´nin ilk sakinleri, böylece, Cürhümîler, oldu[308].

ismail Aleyhisselâm, artık, büyüyüp duruyor, Cürhümîlerin, çok hoşuna gi-diyordu. [309]

Mekke:

Mekke; Arabistan yarım adasında olup Ptolemee göre: mağrıb cihetinden 78. tul, 23 veya 21. arz derecesinde, Süreyya yıldızının doğduğu Seretan noktasının altında ve 2. iklimde bulunmaktadır. [310]

Mekke Ve Bekke İsimleri Ve Bunların Mânâları:
Kur´ân-ı kerimde Mekke´nin ismi, bir kerre Mekke, bir kerre de, Bekke olarak geçer:

“Ve O, O Allâh´dır ki, onların (müşriklerin) ellerini, sizden, sizin ellerinizi de, on­lardan, Mekke vadisinde çektirdi… “[311]

´ ´Şüphe yok ki, insanlar için, tesis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke ´deki o çok müba­rek ve âlemler için hidâyet olan (Beytydir.´[312]

Mekke ve Bekke isimlerinin, İmlâ ve telaffuz farkına rağmen, aynı yere verilen isim olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi;

Mekke´nin, Harem sınırları ile birlikte tüm bölgeyi içine alan umûmî bir isim;

Bekke´nin ise, sâdece Beytullâh´ın veya Mescid-i Haram´ın ismi olduğu görü­şünde bulunanlar da, vardır. [313]

Mekke´ye; günahları, eksilttiği veya giderdiği ve orada zulüm yapanları, helak ettiği[314]

Zorbaların, zalimlerin boyunlarını kırdığı[315], kibir ve gururlarını yok ettiği[316]; İnsanlar, orada toplanıp biriktiği… için, Mekke ismi verilmiştir. [317] Kamus Mütercimi Âsim Efendi, Mekke maddesini şöyle tamamlar: “Müellifin Besâir´de beyanına göre: beş vecih dahi muhtemeldir:

Evvelâ: Arz-ı merkumede, su, kalîl (pek az) olmağla, gûyâ ki, yerden suyu, ağız­ları ile emüp istihraç iderler (çıkarırlar).

Sâniyen:Emüp sormak mânâsından dır.gûyâ ki, beher sene nâsı, kendisüne doğru emüp cezb ider (çeker).

Sâlisen: Mekk, tâir mânâsındandır. Gûyâ ki, isyanı, mekk ve def ider.

Râbian: Mekkâke´den me´huzdür (alınmıştır) ki, azmda (kemiğin orta­sında) lübb ve muhh(ilik) olacaktır, arz-ı merkume dahi, dünyanın vasatı ve hula-sasıdır.

Hâmisen: usat´ın (âsilerin) zünûbunu (günahlarını), kemikten, iliği sorup çıka­rır gibi istihraç ve izâle ider.” [318]

Yâkut´ulhamevî de, bu beş maddeyi çeşitli kaynaklardan alarak kitabına kaydeder. [319]

Mekke´de, zâlimlerin ve zorbaların boyunları kırıldığı veya orada insanlar, faz­la biriktikleri için, Bekke diye anılmıştır. [320]

Mekke Harem Sınırı:
Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten, yer yüzüne indirilince, şeytan´ın şerrinden korkmağa başlamış ve Allah´a sığınmıştı.

Bunun üzerine, yüce Allah, ona, koruyucu Melekler, göndermiş, bu Melekler, Mekke´yi, her tarafından kuşatmışlardı.

Melekler, Mekke´nin çevrelerinde, nerelerde durmuşlarsa, yüce Allah, oraları, Mekke´nin Harem sınırı yapmıştır. [321]

Mekke Harem´inin Sınırı;

1) Medine yolu tarafından, Ten´im yakınındaki Benî Gıfarların evlerine kadar, jç mil´dir.[322]

Ten´im: Mekke-Medine yolunun batı tarafındadır.

Bu yoldaki Harem sınır taşları, Zâtülhanzal diye anılan dağ yolunun başındadır.

Bu sınırın ön tarafı: Harem, arka tarafı: Hıll, Harem dışıdır. [323]

2) Yemen yolu tarafından: Libn tepesindeki (Edâetüllibn)e kadar yedi Mildir. [324]

Edâetüllibn: Tihame tarafında, Yemen yolundadır.

Burada sınır taşları, Gurab dağı üzerindedir.

Dağın yarısı: Harem, yarısı: Hıll´dir, Harem dışıdır. [325]

3) Cidde yolu tarafından: (EI´A´şâş)a kadar on mildir. [326]

Cidde yolundaki Hudeybiye Harem sınır taşları, (A´şâş)a kadar uzanır.

A´şâş´dan önceki Batn-ı Mer üzerindeki saha, Harem dışında ve Müreyr üzeri­ne bakan bölge ise, Harem içinde kalır. [327]

4) Tâif yolu tarafından: Arafat yolu üzerindeki Batn-ı Nemire´ye kadar uzanan on bir mildir.

5) Irak yolu tarafından: Makta´ dağındaki (Seniyetülhal)e kadar yedi Mildir. [328]

Makta´: Necid ve Irak yolunda olup Harem sınır taşları, Harem´e dayanan Se-niyetulhal´in başındadır. [329]

6) Ciirrâne yolu tarafından: Abdullah b.Halid b.Esidlerin Şı´bına kadar dokuz Müdir, [330]

Harem Sınır Taşlarının Dikilişi Ve Onarılışı:
Mekke Hareminin sınır taşlarını, ilk önce diken, İbrahim Aleyhisselâm idi.

Ona, bu taşların dikileceği yerleri de, Cebrail Aleyhisselâm, göstermişti. [331]

Yüce Allah´ın emriyle, Kabe´yi, yapma işini tamamladıktan sonra, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmlar, kendilerine Hacc amellerini göstermesi için Allah´a yal-vardılar. [332]

Cebrail Aleyhisselâm gelip İbrahim Aleyhisselâma Hacc amellerini gösterdi.

Harem´in sınırları üzerinde durdu ve o sınırlarda, İbrahim Aleyhisselâmı da, durdurdu.

İbrahim Aleyhisselâm, oralara, taşlar dizdi, işaretler, koydu ve üzerlerine top­rak çekti.

İsmail Aleyhisselâmın koyunları, bu Harem sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırını aşmazlar, Harem dışına çıkmazlardı.

Harem´in her tarafından yayıla yayıla sınırlarının sonuna kadar ulaştıkları za­man, oradan topluca geri dönerlerdi. [333]

İsmail Aleyhisselâm, Harem sınır taşlarını onarıp yeniledi. [334]

Peygamberimiz Aleyhisselâmın Atalarından Kusayy´ın zamanına kadar bu taş­lar, yerlerinden kımıldatılmadı.

Kusayy, onları, onarıp yeniledi. [335]

Yıkılan Harem sınır taşlarını, daha önce, Adnan b.Üded´in diktiği de, rivayet edilir. [336]

Mûsâ b.Ukbe´nin rivayetine göre: Kureyş müşrikleri, Harem sınır taşlarına te­cavüz ederek onları, söktüler.

Müşriklerin bu davranışları, Peygamberimiz Aleyhisselâma çok ağır geldi. Cebrail Aleyhisselâm gelerek Peygamberimiz Aleyhisselâma: “Yâ Muhammedi Kureyşîlerin, Harem sınır taşlarını sökmeleri, her halde, sa­na, çok ağır geldi!” dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Evet!” buyurdu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Amma, onlar, bu sınır taşlarını, yerlerine tekrar dikeceklerdir!” dedi.

Çok geçmeden, Kureyş kabilesinden bir adamın, bu işi, bahis konusu ettiği, arkasından, aynı kabileden bir adamın daha çıkıp bunu, konuştuğu ve nihayet, Kureyş kabilelerinden bir çok kimselerin, bu işi, konuşmağa başladıkları görüldü.

Hattâ, içlerinden biri, onlara:

“Allah, sizi, Harem sayesinde aziz ve şerefli kıldı. Tecâvüzlerden korudu.

Siz ise, onun sınır taşlarını yerinden söküp çıkardınız! Şimdi, Araplar, sizi, ka-aacaklardır!” diyordu.

Meclislerde, bunu, konuşa konuşa sabahladılar. Gidip sınır taşlarını tekrar yer­erine diktiler.

Bunun üzerine, Cebrail Aleyhisselâm gelip Peygamberimiz Aleyhisselâma:

“Yâ Muhammedi Kureyşîler, Harem sınır taşlarını, tekrar yerlerine diktiler!” aedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Ey Cebrail! Onlar, taşları, tam yerlerine dikebildiler mi?” diye sordu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Onlar, sınır taşlarından diktikleri her bir taşı, yerlerine, kendileri değil, birer Melek eliyle koydular!” dedi. [337]

Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekke feth edildikten sonra, Temim b.Esed´-jl´Huzâî´yi, göndererek Harem sınır taşlarını onarıp yenilettirdi. [338]

Halifeliği sırasında Hz. Ömer de; Kureyşîlerden dört kişiyi ki: Mahreme b.Nev-fel, Ezher b.Abd.Avf, Saîd b.Yerbu´ ve Huvaytıb b.Abdul´uzzâ´yı, Harem sınır taş-tarını onarıp yenilemeğe memur etti. [339]

Hz. Ömer´in hicrî 17. yılda yaptırdığı bu onarımdan sonra, Hz. Osman da, hicrî 26. yılda Harem sınır taşlarını yeniletti.

Sonra, Muaviye b. Ebî Süfyan,

Sonra, Abdülmelik b. Mervan,

Sonra, Abbasî Halifesi Mehdî,

Sonra, 325´de, Râzî,

Sonra, 616´da İrbil Sahibi Melik Muzaffer,

Sonra, 683 de, Yemen Sahibi Melik Muzaffer Harem sınır taslarını yenilet-mistir. [340]

İsmail Aleyhisselâmın Kurban Edilmek İstenilişi:

İbrahim Aleyhisselâm; Hz.Hâcerle İsmail Aleyhisselâmı görmek istediği zaman, sabahleyin, Şam´dan, Burak´a biner, gün ortasında Mekke´ye gelir. O gün, Mek­ke´den kalkar, geceyi, Şam´daki ailesi yanında geçirirdi. [341]

İsmail Aleyhisselâm, yedi yaşına bastığı sıralarda, İbrahim Aleyhisselâm, Şam´­daki evinde uyurken, rü´yasında, oğlu İsmail Aleyhisselâmı, kurban ettiğini görmüştü.

Hemen Burak´a binip Mekke´ye geldi. Onu, annesinin yanında buldu. [342] İsmail Aleyhisselâma:

“Oğulcuğum! Bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra, şu vadiye gidelim de ev hal­kına odup toplayalım” dedi.

Rabb´inin, kendisine emrettiği şeyden hiç bahsetmedi. [343]

Baba-Oğul Şı´b Vadisine doğru yöneldikleri zaman, şeytan, bir adam suretine girip, Allah´ın emrini yerine getirmekten vaz geçirmek için, İbrahim Aleyhisselâ-mın yolunu kesti:

“Ey ihtiyar! Nereye gidiyor ve ne yapmak istiyorsun?” diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Şu vadiye gidip oradaki bir işimi görmek istiyorum!” dedi.

Şeytan:

“Sen, her halde, İsmail´i boğazlamak istiyorsun!?” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Sen, hiç bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?” diye sordu.

Şeytan:

“Evet, O baba, sen´sin!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Ben, çocuğumu, ne için boğazlayacak mışım?” diye sordu. [344]

Şeytan:

“Sen, bunu, Allâhın, sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Eğer, Allah, bunu, yapmamı, bana emretti ise, Allah´a boyun eğip onun emri­ni yerine getirmeyi, uygun bulurum!” dedi. [345]

Şeytan:

Vallahi, sanıyorum ki: Şeytan, rü´yanda, sana gelip şu oğlunu, boğazlamanı, emretmiştir.

Sen, onu boğazlamağa gidiyorsun!” deyince, İbrahim Aleyhisselâm, onun, şey­tan olduğunu anladı:

Ey Allah düşmanı! Vallahi, ben, Allah´ın emrini, o vadide mutlaka yerine geti–eceğim!” dedi.

Şeytan, İbrahim Aleyhisselâmdan ümidini kesince, İbrahim Aleyhisselâmın ar­dasında ip ve bıçak taşıyan İsmail Aleyhisselâmın önünü kesti. Ona:

´Ey çocuk! Baban, seni, nereye götürüyor biliyor musun?” diye sordu. İsmail Aleyhisselâm:

“Ev halkımıza, şu vadiden odun toplayacağız!” dedi. Şeytan:

´Vallahi, baban, seni, boğazlamak istiyor[346], boğazlamağa götürüyor!”

3edi. [347]

İsmail Aleyhisselâm:

“O, beni, ne için boğazlayacak? [348]

Sen, bir babanın, çocuğunu boğazladığını gördün mü?!” diye sordu.

Şeytan:

´İşte, o baba, budur!” dedi. İsmail Aleyhisselâm:

“Babam, beni, ne için boğazlayacakmış?” diye sordu. [349] Şeytan:

“Rabb´inin, bunu, kendisine, emrettiğini sanıyor!” dedi. İsmail Aleyhisselâm: “O, Rabb´inin, kendisine, emr ettiği şeyi yapsın! [350]

Onun, her nerede olsa, Rabb´ine boyun eğmesi, Rabb´inin buyruğunu, yerine getirmesi, daha iyidir! [351] Ben de, emri dinler ve ona, boyun eğerim!” dedi.

Şeytan, İsmail Aleyhisselâmın da, kendisini dinlemekten kaçındığını görünce, hemen, onun annesine gitti.

Hz. Hâcer, o sırada evinde bulunuyordu. [352] Ona:

“Ey İsmailin annesi! İbrahimin, İsmail´i nereye götürdüğünü biliyormusun?” diye sordu.

Hz. Hâcer.

“Şu vadiden, bize odun toplamağa götürdü” dedi.

Şeytan:

“O, İsmail´i, ancak, boğazlamak için, götürdü!” dedi. [353]

Hz .Hâcer:

“Bir babanın, çocuğunu, boğazlaya bileceğini, nasıl düşünebiliyorsun?! [354]

Hayır! Öyle değildir.

O, oğluna karşı, çok şefkatlidir!” dedi. [355]

Şeytan:

“O, bunu, Allah´ın, kendisine emrettiğini söylüyor ve sanıyor!” dedi. [356]

Hz. Hâcer:

“Eğer, Rabb´i, bunu, emretti ise, Allah´ın emrine boyun eğmek gerekir! [357]

Her nerede olsa, onun, Allah´a boyun eğmesi, Allah´ın buyruğunu yerine ge­tirmesi, daha iyidir!” dedi. [358]

Şeytan, İbrahim Aleyhisselâma ve onun ev halkına bir şey yapamadığına kızgın bir halde, geri döndü.

Hepsi de, Allâhın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleştiler. [359] İbrahim Aleyhisselâm, Sebîr vadisinde, oğlu ile başbaşa kalınca, ona:

“Oğulcuğum! Ben, seni, rü´yamda boğazlıyorum gördüm!” diyerek kendisine emrolunanı, haber verdi.

İsmail Aleyhisselâm:

“Babacığım! Sana emrolunanı, yap!

İnşâallâh, beni, sabredenlerden bulacaksın! [360]

Allah´ın emrine boyun eğ!

Her iyilik, Rabb´inin emrine boyun eğmektedir!” dedikten sonra,

“Sen, bunu, anneme bildirdin mi?” diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Hayır! Bildirmedim!” dedi.

İsmail Aleyhisselam: Bildirmediğine, iyi ettin” dedi. [361] Sonra da:

Babacığım! boğazlamak istediğin zaman, beni, iple sıkıca bağla ki benden, sana karşı, bir şey isabet edip de, ecrim eksilmesin!

Çünkü, ölüm, çok çetin ve zordur.

Bıçağın, tenime dokunduğunu hissedince, çırpınmayacağımdan emîn değilim! Bıçağını, iyice bileyip keskinleştir ve boğazıma, hemen çalıver ki, beni çabuk 5ndürsün! Rahata, kavuştursun!

Hem, sen, beni, boğazlamak için, yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnı yere getir.

Yanımın üzerine, yatırma.

Çünkü, yüzüme bakınca, rıkkata gelip te, benim hakkımda Allah´ın, sana em–eîtiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!

Eğer, gömleğimi, anneme götürüp vermeyi uygun görürsen, öyle yap! Belki, bu, onun için, bir teselli olur, gönlünü, onunla eğler!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm:

Oğulcağızım! Sen, bana, Allah´ın emr ettiği şey hakkında ne güzel yardımda mutundun!” dedi ve onu, istediği gibi, sımsıkı bağladı.

Bıçağı, iyice biledi.

Sonra, onu, yüzü koyun yatırdı! Yüzüne, bakmaktan sakındı.

İbrahim Aleyhisselâm, bıçağı, İsmail Aleyhisselâmın boğazına bastırınca[362], sanki, bıçak, bakır bir levha ile karşılaştı! Büyük bıçağın ağzı, İsmail Aleyhissela–“n boğazını kesmedi!

ibrahim Aleyhisselâm, bileği taşıyle iki veya üç kerre biledi. Fakat, her defasında da, kestirmeğe muvaffak olamadı. Her halde, bu iş, Allâh´dandır!” dedi. [363]

ibrahim Aleyhisselâmın elindeki bıçağın ağzı, tersine dönmüştü. [364] O sırada, Yüce Allah tarafından: “Ey İbrahim! Rü´yana, sadâkat gösterdin! işte, sana, oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık! Boğazla onu!” buyruldu. [365] ibrahim Aleyhisselâm, doğrulup bakınca, Cebrail Aleyhisselâmın yanında, iri boynuzlu bir koçun[366] veya önünde iri bir dağ tekesinin dikilip durduğunu gördü.

“Kalk yavrucuğum! Sana, bir Fidye indi!” dedi.

O teke´yi, orada, Mina´da kurban etti. [367]

Bu teke´nin, Sebîr dağından inip geldiği rivayet edildiği gibi, iri boynuzlu, gü­zel bir koç olduğu da, rivayet edilir. [368]

İsmail Aleyhisselâma, Allah tarafından Fidye olarak gönderilip kurban edilen koçun iki boynuzu, Kabe´de, uzun zaman asılı durmuş ve Kabe´nin Abdullah b. Zübeyr ve Haccac zamanında yanması üzerine, o da, yanmıştır.

Rivayete göre: Koçun kuru başı, Kabe Oluğunun yanında asılı bulu­nuyordu. [369]

Ebüttufeyl ile Şa´bî de, Kabe´de iki boynuzu gördüklerini söylemişlerdir. [370]

Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Mekkenin fethinde, Kabe Anahtarcısı Osman b. Talha´yı çağırıp ona:

“Beytullâha girdiğimde, Beytullahda, iki koç boynuzu gördüm. Onların setrini emr etmeyi unuttum. Onları, setr ve görünmez et!

Çünkü, Beytullah´da namaz kılanı, meşgul eden şeyin bulunması yaraşmaz.” bu-yurmuştur. [371]

Bu boynuz, İbrahim Aleyhisselamın oğluna feda edilmiş olan koça aid olup Ab­dullah b. Zübeyr, Kâbeyi yeniden yaptırmak üzere yıktığı zaman, onu, Kâbenin duvarında bulmuştu.

Kırmızı çamurla suvanmış bulunan bu boynuzlara eliyle dokununca, onlar, ufan-mış, gitmişlerdir. [372]

Hadîs´in Râvîlerinden Süfyan:

“Bu koç boynuzları, Beytullâh yanıncaya kadar, Beytullâh´ın içinde buluna geldi. Yangında, onlar da, yandı.” demiştir. [373]

Kurban Hâdisesinin Kur´ân-ı Kerimdeki Açıklaması:

Kurban edilme hâdisesi, Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:

“İbrahim: Ey Rabb´im! Bana, şilinlerden, bir oğul ihsan et! diye dua etti.

Biz de, ona, çok uysal bir oğul müjdesini verdik.

Artık, o oğul, İbrahim´in yanında koşma çağına erince, babası: Oğulcağızım! Ben, seni, rü´yamda boğazlıyorum görüyorum!

Bak, artık, ne düşünürsün! dedi.

Oğlu: Babacığım! Sana verilen emir ne ise, yap!

İnşâallâh beni, sabredenlerden bulacaksın! dedi.

Vaktâ ki, böylece, ikisi de, Allah´ın emrine boyun eğdiler.

İbrahim, onu, alnı üzere yıktı.

Biz, ona: Ey İbrahim! Sen, rü´yana sadakat gösterdin.

Şüphesiz ki, biz, iyi hareket edenleri, böyle mükâfatlandırırız! diye seslendik.

Gerçekten, bu, apaçık ve kesin bir imtihandı.

Ona, büyük bir kurbanlık fidye verdik.

Sonra gelenler arasında, ona, iyi bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahime!

Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.

Gerçekten de, o, inanmış kullarımızdandı.

Ona, salihlerden bir Peygamber olmak üzere de, İshak´ı, müjdeledik.

Hem ona, hem İshak´a bereketler verdik.

Her ikisinin neslinden, iyi hareket edeni de, nefsine apaçık zulüm edeni de, .ardır. “[374]

Kurban Edilme Hâdisesinin Yahudilerce İshak Aleyhisselâma Mal Edilmek İstenilmesinin Sebebi:

Halîfe Ömer b. Abdul´aziz (vefatı: 101 Hicrî), Müslüman olan bir Yahudî bilgi­cini, Şam´da huzuruna davet edip kendisine:

İbrahim Aleyhisselâm´a, iki oğlundan, hangisini kurban etmesi emrolunmuş-:j?” diye sormuştu.

O da:

“İsmail´i! Vallahi, ey Mü´minler Emîri! Bunu, Yahudîler de, bilirler.

Fakat, onlar, siz Arap cemâatini kıskanırlar: Babanız İsmail´in kurban edilmesi Hakkındaki İlâhi emre boyun eğişi ve sabr edişi faziletinin Allah tarafından anılışı-ı çekemezler de, kurban emrinin, onun hakkında verilmediğini iddia eder­ler ve -kendilerinin babaları İshak olduğu için, bu husustaki emrin, İshak hakkın-3a verildiğini ileri sürerler.” dedi. [375]

Ahd-i Atîk adıyla anılan ve Yahudilerle Hıristiyanlarca Mukaddes sayılan kitap­ta, her ne kadar, İbrahim Aleyhisselâmın, oğlu İsmail Aleyhisselâmı değil, İshak Aleyhisselâmı kurban etmek istediği kaydedilmekte ise de, Ahd-ı Atîk metinleri Jzerinde durulunca, bunun, sonradan bu şekle sokulduğu anlaşılır.

Tekvin kitabının 16. Babının 15. ve 16. fıkralarında şöyle denir:

“Ve Hâcer´den Abram´a bir oğul olup Abram dahi kendine Hâcer´den doğan oğlana İsmail tesmiye eyledi.

Ve Hâcer´den Abram´a, İsmail doğduğu vakit, Abram, seksen altı yaşında idi.” Tekvin kitabının 21. Babının 5. fıkrasında da:

“Ve İbrahim, oğlu İshak´ın doğduğunda yüz yaşında idi.” denilmektedir. Tekvin kitabının 22. Babının 2, 10,11,12,15 ve 16. fıkralarında ise

“ve Allah: Şimdi biricik oğlunu, yâni sevdiğin İshak´ı alıp Meriya diyarına git ve anı orada sana söyleyeceğim dağların birisi üzerinde onu yakılacak kurban olarak takdim eyle! dedi.

Bundan sonra İbrahim, oğlunu boğazlamak için, elini uzatıp bıçağı aldıkta, Rab-bin Meleği: İbrahim! İbrahim! diye semâdan ana nida eyledi.

O dahi: Lebbeyk! dedi.

Melek dahi: elini, çocuğa uzatma ve ana bir şey yapma.

Zira, Biricik oğlunu benden diriğ etmediğinden, Allahdan korkar idüğünü şim­di bildim! dedi.”

“Ve Rabb´in Meleği ikinci defa olarak semadan İbrahim´e nida idüp Rab bu­yurur ki: Zâtım içün yemin ettüm sen bu nesneyi işleyüp Biricik oğlunu benden diriğ etmediğün içün..” denilmektedir.

İbrahim Aleyhisselâmın, iki oğlundan ikincisi olan İshak Aleyhisselâmın, İsma­il Aleyhisselâm´dan on dört yıl sonra doğmuş bulunduğu göz önünde tutulunca, İbrahim Aleyhisselâma verilen kurban emrindeki (biricik oğlunu) tâbirinin, ancak, İsmail Aleyhisselâm hakkında kullanılması doğru ve yerinde olur.

Fakat, İsmail Aleyhisselâm mevcud iken, İshak Aleyhisselâm hakkında (biricik oğlunu) denilebileceği kabul edilemez.

Esasen, 22.Babın 2, fıkrasının metninde de (biricik oğlunu) denildikten sonra (yâni sevdiğin İshak´ı) denilerek İshak isminin metne tefsir yolu ile katıldığı açık­ça görülür.

Yine aynı fıkrada Kurban mahalli olarak Meriya sözü zikr edilmektedir. Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Mekke´nin bütün caddeleri, yollan ve Mina´nın her tarafı kurban kesme yeridir” buyurduğu gibi[376], Umre kurbanı için de:

“İşte, burası, kesim yeri!” buyurarak Merve tepeciğini göstermiştir. [377] Asmaî (122-213 Hicrî), der ki:

“Ebû Amr b.Alâ´dan (70-154), Kurbanlığın İsmâil´mi, yoksa, İshak mı? olduğu­nu, sordum.

Bana: (Ey Asmaî! Senin aklın nerede?!) İshak, ne zaman Mekke´de bulundu ki?!

Mekke´de bulunan, ancak, İsmail´di ve babası ile birlikte Beytullâh´ı yapan da, O, idi.

Kurban kesim yeri de, Mekke´dedir. dedi.” [378]

İsmail Aleyhisselâmın Ok Atıcılığı, Avcılığı:

İsmail Aleyhisselâm; Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş, onlardan, ok atmayı da, öğrenmişti. [379]

Yiğitlik çağına bastığı zaman, Allah, ona, Arap Yay´ını verdi. Onunla, ok atar, attığını, vururdu. [380]

Eşlem kabilesinden bir cemâat, yarış için ok atışırken, Peygamberimiz Aley­hisselâm, yanlarına varıp onlara:

“Ey İsmail oğullan! Ok atınız! Sizin Atanız da, mahir bir ok atıcı idi!” buyur-muştur. [381]

Cürhümîler, Mekke´de, av etiyle geçinirlerdi.

Bunun için, Mekke Hareminin dışına çıkarak avlanırlardı.

İsmail Aleyhisselâm da, onlarla birlikte çıkar, avlanırdı. [382]

Kendisi; av avlamağa, av silahiyle seğirtmeğe, sıçramağa, yarıp yırtmağa, par­çalamağa, öldürmeğe, avları, okla vurup düşürmeğe çok düşkündü. [383]

İsmail Aleyhisselâmın Davarcılığı:

Cürhümîler, Mekke´ye gelip yerleştikleri zaman, İsmail Aleyhisselâm´a yedi tane dişi keçi vermişlerdi ki, İsmail Aleyhisselâmın ilk malı, bu olmuştur. [384]

İsmail Aleyhisselâmın davarları, Haremin sınırları içinde yayılırlar, Harem sı­nırlarını, aşmazlardı.

Yayıla yayıla her taraftan Harem sınırlarına kadar varırlar, oradan topluca geri dönerlerdi. [385]

İsmail Aleyhisselâmın Atçılığı Ve Ata Biniciliği:
İsmail Aleyhisselâm; ok atıcılıkta olduğu gibi, ata binicilikte de, çok mahirdi. Yabanî atları yakalayıp ehlîleştiren ve onlara binen ilk insandı.

Ondan önce, vahşî hayvanlara binilmez ve binilemezdi. [386] Yüce Allah, ona, denizden yüz at çıkarıp sevk etmişti.

Ehlîleştirdiği atlar, geceleri, kendi başlarına, istedikleri gibi yayılırlar, sonra, Al­lah, onları, ona doğru sürer, atlar, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önünde sa­bahlarlardı.

Kendisi ve oğulları, tutup üzerine binmedik at bırakmamışlardı. [387]

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“At. edininiz! Onu, mîras olarak alınız ve mîras olarak bırakınız!

Çünkü. bu. size, Babanız İsmail´in mirasıdır!” buyurmuştur. [388]

İsmail Aleyhisselâmın Sünnet Oluşu Ve Arapça Öğrenişi:
İsmail Aleyhisselâm, on üç yaşında iken Sünnet oldu. [389] Cürhümîlerden, Arapcayı öğrendi. [390]

Arapçayı öğrendiği zaman, on üc yaşında olup İbrahim Aleyhisselâmın oğulla­rından Hicaz´da Arapça konuşan[391], dili, açık ve düzgün Arapçaya döndürülen, ilk kimse idi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, Sahâbîleri:

“Yâ Resûlallâh! Sen, bizim dilce, en fasâhatlımız ve ifâdece, en açık ifadeli­miz nasıl oldun?” diye sormuşlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Arapça, bozulmağa yüz tutunca, Cebrail, Babam İsmail (Aleyhisselâm)in lügatini, kendisinin konuştuğu gibi yepyeni ve taze olarak getirip bana telkin etti.”buyurmuştur. [392]

Âdem Aleyhisselâm ile Şîs, İdris ve Nuh Aleyhisselâmların dilleri Süryanca idi. [393] Tufandan sonra, Bâbil´de toplanmış olan insanlar da, Süryanca konuşurlardı. [394] İbrahim Aleyhisselâm ise, Kûsa´dan ayrılıp Fırattan geçince, Yüce Allah tarafından, İbranca konuşmağa başlamıştı. [395]

İsmail Aleyhisselâmın Evlenişi Ve Hz. Hâcer´in Vefatı:
İsmail Aleyhisselâm, Erginlik çağına basmıştı. [396]

Mekke çevresinde oturan Imlaklardan bir kızla evlendi.

İsmail Aleyhisselâm´ın, ondan, çocuğu olmadı. [397]

Kadın, Sa´d´in kızı Cedda´[398] veya Saîd b.Üsâme´nin kızı Umâre idi. [399]

İsmail Aleyhisselâm, yirmi yaşında iken, annesi Hz.Hâcer, vefat etti.

O zaman, Hz.Hâcer, doksan yaşlarında idi.

İsmail Aleyhisselâm, annesini, (bu gün, Kabe´nin bitişiğinde yarım dâire şek­linde bir duvarla çevrili) Hicr diye anılan mübarek yere gömdü. [400]

İbrahim Aleyhisselâmın Oğlunu Ve Ailesini Görmeye Gelişi:

Bu sırada İbrahim Aleyhisselâm, Hz. Hâcerle oğlunu gidip görmek için, zev­cesi Hz. Sâre´den izin istedi.

O da, Hz.Hâcer´in evine inip kalmamak şartıyla izin verince, İbrahim Aleyhis­selâm, Mekke´ye geldi. [401]

İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye geldiği zaman, İsmail Aleyhisselâm, Umâre adındaki kadınla evli[402], Hz.Hâcer de, vefat etmiş bulunuyordu[403].

İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmın evini, sordu. Gösterdiler.

İsmail Aleyhisselâmı, evinde bulamadı. [404]

İsmail Aleyhisselâmın karısına selâm verdi.

“İsmail, nerede? [405] Sahibin, nerede?” diye sordu.

Umâre:

“Buralarda yok! Avlanmağa gitti. [406]

Bizim için, rızık aramağa, avlanmağa çıktı.” dedi. [407]

İsmail Aleyhisselâm, Harem sınırının dışına çıkar, avlandıktan sonra, dönerdi. [408]

Umâre, kaba, katı, kötü huylu bir kadındı. [409]

İbrahim Aleyhisselâm, ona:

“Evinde konukluk var mı? Yiyecek, içecek var mı?” diye sordu.

Umâre:

Umâre: “Yanımda, ne bir şey, ne de, bir Kimsem var!” dedi. [410]

İbrahim Aleyhisselâm: “Geçiminiz, durumunuz nasıldır?” diye sordu. Umâre:

“Biz, çok kötü bir durumdayız. Son derecede darlık ve sıkıntı içindeyiz!” diye rek şikâyetlendi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Kocan, gelince, ona, benden selâm söyle! [411]

(Buraya, bir ihtiyar, geldi. Kendisinin sıfatı: şöyle şöyledir.

O, sana: Ben, senin kapının eşiğine razı değilim! [412] Kapısının eşiğini, değiş­tirsin! diyor, de!” dedi. [413]

Dönüp Şam´a gitti. [414]

İsmail Aleyhisselâmın, evine geldikçe, ailesine:

“Benden sonra, size bir gelen oldu mu?” diye sormak âdeti idi. [415]

İsmail Aleyhisselâm, eve gelince[416], bir şeyler, sezdi. [417]

Babasının kokusunu aldı, [418] da, karısına: “Sana, bir kimse geldi mi?” diye sordu.

Umâre:

“Evet! Bir ihtiyar geldi ki, şöyle şöyle idi.” [419] diyerek İbrahim Aleyhisselâmın hal ve şanını istihfaf eder bir tavırla anlattı. [420]

“Seni, sordu. Haber verdim.

Geçimimizin nasıl olduğunu, sordu.

Çok darlık ve sıkıntı içinde bulunduğumuzu, haber verdim.” dedi.

İsmail Aleyhisselâm:

“Sana, bir şey vasiyyet, bir söz tevdi etti mi? [421] Sana, ne söyledi?” diye

sordu. [422]

Umâre:

Evet! âfnai Selâm söy|ememi ve (Kapının eşiğini, değiştir!” dememi bana emr etti. [423]

(Kocana, selâm söyle! Kendisine, kapısının eşiğini değiştirsin de! dedi.[424] İsmail Aleyhisselâm:

“İşte, o, benim Babamdır. Senden ayrılmamı, bana, emr etmiştir. [425] Sen, benim evimin eşiğisin! [426]” diyerek Umâre´yi. boşadı[427]. Umâre´yi, babasının evine gönderdi. [428]

İsmail Aleyhisselâmın Tekrar Evlenişi:

İbrahim Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâmı görmeğe geldiğinde, Araplardan Mudad b. Amr. Cürhümîlerin, açık ve güzel Arapça konuştuklarını, İsmail Aley–ısselamın da, onların dilini öğrendiğini görüp onlardan bir kızla evlenmesini, oğ-una, emir ve tavsiye etti. [429]

Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, Mudad b.Amr´ın kızını görüp beğendi ve sabasından istedi. [430] Onunla, evlendi. [431]

Kızın ismi Ra´le[432] veya Seyyide[433] olup kendisi, güler yüzlü, tatlı dilli, güzel ıııylu ve nezaketli bir kadındı. [434]

İbrahim Aleyhisselâmın Mekke´ye Tekrar Gelişi:
ibrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın dilediği kadar Şam´da oturduktan son-´a[435], Mekke´ye gitmek ve İsmail Aleyhisselâmı görmek üzre, zevcesi Hz.Sâre´-sen izin istedi.

O da, İsmail Aleyhisselâmın evine inip kalmamak şartı ile, kendisine izin verdi.

İbrahim Aleyhisselâm, Mekke´ye gelince, İsmail Aleyhisselâmın kapısının önüne

kadar vardı. [436]

İsmail Aleyhisselâmı, yine, evde bulamadı. [437] Evde, İsmail Aleyhisselâmın ikinci hanımını buldu. Kapının önünde durup ona selâm verdi.

O da, İbrahim Aleyhisselâmın selâmına karşılık verdi. [438]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Kocan, nerede? [439] Nereye gitti?” diye sordu.

Ra´le:

“Av avlamağa[440], rızkımızı, aramağa gitti.” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Nasılsınız? Geçiminiz, hal ve şanınız iyi mi?” diye sordu.

Ra´le:

“Biz, iyilik, bolluk ve mutluluk içindeyiz!” diyerek Allah´a hamdü sena etti. [441]

“Kendisi, inşâallâh, şimdi gelir. Allah, seni, Rahmetiyle esirgesin! [442] İnsen de, bir şeyler, yesen, içsen olmaz mı?” dedi. [443]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Evinde, konuk, yer bulur mu?” diye sordu.

Ra´le:

“Evet! Bulur!” dedi. [444]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Yiyeceğiniz, nedir?” diye sordu.

Ra´le:

“Ettir!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“İçeceğiniz, nedir?” diye sordu.

Ra´le:

“Sudur!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Allah´ım! Bunlara, etlerini ve sularını, bereketli kıl!” diyerek dua etti. [445]

İşte, İbrahim Aleyhisselâmın bu duası bereketileydir ki, et ile su, Mekke´den başka yerlerde, Mekke´de olduğu kadar, hiç kimsenin sağlığı ile uyarlılık arz et-mez. [446] Başka yerlerde, muhakkak, karın ağrıtır. [447]

Eğer, o gün, evlerinde ekmek veya buğday, veya arpa veya hurma duası yap­mış olsaydı, Mekke, Allah´ın, yerlerinden, buğdayı, arpası, hurması en bol bir yer c«ur[448], yerlerin, ziraata en elverişlisi bulunurdu. [449]

ibrahim Aleyhisselam, Mekke´den ayrılacağı sırada, Ra´le: ´İn de, başını, yıkayayım?” dedi.

İbrahim Aleyhisselam, inmeyip Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının ya-ııına vardı.

Taşın üzerine ayağını bastı. Taşta, ayağının izi kaldı.

Ra´le; İbrahim Aleyhisselamın önce başının sağ tarafını, sonra da, sol tarafını su döküp yıkadı. [450]

İbrahim Aleyhisselam, Ra´le´ye:

“Kocan geldiği zaman, ona benden selâm söyle! [451]

Artık, kapının eşiği, doğrulmuş bulunuyordun´[452]

Kapının eşiğini, iyi tut! [453]

Senden sonra bir ihtiyar geldi.

Kapının eşiğini, iyi buldum. Artık, onda karar kılsın! [454]

O, sana, kapının eşiğini iyi tutmanı emrediyor! de!” dedi. [455]

İsmail Aleyhisselam, eve gelince, Babasının kokusunu, aldı. [456]

Ra´le´ye:

“Sana, bir kimse geldi mi?” diye sordu.

O da:

“Evet! [457] Güzel yüzlü´[458], insanların en güzel yüzlüsü ve en hoş kokulusu olan bir ihtiyar Zat geldi.

Bana, şöyle şöyle söyledi.

Sana da, şöyle şöyle söyledi.

Başını, yıkadım.

İşte, Makam üzerinde de, ayaklarının izi var!” [459] diyerek İbrahim Aleyhisselâmı, övdü. [460]

İsmail Aleyhisselâm, Babasının ayak bastığı taşı, gidip öptü. [461]

Ra´le:

“Seni, benden sordu. Nereye gittiğini, kendisine haber verdim.

Benden, geçimimizin nasıl olduğunu sordu.

(Biz, hayır ve iyilik içindeyiz!) diye haber verdim.” dedi.

İsmail Aleyhisselâm:

“Bana, bir şey tavsiye etti mi?” diye sordu.

Ra´le:

“Evet!” dedi. [462]

İsmail Aleyhisselâm:

“Sana, ne söyledi?” diye sordu.

Ra´le:

“Bana, dedi ki: (Kocan, geldiği zaman, kendisine, selâm söyle: artık kapının eşiği, düzelmiştir!) de! [463]

Sana, selâm söylüyor ve kapının eşiğini, iyi tutmanı emrediyor!” dedi.

İsmail Aleyhisselâm:

“İşte, o, benim Babam İbrahim (Aleyhisselâm)dir. [464]

Sen öe, eş\§\ms\n.

Seni, boşamayıp tutmamı, bana, emretmektedir!” dedi. [465]

İbrahim Aleyhisselâmın, İsmail Aleyhisselâmla Birlikte Kabe´yi İnşa Etmeleri: Başa Dön
İbrahim Aleyhisselâm; Yüce Allah´ın, dilediği kadar Şam´da kaldıktan sonra, Mekke´ye geldi[466], İsmail Aleyhisselâmı, buldu. [467]

fev ldA. [468]

O zaman, İsmail Aleyhisselâm, otuz yaşında bulunuyordu. [469]

ismail Aleyhisselâm, Zemzem kuyusunun arka tarafında büyük bir ağacın al­ında okunu yontup düzeltmekte idi.

İsmail Aleyhisselâm, Babasını, görünce, ayağa kalkıp ona doğru vardı.

Bir babanın, oğluna, oğlunun da, babasına yaptığı gibi, birbirlerine iştiyakla sarıldılar, kucaklaştılar, öpüştüler. [470]

İkisi de, sevinçlerinden, öyle ağladılar ki, onların ağıtına, kuşlar bile ka-

îtdılar. [471]

İbrahim Aleyhisselâm:

“Ey İsmail! Yüce Allah, bana, önemli bir iş emretti.” dedi. İsmail Aleyhisselâm:

“Rabb´ın, sana, ne emretti ise, onu, hemen yerine getir!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm:

“Sen, bana, bu işte yardım edeceksin.” dedi. İsmail Aleyhisseiâm: “Ben, sana, yardım ederim.” dedi. İbrahim Aleyhisselâm:

“Yüce Allah, orada[472], Kendisi için[473], bir Beyt yapmamı, bana emr etti.” dedi. [474]

İsmail Aleyhisselâm: “Nerede?” diye sordu. [475]

İbrahim Aleyhisselâm; çevresinden yüksekçe bulunan[476], gelen sellerin ba-samadığı, üzeri ufak taşlı[477] bir tümseğe işaret etti: “İşte, orada!” dedi. [478]

İkisi birlikte Kabe´nin temellerini kazmağa başladılar. Âdem Aleyhisselâmın yapısının temeline kadar indiler.

Temelde, her birini, ancak, otuz adamın kaldırabileceği veya kaldıramayacağı büyüklükte ve ağırlıkta taşlara rastladılar. Kabe´yi, o temel üzerinde yapmağa başladılar. [479]

İsmail Aleyhisselâm, taş taşıyor, İbrahim Aleyhisselâm da, duvarları, örmeğe devam ediyordu. [480]

Duvarlar, yükselince, İbrahim Aleyhisselâmın, uzanıp yerden taş alması ve onu, duvara kaldırması, güçleşti. [481]

Bunun üzerine, İsmail Aleyhisselâm, bu gün (Makam-ı İbrahim) diye anılan ta­şı getirip İbrahim Aleyhisselâmın ayağının altına (iskele gibi) koydu.

İbrahim Aleyhisselâm da, onun üzerine dikilerek yapı işine devam etti. [482] Beytullâh´ın yapısı sona erinceye kadar bu taş, köşelerde dolaştırıldı, durdu.

İbrahim Aleyhisselâm, bu taşın üzerinde durmuş olduğu içindir ki, ona (Makam-ı İbrahim) ismi verildi. [483] İbrahim Aleyhisselâm, yapar, İsmail Aleyhisselâm da, ona, taş sunarken[484]

“Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan (kulluk armağanı olarak sunulan) şu hizmeti, ka­bul buyur!

Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle bilen Sen´sin Sen!” diyerek dua ederlerdi. [485]

İbrahim Aleyhisselâm, yapı işini ilerletip bugün, Hacerülesved´in bulunduğu yere yaklaştığı zaman, İsmail Aleyhisselâma:

“Bana, bir Taş getir ki, insanların, Kabe´yi, oradan tavafa başlamalarına bir alâmet ve nişan olsun!” dedi.

İsmail Aleyhisselâm, bir taş bulup getirdi.

Fakat, İbrahim Aleyhisselâm, onu, beğenmedi. [486]

Cebrail Aleyhisselâm, Hacerülesved´i getirdi ki, Yüce Allah, Tûfan´da onu, Ebû Kubeys dağında muhafaza etmişti. [487]

İsmail Aleyhisselâm, onu, görünce:

“Babacığım! Sana, nereden geldi bu?” diye sordu.

İbrahim Aleyhisselâm:

“Cebrail, getirdi!” dedi.

Hacerülesved´i, duvardaki yerine, Cebrail Aleyhisselâm, yerleştirdi. [488]

Rivayete göre: Âdem Aleyhisselâm, Cennetten çıkarken, Hacerülesvedi yanında getirmiş, onu, Mekke´de yapacağı Beyt´e yerleştirmesi, Allah tarafından, kendi­sine emredilmişti. [489]

Hacerülesved; Cennetten çıktığı zaman, kardan daha ak olduğu halde Âdem oğullarının müşrik olanları, onu, günahları ile karartmışlar[490], Cahiliyet ve İslâmiyet devrinde birbiri ardınca vuku bulan yangınlar da, onu, daha kara bir hale getirmiştir. [491]

Hacerülesved; Kıyamet gününde, iki görür göz ve konuşur dil haline gelip dün­yada kendisini İstilâm edenler lehinde şehadette bulunacaktır.´[492]

İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, Kabe´yi yaparlarken, Cürhüm D.Âbir b.Sebe´, b.Yaktan´ın çocuklarından yardım istemişler, onlar da yardım et­mişlerdir[493]

İbrahim Aleyhisselâm; Kabe´nin yüksekliğini: dokuz arşın;

Uzunluğunu cephede: Hacerülesved Rüknünden Hatîm´in yanındaki Şam Rük­nüne kadar otuz iki arşın;

Enini: Şam Rüknü ile Garb Rüknü arasında yirmi iki arşın;

Arka taraftan, Garb Rüknü ile Yemen Rüknü arasını otuz bir arşın;

Yemen tarafındaki cephenin enini: Hacerülesved Rüknünden Yemen Rüknü­ne kadar Yirmi arşın yaptı.

Dört köşeli olduğu için, Beytullâh´a: Kabe denildi.

Âdem Aleyhisselâm in yaptığı Kabe´nin temeli de, aynen böyle idi.

İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye, yer seviyesinde bir kapı yeri bırakmıştı.

Tübbaulhımyerî gelip kilidli ve halkalı bir kapı taktırıncaya kadar, Kabe, kapı­sız kaldı.

Tübba´ Kabe´ye, tam bir örtü de, örttürdü ve Kâbenin yanında kurban da, kesti[494]

İbrahim Aleyhisselâm, Kabe´ye ne tavan yaptı, ne de, Kabe´nin inşasında ça­mur kullandı.

Sâdece, taşları, birbiri üzerine dizdi[495]

İbrahim Aleyhisselâmla Oğlunun İlk Haccı Ve İnsanların Hacca Çağrılışı:
Kabe yapılıp tamamlanınca, Cebrail Aleyhisselâm, geldi, ibrahim Aleyhisselâma: “Onu tavaf et!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâmla İsmail Aleyhisselâm, her tavafta Hacerül Esved´i, İsti­lâm etmek suretiyle Kabe´yi, yedi kerre tavaf ettiler.

Makam-ı İbrahim´in arkasında ikişer rekât namaz kıldılar.

Cebrail Aleyhisselâm; Safa ile Merve, Mina, Müzdelife ve Arafatta yapılacak Hacc amellerinin hepsini onlara gösterdi, ve öğretti.

Akabe Cemresine vardıkları zaman, orada, Şeytan göründü.

Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:

“Tekbir getir ve taş at ona!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, birer birer yedi kerre tekbir getirerek taş attı.

Şeytan, kayboldu.

Şeytan, orta Cemre´de de, göründü.

Cebrail Aleyhisselâm, yine:

“Tekbir getir ve taş at ona!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, yine yedi kere, birer birer Tekbir getirerek taş attı. Şey­tan, kayboldu.

Şeytan, en son Cemre´de de, tekrar göründü.

Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:

“Tekbir getir ve taş at ona!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, yedi Tekbirle ona yedi taş daha attı.

Şeytan kayboldu.[496]

Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Cebrail Aleyhisselâmla birlikte Meş´ar-ı Haram´a, daha sonra da, Arafat´a gitti.

Cebrail Aleyhisselâm, orada, İbrahim Aleyhisselâma:

“Gösterdiğim Hacc amellerini öğrendin mi?” diye üç kere sordu.

İbrahim Aleyhisselâm da, her soruşunda “Evet!” dedi.

Bunun için, oraya Arafat denildi.[497]

Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâma:

“Haccı, insanlara seslenerek bildir!” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm: “Ne diyerek bildireyim?” diye sordu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Ey insanlar! Rabb´inizin dâvetine icabet ediniz! diye seslenerek bildir!” dedi ve bunu, üç kere tekrarladı.[498]

İbrahim Aleyhisselâm, Yüce Allâha:

“Yâ Rab! Benim sesim, insanlara nasıl yetişebilir?” diye sordu.

Yüce Allah:

´Sen, seslen! Onu, insanlara eriştirmek, bana düşer!” buyurdu.´´[499] İbrahim Aleyhisselâm, Makam-ı İbrahim diye anılan İskele taşının üzerine

âkildi. [500]

Taş, yüksele yüksele, dağlardan uzun ve boylu oldu. [501]

O zaman; ovası, dağı, karası, denizi, insanı ve cinni ile bütün yeryüzü daraldı, sürüldü, derlenip toplandı,

İbrahim Aleyhisselâm da, parmaklarını, kulaklarına tıkadı. Sağa, sola, doğuya ve batıya doğru yönelip[502]

“Ey insanlar! Rabb´iniz, bir Beyt, edindi ve onu, Hacc etmenizi, size, emrediyor! [503]

Ey insanlar! Atîk Beyt´e (Kabe´ye), Hacc etmeniz, size Farz kılındı.´[504] Ey Allah´ın kulları! Allah´a itaat ediniz!

Ey Allah´ın kulları! Allah´ın[505], Rabb´inizin[506] dâvetine icabet ediniz!” [507] di­kerek seslendi. [508]

İbrahim Aleyhisselâmın sesini işiten her şeyden, taştan, ağaçtan, tepeden, top-raktan[509], her taraftan[510]

“Lebbeyk! Allah´ım Buyur! Emrine amadeyiz? Sana, itaat ediyoruz Allah´ım!” sesleri yükseldi. [511]

İbrahim Aleyhisselâmın dâvetine, insanlardan, ilk icabet edenler, Cürhümîler

o*du.[512]

ibrahim Aleyhisselâmla oğlu İsmail Aleyhisselâm, o zaman Mekke´de bulunan Cûrhümî halkıyla birlikte Haccettiler.

İbrahim Aleyhisselâm; Mina´da: öğle, ikindi, Akşam ve yatsı namazlarını, kıldırdı.

Geceyi, orada geçirdi.

Sabah namazını da, orada kıldırdıktan sonra hep birlikte Nemire´ye gittiler.

Arafat´ta, bu gün (İbrahim Mescidi)nin bulunduğu yerde, öğle vaktinde, öğle ile ikindi namazını bir arada kıldırdı.

Sonra, halkı, Arafat´taki Vakfe yerine götürüp Vakfe yaptırdı.

Güneş, batarken, onları, hep birlikte Müzdelife´ye getirdi.

Orada, akşamla yatsı namazını, yatsı vaktinde kıldırdı ve orada kalındı.

Sabah namazını, erkence kıldırdıktan ve Müzdelife Vakfesini de, yaptırdıktan sonra, halkı, Mina´ya getirdi.

Cemrelerin, nasıl atılacağını, onlara, gösterip öğretti.

Bütün Hacc amellerini yaptırdıktan sonra, kendisi, dönüp Şam´a gitti.

İbrahim Aleyhisselâm; her yıl, Mekke´ye gelir, Hacc ederdi.

İbrahim Aleyhisselâmın zevcesi Hz. Sâre ile oğlu İshak Aleyhisselâm da, Şam´­dan gelip Hacc Farîzasını yerine getirmişlerdir.

İbrahim Aleyhisselâmdan sonraki Peygamber ve mü´min olan ümmetleri de, Mekke´ye gelip Hacc etmişlerdir.

Ümmetleri helak olan Peygamberler, Mekke´ye gelirler, ömürlerinin sonuna ka­dar, orada, Allah´a ibâdet ve tâatla meşgul olurlardı.

Böylelikle Hacca gelip vefat eden Peygamberlerden doksan dokuzunun, Makam-ı İbrahim ile Zemzem arasındaki yerde gömülü bulunduğu ve yetmiş Pey­gamberin, Mina´daki Mescid´de namaz kıldıkları da, rivayet edilir.´[513]

Hacc Emirliği:

Mes´ûdî (vefatı 346 Hicrî); Hicret´in sekizinci yılından, üç yüz otuz altıncı yılına kadar Hacc Emiri olarak, halka, kimler tarafından Hacc yaptırılmış olduğunu, sı­rası ile kayd eder. [514]

Kur´ân-I Kerimin Kabe Hakkındaki Açıklaması:
Kabe, Kabe´nin yapılışı, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmların, Yüce Allâh´dan dilekleri ve Hacc´ın, insanlara ilânı… Kur´ân-ı Kerim´de şöyle açıklanır:

“Şüphe yok ki: insanlar için, te´sis edilmiş olan ilk Beyt, Bekke´deki o çok mü­barek ve âlemler için hidâyet olan (Beyt)dir.

Onda, açık alâmetler, Makam-ı İbrahim vardır. Kim, oraya girerse, (taarruzdan) emîn olur.

Ona, bir yol bulabilenlerin, Beyt´i, Hacc ve Ziyaret etmesi, Allâhın, insanlar üze­rinde bir hakkıdır.

Kim, bu hakkı, inkâr eder, tanımazsa, şüphe yok ki, Allah, bütün âlemlerden ga­nî ve müstağnidir. [515]

“Hani, İbrahim, o Beyt´in (Kabe´nin) temellerini, duvarlarını, İsmail ile birlikte yük­seltiyordu da, her ikisi, şöyle dua ediyordu:

(Ey Rabb´imiz! Tarafımızdan, Sana sunulan şu hizmeti, kabul buyur! Şüphe yok ki, her şeyi, hakkıyle işiten, hakkıyle bilen Sen´sin Sen! Ey Rabb´imiz! Bizi, Sana teslimiyette sabit kıl!

Soyumuzdan da, yalnız sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir! İbâdet edeceğimiz yerleri, Hacc amellerini, bize göster, öğret! Tevbemizi, kabul buyur!

Çünkü, tevbeleri, en çok kabul buyuran ve Mü´minleri, hakkıyle esirgeyen Sen´-sı´n Sen

Ey Rabb´imiz! Onların, o soyumuzun içinden, onlara, Senin âyetlerini okuyacak, onlara, Kitabı, hikmeti öğretecek, kendilerini, (şirkten, kötülüklerden) iyice temizle­yecek bir Peygamber de, gönder!

Şüphe yok ki, kudretiyle her şeye üstün gelen, hikmetiyle herşeyi yerli yerince yapan, Sen´sin Sen!” [516]*

“Bizim, Beyt´i (Kabe´yi), insanlar için, bir toplanma, sevabalma, emniyet ve se-âmet bulma yeri yapmış olduğumuzu hatırlayınız!

Makam-ı İbrahim´i, namazgah edininiz! İbrahim ile İsmail´e:

Beytimi; Tavaf edenler, ibâdet maksadı ile orada kalanlar, rükû ve sücud eden-

İbrahim:

Yâ Rab! Burasını, emniyetli bir şehir yap ve ehâlisinden, Allâha ve Âhiret günü­ne inananları, mahsullerle rızıklandır! diye dua etmişti.

Allah da:

Kâfir olanı da, kısa bir zaman için, yararlandıracağım. Sonra, onu, Cehennem azabına zorlayacağım! Ne kötü varılacak yardir orası! buyurmuştu. [517]

“İnsanlara, Hacc´ı, ilân et! Gerek yaya olarak, gerek her uzak yoldan, zayıfla­mış develer üzerinde, sana, gelsinler!” [518]

Kabe Ve Kabe´nin Tarihçesi:

Kabe: Müslümanların kıblesi olan Beytullâh´ın ismidir.

Bu isim, ona, ya Mik´ab, Murabba (dört köşeli) olduğu, yahud, Mekke´de ilk kurulan bina olması itibarı ile, çevresinden tepe gibi yüksekçe bulunduğu için, verilmiştir.

Esasen, Araplarca, her yüksek eve, Kabe denilir. [519] Kabe; çeşitli tarihlerde, müteaddid defalar yapılmıştır:

1) Rivayete göre: Yüce Allah; gök halkının, Beyt-i Mâmûr´u, Tavaf ettikleri gi­bi, yeryüzü halkının da, tavaf ve ziyaret etmeleri için, Beyt-i Mâmûr´un, yer­de bir misâli olmak üzre, Melekler gönderip ilk Kâbeyi inşa ettirmiştir. [520]

2) Kabe´nin ikinci yapılışı, Âdem Aleyhisselâm tarafındandır.[521]

3) Âdem Aleyhisselâmın vefatından sonra, oğulları, Kabe´yi, taş ve çamurla, yeniden yaptılar.

Bu yapı, Tûfan´a kadar kaldı. Tûfan´da yıkıldı ve belirsiz oldu. [522]

Kabe´yi, Âdem Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Şis Aleyhisselâm, ilk kez, taş­la ve çamurla yapmıştır. [523]

Nuh Aleyhisselâm ile İbrahim Aleyhisselâm arasındaki çağda ise, Kabe´nin yeri; sellerin aşamayacağı, kırmızı kesekli bir tepecik halinde idi.

İnsanlar; Kabe´nin yerinin orada bulunduğunu, bilmekte ve fakat, tam yeri­ni, tâyin edememekte idiler.

Bununla beraber, her taraftan mazlumlar, oraya gelir ve sığınırlardı. Sıkıntıya uğrayanlar, orada dua ederler, duaları, kabul olunurdu.

Kabe´nin yeri; Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma bildirilinceye kadar, insanlar, orayı, ziyaret ederlerdi. [524]

4) Kabe´yi, dördüncü defa, İbrahim Aleyhisselâm, oğlu İsmail Aleyhisselâmla birlikte yapmışlardır. [525]

5) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi beşinci defa Amâlikalar;

6) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, altıncı defa Cürhümîler[526];

7) Kabe´yi, yedinci defa Kusayy b.Kilab[527]);

8) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe´yi, sekizinci defa, Kureyşîler[528]

9) Kabe´yi, dokuzuncu defa (Hicrî: 61) Abdullah b.Zübeyr;

10) Kabe´yi, onuncu defa, Haccac b.Yûsüfüssakafî yaptı. [529]

11) Kabe´nin on birinci ve son yapılışı; Osmanlı Pâdişâhlarından Sultan Ahmed´in onarımından sonra, oğlu dördüncü Sultan Murad b. Sultan Ahmed tarafın-dandır ve şöyle olmuştur:

Esedî´nin bildirdiğine göre: Hicrî on birinci asrın başlarında Kâbenin şark tara­fındaki duvarda bir çatlama olmuştu.

Hicrî bin on dokuz yılında bu çatlaklık, daha da, arttı:

Mekke´de, o tarihte şiddetli bir yağmur yağdı.

Yağmurun arkasından sel geldi.

Sel suları, Mescid-i Haram´ın içine kadar girdi.

Kabe´nin, şark ve garp duvarları ile Hacerülesved´in bitişiğindeki duvar çatladı.

Sultan Mehmed´in oğlu Sultan Ahmed, Beytullâh´ı, yıktırarak bu iki duvardan birinin taşlarını altun, diğerininkini de, gümüş kaplatıp yaptırmak istedi.

Fakat, İlim Adamları, kendisine, mâni oldular.

Bu çatlağın, bir kuşakla giderilerek duvarın yıkılmaktan korunması mümkün olduğunu söylediler.

Bunun üzerine, Sultan Ahmed, sarı bakırdan altun kaplamalı bir kuşak yaptırdı.

Bunun, Kabe´ye bağlanması, bin yirmi yılının sonu ile bin yirmi bir yılının ba­sında idi.

Sultan Ahmed, bu iş için, seksen bin Dinar (altın) harcadı.

Hicrî bin otuz dokuz yılı şaban ayının on dokuzunda çarşamba günü sabahı saat ikide Mekke´ye ve havalisine benzeri görülmedik şiddetli bir yağmur yağdı.

ikindi ile akşam arası Vâdi-i İbrahim tarafından sel suları akmağa başladı.

Sel suları; önünde bulunan ev, dükkân, odun, ahşap, taş, toprak, ne varsa, nepsini sürükleyip getirdi.

Önüne kattığı süprüntüleri, Harem-i şerîfe, Beytullâh´ın içine soktu.

Sel, yatsıya yakın bir zamana kadar devam etti.

Harem-i şerif içinde su, tavaf sahasının etrafındaki direkler üzerindeki kandil­lerin asıldığı halkalara kadar yükseldi! Kabe´nin içine de, anahtar deliğinden iki metre yükseklikte su girdi.

Suyun boşalması için, Harem-i şerifin kapılarından olan Bâb-ı İbrahim açıla­rak, sular, oradan, Mekke´nin aşağısına doğru akıtıldı.

Selde ölenlerin sayısı bin kadardı.

Sel geldiği gün, ikindi vakti, Kabe´nin Şam tarafındaki duvarı, iki cephesiyle, iki tarafa doğru yıkıldı.

Şark duvarının şark kapısına kadar olan kısmını da, beraberinde götürdü. On­dan başka bir duvar kalmadı.

Kapının Kıvamı, kalan duvarın üzerinde idi.

Garp tarafındaki duvardan da, her iki yönden altıda birini götürdü.

Yalnız, bu görünen yüzden -ki, Şam duvarının bitişiği olan kısmıdır- üçte iki kadar kısmını ve tavanın da, iç kısmını, beraberinde çekip götürdü.

Şam tarafından yıkılan duvar, Haccac b. Yûsüfüssakafînin yaptırdığı duvardı. Durum; Mısır yoluyla İstanbula arzedildi.

Haber, dış memleketlere erişince -Hacc Mevsiminin yaklaşmış bulunması do-layısı ile- son derecede heyecan uyandırdı.

Mısır Valisi, Arnavud Mehmed Ali Paşa, Pâdişâhın gelecek emrini bekleme­den, Rıdvan Ağayı, kendi tarafından, hemen Mekke´ye gönderdi.

Ona, müstacel tedbirler alması için tam yetki verdi. Rıdvan Ağa, aynı yılın yirmi altı şevvalinde Mekke´ye vardı. Yirmi dokuz şevval salı günü, vazifeye başladı.

Önce; Beytullâh´ın, Mescid´in içinde toplanan sel birikintilerinden temizlenmesi için, müzakerelerde bulunmak üzre, bir Meclis kurdu.

Müzakere sırasında çıkan görüş ayrılığını, ilim adamlarından aldığı Fetvalarla halletti.

Cidde, Medine ve Kanfede´de bulunan nakil vâsıtaları, Mekke´ye getirilerek Harem-i şerif ve tavaf yolları, üzerlerini kaplayan çamurlardan temizlendi.

Haremin içine tepeler gibi çamur ve pislikler yığılmıştı.

Temizleme işi, zilkade ay´ının on dokuzuncu salı günü sona erinceye kadar, günde otuz kırk bin yük çamur taşındı.

Bundan sonra, sellerin tahrip ettiği yollar, havuzlar, su gözeleri ve Mina girişi onarılmağa başlanıp rebîulâhır ay´ının dokuzuncu perşembe günü bitirildi.

Kabe´nin tamiri için, Mısırdan gerekli malzemeler de geldi.

Pâdişah´ın gönderdiği zat ta, Mekke´ye gelip Rıdvan Ağa ile birlikte işe başladı.

Yirmi dokuz rebîulâhir çarşamba günü; Seyyid Muhammed Nazır, Rıdvan Ağa, Harem Şeyhi Şemsüddinül´attâkîve Mühendis Ali b. Şemsüddin Efendiler tara­fından Kâbenin inşâat keşfi ve planı yapıldı.

Binanın inşâat işine: Mühendislerden, Devlet Mühendisi Ali b.Şemsüddi-nülmekkî,

Mühendis Muhammed b.Zeynülmekkî,

Kardeşi Muallim Abdurrahman ve Muallim Süleymanussahrâviyyülmısrî Efen­diler tayin edildiler.

Süleymanüssahrâvî, Baş marangozdu. Ustalardan da:

Fâtih Ebüsseyyidüttabatıbiyyülmekkî, Selîmülkureşî, Muallim Süleyman b.Mu-nammedülbeca, Ibn. Hatim ve Nûrüddin adındaki ustalar tayin edildiler.

Bunların son dördü Mısırlı idiler.

Yirmi üç cemaziyelâhir pazar günü, Kabe´nin duvarları örülmeğe başlandı.

Yirmi üç şaban günü, yirmi beşinci sıra taşları dizildi.

Kabe´ye ve çevresine aid bütün işler, iki zilhicce gününe kadar tamamlanıp Bayramlarda ve Hilal zamanlarında ateş yakılacak yerlerin yapımı ile inşâat ve tâmirat sona erdirildi.[530]

Osmanlı Tarihçilerinden Naîmâ (1065-1128) da, Tarih´inde bu hâdiseleri oriji­nal üslubuyla anlatır. [531]

Halebî (975-1044) de, bunlardan, kısaca bahseder. [532]

Kabe´ye Örtü Örtülüsünün Kimler Tarafından Ne Çeşid Ve Nasıl Örtüldüğü?

Kabe´ye, ötedenberi, çeşitli örtüler, örtülürdü.

Kurbanlık deveye Hıbere, Bürüd vesâir Yemen kumaşı yükletilir, bunlar, Ka­be´ye hediye edilirdi.

Kabe´ye hediye edilen çeşitli örtülerden Deniz koyunu yününden dokunmuş kumaş ve döşek yüzleri, Kabe´ye asılır, Kabe, bunlarla örtülür, artanı da, Kabe´­nin deposunda tutulurdu.

Örtülerden, eskiyen olduğu zaman, onun yerine, depodakilerden alınıp konu­lur, üzerindeki örtülerden hiç biri başka bir suretle çıkarılmazdı.

Bunun için, Kabe´nin, birbiri üzerine asılmış kat kat örtüsü vardı. [533]

Örtüler; önceleri, Kabe´nin çamursuz olarak kuru taşlarla örülü duvarlarının üze­rine, dıştan sarkıtılır ve yukarıdan iç kısmına bağlanırdı. [534]

Peygamberimiz Aleyhisselâm; Mekke´den, Medine´ye hicret etmeden önce, Ka­be´nin üzerinde çizgili Yemen kumaşları, postlar, kilimler, su koyunu yününden yapılmış şallar vesaire bulunuyordu.

Nevar bint-i Mâlik, Zeyd b.Sâbit´e hâmile iken, Kabe´nin üzerinde su koyunu yününden, ipekten, kenarları sayvanlı yeşil, sarı renkte şallar, kilimler, bedevî el­biselerinden elbiseler, keten kilimler, kıl kilim şakları gördüğünü söyler. [535]

1) İsmail Aleyhisselâm; Babası İbrahim Aleyhisselâmın vefatından sonra da, gerek Kabe ve gerek Hacc amellerine ait hizmetleri yürütmek ve yönetmekte de­vam etti. [536]

İlk defa olarak ta, Kabe´ye örtüyü o, örttü. [537]

2) Süleyman Aleyhisselâm; İlya (Kudüs) Mescidini inşa işinden boşalınca, Mek­ke´ye gidip Kabe´yi Tavaf etti ve ona, örtü örttü.

Kabe´nin yanında kurban kesti. Mekke´de yedi gün oturdu. [538]

3) Yemen kralı Rebîa b. Nasr´ın ölümünden sonra, bütün Yemen´e hâkim olan Tübba´ Tüban Es´ad Ebû Kerib; Medine´yi, yıkmak ve Medine halkını imha et­mek istediği zaman, Benî Kurayza Yahudilerinin iki büyük bilgin´i:

“Ey Hükümdar! Sen, böyle bir şey yapmaktan vazgeç!

Vazgeçmezsen, yapmak istediğin şey ile senin arana, muhakkak, gerinilirdir.

Hem biz, senin bu yüzden, hemen, bir felâkete uğramayacağından da, emîn değiliz…

Çünkü, burası, Âhir-i zamanda, Kureyşîlerin bulundukları Harem´den çıkacak olan Peygamberin hicret yeri, yurdu ve başkenti olacaktır!” diyerek kendisini, bun­dan vazgeçirmişlerdi.

Tüban; Medinelilerle çarpışmayı bırakıp Yemen´e doğru giderken, Usfan, Emeç mevkileri arasında, huzuruna, Hüzeyl b.Müdrike oğullarından iki kişi gelip:

“Ey Hükümdar! Senden önceki Hükümdarların ihmal ettikleri inci, zümrüd, ya­kut, altun ve gümüşle dolu olan bir hazineyi size göstersek olmaz mı?

O hazine, Mekke´de bir Beyt´in içinde olup Mekkeliler, O Beyt´e tazim ve onun yanında ibadet ederler” dediler.

Hüzeylîler, hükümdarın böyle bir şeye kalkışmasını kendisinin, helak olması için, istiyorlardı.

Çünkü, onlar, Mekke´ye ve Kabe´ye tecâvüze ve onun yanında zulme kalkı­şan Hükümdarlardan her birinin helak olup gittiğini biliyorlardı.

Tüban´ı, yine, yanındaki Yahudi Bilginleri, bu tehlikeli niyetinden de, vaz geçi­rip Mekke´ye vardığı zaman, Kabe´ye tazimde ve Mekke halkına iyilikte bulun­mağa ikna´ ve teşvik ettiler.

Bunun üzerine, Tüban; Mekke´ye varınca, Beytullâh´ı Tavaf etmiş, Mekke´de kaldığı günlerde kestirdiği iki bin devenin etlerini Mekke halkına yedirmiş ve ayrı­ca bal şerbeti de, ikram etmişti.

Tüban; Mekke´de bulunduğu sırada, rüyasında, Beytullâh´a örtü örttüğünü gö­rünce, Kabe´ye, Hasaf´tan, kaba dokunmuş bezden bir örtü geçirdi.

Sonra, rüyasında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görünce, maafir diye anılan Yemen kumaşından bir örtü örttü.

Bundan sonra, rü´yâsında, Beytullâh´a daha güzel bir örtü örttüğünü görüp Müla´ (çarşaf) ve Vasâil (çizgili ince Yemen kumaşı) örttü.

Tübba´; Cürhümîlerden olan Valilerine de, gerektikçe, Beytullâh´a örtü örtme­lerini tavsiye, onu, temizlemelerini, kan, leş ve hayz bezi gibi şeyleri, ona yaklaş­tırmamalarını emretti.

Kabe´ye bir kapı ve bir de, anahtar yaptırdı.

Sonra da, Mekke´den çıkıp askerleri ve yanındaki iki Yahudi Bilgini ile birlikte Yemen´e doğru gitti.[539]

Tübba´ın, Kabe´ye, önce deriden örtü örttüğü de, rivayet edilir. [540]

Tübba´ Es´ad Ebû Kerib´in Mekke´ye bu gelişi, Kabe´ye örtü örtüşü, Peygam­berimiz Aleyhisselâmın, Peygamber gönderilişinden yedi yüz yıl önce idi. [541]

4) Peygamberimiz Aleyhisselâmın Dedesi Abdulmuttalip´ten yukarı doğru yir­minci sıradaki Atası Adnan; babası Üded´den sonra, Kabe hizmetini üzerine alıp yüttüğü sırada Kabe´ye meşinden örtü geçirdi. [542]

5) Cahiliye devrinde eline gecen ipekli bir peştemalı, ilk defa Kabe´ye asan da, Hâlid b. Cafer, b. Kilab olup[543] kendisi, Âmir b. Hasafa kabilesinin Cafer oğul­ları ailelerinden bir ailenin büyüğü idi. [544]

6) Kureyşîler; cahiliye devrinde Kusayy b. Kilabdan Ebû Rebîa b. Mugîre b. Abdullah, b. Ömer, b. Mahzum´un zamanına kadar, Kabe örtüsü hakkında yar-dımlaşırlar, kabilelere -mâlî güçlerine göre- salma salarlardı.

Ebû Rebîa, Yemen´e gider durur, orada ticaretle uğraşırdı. Çok zengindi. Kureyşîlere:

“Kabe´ye, bir yıl tek başıma, ben, örtü örteyim, bir yıl da, bütün Kureyşîler, örtsün!” dedi ve böylece, ölünceye kadar, Cend kasabasından Hıbere (Çizgili in­ce Yemen kumaşı) getirtip Kabe´ye örtmeğe devam etti. [545]

7) Hz.Abbas b.Abdulmuttalib´in annesi[546] Nüteyle bint-i Cenab, b. Küleyb, b. Malik, b. Amr, b. Âmir, b. Nemr, b. Kasıt[547], biricik oğlu Hz. Abbas´ı, küçük ço­cuk iken kaybetmiş ve sağ salim bulacak olursa, Kabe´ye ipek örtü örtmeyi adamıştı.

Nüteyle, oğlunu, bulduğu zaman, bu adağını, yerine getirmek üzere, Kabe´ye ipek örtü örttü . [548]

8) Peygamberimiz Aleyhisselâmın olgunluk çağına bastığı sıralarda idi[549] ki, bir kadın´ın, Kabe hareminde buhurdanlıkta öd ağacı yakarken, buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kabe´nin kat kat örtüsü tutuşup tamamiyle yanmıştı. [550]

Peygamberimiz Aleyhisselâm, otuz beş yaşlarında bulunduğu sıralarda[551], Kureyşîler, Kabe´yi yıkıp yeniden yaptıktan sonra, onun üzerine Hıberât-ı Yemâ-niye diye anılan Yemen işi çizgili kumaş örttüler. [552]

9) Peygamberimiz Aleyhisselâm; Hicretin onuncu yılında Veda Haccı sırasın­da[553], Kabe´ye, Yemen işi çizgili örtü örttü. [554]

10) Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra, Hz. Ebû Bekir, Kabe´ye örtü örttü. [555]

Hz.Ebû Bekir´in, Kabe´ye örttüğü örtü, Kabâtî (Mısır işi ince beyaz kumaş)

idi. [556]

11) Hz.Ömer de, Kabe´ye örtü örttü. [557]

Kendisinin, Kabe´ye örttüğü örtü Kabâtî (Mısır işi ince, beyaz kumaş) idi. [558]

Hz. Ömer, her yıl, Mısıra yazı yazar ve orada, Kabe için özel olarak Kabâtî örtü dokutturur ve bedelini, Beytülmal´den öderdi. [559]

12) Hz. Ömer´den sonra Halife olan Hz. Osman da, Kabe´ye Kabâtî örtü örttürdü. [560]

O da, bu örtüyü Mısırda dokuttururdu.

Yalnız, bir yıl, Kabe için Yemen Valisi Yahya b. Münebbih´e emir verip Bürüd-i Yemâniye getirtmiş olduğu için, o yıl, Kabe´ye iki örtü örtülmüştü. [561]

13) Emevî Halifelerinden Muâviye b. Ebî Süfyan (Vefatı: 60 Hicrî) Kabe´ye iki defa ve iki çeşit örtü örttürdü.

Bunlardan biri: Kabâtî, diğeri de, Atlas örtü idi.

Atlas örtü, Kabe´ye Aşûra gününde, Kabatî örtü de, Ramazan sonunda, Bay-´am için, örtülürdü. [562]

14) Emevî Halifelerinden Yezid b.Ebî Süfyan (vefatı: 64 Hicrî), Kabe´ye Hüsre-vânî Atlas örtü örttü. [563]

15) Abdullah b. Zübeyr (Vefatı: 74 Hicrî), Halîfe olunca, her yıl, kardeşi Müslim o.Zübeyr´e, Hüsrevânî Atlas örtü gönderir ve Aşûra gününde, Kabe´ye ört-türürdü. [564]

16) Emevî halifelerinden Abdulmelik b. Mervan (Vefatı: 86), her yıl, Kabe´ye Atlas örtü gönderirdi.

Onlar, önce, Medine´de Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidinde direkler arasına serilir, bir gün, yayılı kaldıktan sonra, dürülüp Mekke´ye gönderilirdi. [565]

17) Kabe´ye, her yıl, biri Atlas, diğeri Kabatî olmak üzere, iki çeşit örtü örtülürdü. Atlas: Arefe gününden bir gün önce, yâni Terviye günü örtülürdü.

Bunun için, önce, Kabe´nin üzerine bir gömlek asılır, bu gömlek dikilmeyip Kâ-benin üzerinden sarkıtılırdı.

Hacılar, Mina´dan inmeğe başladıkları zamandan gidinceye kadar Kabe´nin ör­tüsünü yırtmamaları için, bu gömlek dikilir ve üzerinden, İzar sarkıtılırdı.

Aşûra günü olunca, Kâbenin üzerine, İzar asılır ve gömleğe bitiştirilirdi.

Bu Atlas örtü, ramazanın yirmi yedisine kadar Kâbenin üzerinde kalır, o gün, Bayram için, Kabatî örtüsü örtülürdü. [566]

18) Abbasî Halifelerinden Mehdî (Vefatı: 169), Hicretin yüz altmışıncı yılında Hacc yaptı.

Kendisine; Kâbenin üzerinde bir çok örtüler toplanıp ağırlık yaptığını ve bunun Kâbenin duvarlarını çökerteceğinden korkulduğunu arzettiler.

Bunun üzerine, Mehdî, Kâbenin üzerindeki bütün örtülerini soydurdu. Duvarlarına, dıştan ve içten Misk, Anber kokuları sürdürdü.

Duvarları, baştan başa boyattı. Sonra da, Kabe´nin üzerine, yeniden Kabatî´-den Deniz koyunu yününden ve Atlasdan üç örtü örttürdü.

Hicretin ikiyüzüncü yılına kada Kâbenin örtüleri hafifletilmedi. [567]

19) Hicretin iki yüzüncü yılında, Mekke Hâkimi olan Hüseyin b. Hasanüttâlibî, Kâbenin üzerindeki örtülerin ağırlığı, tehlike doğuracağını hissedince, bütün ör­tülerini soyup Kabe´ye, biri ince ipekten dokunmuş sarı, diğeri beyaz, üzerlerinde: (Bismillâhirrahmânirrâhim) ve (Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ Ehli Beyti-hittayyibînettâhirînel´ahyâr) yazılı iki örtü örttürdü.

Bu örtüye, Hicretin iki yüzüncü yılından iki yüz kırk dördüncü yılına kadar de­vam edildi ve Kâbenin üzerinde yüz yetmiş örtü birikti. [568]

20) Abbasîi Halifelerinden Me´mun´a (Vefatı: 218),Atlas örtünün, Bayrama ye­tişmeden yırtıldığı, yamanıp çirkinleştiği arzedildi.

Me´mun da, o zaman, Mekke Posta Memuru bulunan âzadlısı Mübârekütta-berî´ye: “Kabe, hangi örtü içinde daha güzel görünür?” diye sordu.

O da:

“Beyaz örtü içinde!” dedi.

Bunun üzerine, Me´mun, Kabe´ye, beyaz Atlastan örtü örtülmesini emretti.

Örtü, Hicretin iki yüz altıncı yılında yapıldı, Kâbeye gönderilip asıldı.

Kabe, böylece, üç örtü ile örtülür oldu.

Kırmızı Atlas örtü: Terviye günü (8 zilhicce),

Kabatî örtü: Recep ay´ı, girdiği gün,

Me´munun ihdas ettiği beyaz Atlas örtü de, Bayram için, ramazanın yirmi ye­dinci günü örtülmeğe devam edildi.

Sonra, yine, Me´mun´a, kendisinin örttürdüğü beyaz Atlas örtünün alt kısmı­nın Aşûra gününde örtülen kırmızı Atlas üzerine daha dikilmeden Hacc günlerin­de hacıların dokunmaları yüzünden yırtılıp eskidiği arz edildi.

Bunun üzerine, Me´mun, beyaz Atlas İzardan fazla kalanını da, gönderdi ki, bununla, Terviye günü veya zilhiccenin yedinci günü, Bayram için örtülen İzarın yırtıklarının üzeri, Aşûra günü giydirilen kırmızı Atlas dikilinceye kadar örtülüp ka-patılacaktı. [569]

21) Daha sonra, Kabe´ye aid kırmızı Atlas eteklerinin daha recep ayına varma­dan, halkın dokunmaları yüzünden, eskiyip yıprandığı, Abbasî Halifelerinden Câ-ferülmütevekkil (Vefatı: 247)e, arz edildi.

Bunun üzerine, Halife, ilk İzar´a, iki İzar daha ekledi. Kabe´nin kırmızı Atlas gömleğinin eteğini yere değecek kadar uzattırdı. Sonra, her iki ayda bir, onun üzerine bir İzar daha koydurdu. Bu, iki yüz kırk yılında, iki yüz kırk bir yılı örtüsü içindi.

Bundan sonra, Kâbenin Perdedarları, eklenen İzarların ikincisine gerek olma­dığını görerek onu, Kabe deposuna koydular ve Halifeye de:

“Kâbeye, bir İzarla gömleğinin uzatılan eteği yetmektedir!” diyerek yazı yazdılar.

Bundan sonra, Kabe´ye, üç ayda bir, tek İzar gönderilir ve üç ayda bir de, Etek geçirilir oldu.

Daha sonra, Câferülmütevekkil, iki yüz kırk üçüncü yılda, Kabatî Gömlek Ete­ğinin, altındaki şadırvana kadar uzatılmasını emretti. [570]

22) İbn. Abd. Rabbih (Vefatı: 328 Hicrî); Kabe´nin, kendi zamanındaki duru­munu tarif ederken:

“Hacerülesved Rüknünün (bir buçuk adam boyundaki kısmı hariç olmak üze­re) her tarafının örtülü olduğunu ve Hacc Mevsimi yaklaşınca, beyaz Horasan at­las ile örtülüp Hacılar, İhram halinden çıkıncaya kadar bu örtü içinde bulunduğu­nu, Hacılar, İhramdan çıktıkları Kurban günü, Kabe´ye; (Tahmid), (Teşbih), (Tek­bir) ve (Tazim) yazılı kırmızı Horasan atlas örtüsü örtülerek gelecek yıla kadar Ka­be´nin, bu örtü içinde bulundurulduğunu ve örtüler çoğalıp ağırlığının, Kabe´ye zarar vermesinden korkulunca da, bazıları, alınarak hafifletildiğini bildirir. [571]

23) Hicretin dört yüz altmış altıncı yılında Ebünnasr Esterâbâzî, Kâbeye, Hind işi beyaz atlas örtü örttürdü.

24) Aynı yılda[572], Sultan Mehmed Sebüktekin tarafından Kabe´ye sarı atlas örtü örttürüldü. [573]

25) Sultan Melik Şah b. Alparslan-ı Selçûkînın Vezîri Nızâmülmülk (Vefatı: 485 Hicrî), Kâbeye, Hind işi yeşil örtü örttürdü. [574]

26) Hicretin beşyüz otuz ikinci yılında, Şeyh Ebülkasım da, Kabe´ye Hıberat ve başka örtülerden örtü örttürdü. [575]

27) Abbasî Halîfelerinden Nâsır´ın (Vefatı: 575 Hicrî) Halîfeliği zamanında, Ka­be´ye, önce yeşil, sonra da, siyah örtü örtüldü ve siyah örtü örtülmeğe devam edildi. [576]

28) Hicretin altıyüz kırk yılında esen şiddetli bir rüzgârda Kabe´nin örtüsü yırtı­lınca, Yemen Meliki Mansur, örtü örtmek istemişse de, bu işin, Halîfe´ye aid ol­duğu ileri sürülerek Kabe´ye, siyaha boyanan pamuk bezinden örtü örtülmekle yetinildi. [577]

29) Abbâsîlerin durumları zayıflayınca, Kâbenin örtüsü, bazan Mısırdan, bazan da, Yemen´den gönderilmeğe başladı ve Mısırda karar kıldı.

Böylece, Kabe´nin dış örtüsü, Mısırdan gönderilmeğe devam etti. [578]

30) Mısırda her kral değiştikçe, Kabe´ye, kırmızı ipekten yapılmış örtü gön-

derildi. [579]

31) Krallar içinde Yemen kralı Melik Muzaffer; Abbas oğullarının, Bağdat´ta dev­letleri sona erdikten sonra, altıyüz elli dokuzda Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi.

32) Hicretin altıyüz altmış birinci yılında. Mısır Türk krallarından Melik Zahir Bay-bars ta, Kabe´ye örtü örtenlerin ilki idi. [580]

33) Hicretin yediyüz kırk üçüncü yılında; Salih İsmail b. Nasır b. Muhammed b. Klavun da, her yıl, Kabe´ye örtü örtmeyi üzerine aldı. [581]

34) Kral Salih İsmail´in kardeşi Nasır Hasan da, yediyüz altmış bir yılında, ör­tünün, yere kadar olan, uzanan ve sırma ile işlenen kısmını -ki, yukarısının yarısı­na yakındır- üzerine aldı. [582]

35) Osmanlı pâdişâhlarından Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında, Mısır ve Hicazı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi Üçüncü Mütevekkil Alallâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilafeti dever aldıktan sonra[583], Kabe´nin iç örtüsünü göndermeyi kendi üzerine aldı ve dış örtüsünü de, Mısır´a tahsis etti. [584]

36) Osmanlılar, Mısır´ı ilhak ettikten sonra, Kanunî Sultan Süleyman, Hicretin dokuz yüz kırk yedinci yılında, Melik Mansur Klavununun, Kabe örtüsü için vakf etmiş olduğu iki köy gelirinden başka, bu iş için yedi köy gelirini daha vakf etti ve ayrıca, Melik Mansur´un harap köylerini de, imar etti. [585]

37) Osmanlı Pâdişâhları (Hâdımüharemeyn = İki Harem´in Hizmetkârı) unva­nını aldıktan sonra, her birisi, tahta çıktıkça, Kâbe-i muazzama ile Ravza-i mu-tahhara´nın örtülerini yenilemeyi âdet edinmişlerdi.

Bu örtüler, Mısırda dokunup gönderilirdi.

Sultan Ahmed tahta çıkınca (Hicrî: 1012), bu örtülerin, İstanbul´da ve görülme­miş bir şekilde dokunmasını ve işlenmesini emretti.

Kırk sekiz bin dirhem ipekten bin altmış zira örtü işlenip bir heyetle Mekkeye gönderildi.

Ravza-i Mutahhara ile Hz.Fâtıma´nın Merkadinin örtüsü de, ikinci yılda doku­nup işlenip gönderildi. [586]

38) Osmanlılar; Mısıra ve Hicaza hâkim olunca, Kabe´nin içini, dışını, Mescid-i Haramda bulunan Makamları… ışıklandıran büyük ve küçük lambalara ilâve ola­rak, Kâbenin iç örtüsü ile Mescid-i Nebevînin örtüsünü, Kabe´nin kokularını, bu­hurunu gül kokusunu ve gül suyunu anber vesairesini, üzerine aldı.

Kâbenin örtülerini bağlamak için gereken ipler, yıllık olarak Şam postasıyla gön­derildi.

Kabe´nin dış örtüsü ise, Mısıra tahsis edildi.

Mısır; Hicretin bin yüz on sekizinci yılına kadar Kâbenin dış ve iç örtüsünü do­kumakta devam etti. [587]

39) Her yıl Mısır´da dokutturulan Kabe örtüsü; Hicretin bin iki yüz on üçüncü yılında, Mısır´ın Napolyon Bonapart tarafından işgali üzerine, gönderilemediğin­den, İstanbul´da Sultan Ahmed Camii avlusunda işlettirilip gönderildi. [588]

40) Suûdîlerden Abdul´azîz´in oğlu büyük Suud, Hicaz´a girince, Mısırlılar, Ka­be´nin dış örtüsünü göndermeyi kestiler.

Bunun üzerine, Suud b. Abdul´azîz; Hicretin bin iki yüz yirmi birinci yılında Kâ-beyi, kırmızı ipekle örttü.

Bundan sonraki yıllarda da, siyah kayla ve atlasla örtüp Kâbenin İzan ile kapı­sının örtüsünü gümüş ve altınla sırmalı kırmızı ipekten yaptı.

41) Osmanlı Pâdişâhları, Sultan Abdul´azîz´in devrine, Hicrî bin iki yüz yetmiş yedi yılına kadar Kabe´nin iç örtüsünü İstanbulda dokutup göndermeğe devam

ettiler.

Sultan Aziz´den sonra, bu iş, kesildi, ve onun, bin iki yüz yetmiş yedi yılında göndermiş olduğu son örtü, günümüze kadar Kâbenin iç örtüsü olarak kaldı.

42) Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesine tekrar hâkim olunca, eskiden olduğu gi­bi, yine, Mısır, Kâbenin dış örtüsünü göndermeye başlayıp bin üçyüz otuz dört yılına kadar devam etti.

43) Hicrî bin üç yüz otuz dört yılında Şerif Hüseyin b. Ali, Osmanlı Devletine karşı, istiklâlini ilân edince, ve Mısır hükümetiyle de, araları açılınca, Mısır hükü­metinin Mekke´ye göndermek üzre yola çıkardığı örtü Cidde´den geri çevirildi.

Fakat, aradaki ihtilaf kalkınca, Mısır, yine, eskiden olduğu gibi, Kabe örtüsünü göndermeğe başladı.

44) Osmanlı Devleti, bin üç yüz otuz dört yılında, Mekke´ye yeniden hâkim olun­ca, Şerif Haydar Paşa vasıtası ile gönderdiği dış örtü, bin üç yüz kırk bir yılına kadar Medine´de kaldı.

Kral Hüseyin, bu örtüyü, Medine´den getirtip Kabe´ye örttürdü.

Mısırla aralarındaki anlaşmazlık giderilince, Mısır, yine âdet olduğu üzere, Ka­be örtüsünü göndermeğe başladı.

45) Hicretin bin üç yüz kırk üçüncü yılında Suudi Hanedanından ve Faysal ai­lesinden kral Abdul´aziz, Mekke´ye hâkim olunca, Mısır´dan getirtilen örtünün gel­mesi -savaş yüzünden- ertelenip onun yerine, Ahsa´da örtü dokuttu.

46) Hicretin bin üç yüz kırk dördüncü yılında savaş sona erince, Kabe örtüsü, yine, Mısır´dan gelmeğe başladı.

47) Bin üç yüz kırk beş yılında iki memleketin arası açıldığından örtünün gön­derilmesi, yine, durdu.

Bunun üzerine, kral Abdulaziz; Zilhicce ayının beşinci günü, kıymetli bir örtü­nün hazırlanmasını emretti.

Siyah renkli üstün kumaştan bir örtü hazırlandı.

48) Hicretin bin üç yüz kırk altıncı yılında kral Abdulaziz, Ecyad mahallesinde Kabe´ye örtü dokutturmak üzre bir dokuma evi kurdu.

Kendi memleketinde iyi dokumacılar bulunmadığından, Hindistan´dan, doku­ma ustaları getirtti.

Bu ustalar, bin üç yüz elli iki yılına kadar dokuma evinde kalarak vazife gördüler.

Bin üç yüz elli iki yılından itibaren yerli ustalar ve sanatkârlar yetiştiğinden, do­kuma işlerini, artık, onlar idare ettiler. [589]

Kabe´nin Buhurla Tütsülenişi:

Kabe´ye, örtüler hediye edildiği gibi, buhurlar, hoş kokular da, hediye edilir, bu kokularla, Kabe´nin içi ve dışı tütsülenip havası, güzelleştirilirdi. [590]

Kabe´yi, ilk defa, hoş kokular ve buhurdanlıklarla tatyip ve her namaz için, Kâ-benin, hoş kokularla tütsülenmesi vazifesini ihdas eden, Muâviye b. Ebî Süfyan´dı.

Hacc Mevsiminde ve Receb ayında Kabe için hoş koku, buhurdanlıklar ve bu işi görecek hizmetçiler de, gönderirdi.

Ondan sonra, gelenler de, böyle yapmağa devam ettiler.[591]

Halîfe Abdullah b. Zübeyr; her gün, Kabe´de buhurdanlık içinde bir batman, Cuma günleri ise, iki batman buhur yaktırırdı. [592]

Kabe´nin iç kısmına, ilk defa güzel koku sürdüren de, Abdullah b. Zü-mer´di. [593]

Emevî Halifelerinden Abdulmelik b. Mervan, Mekke´ye buhurdanlıklar ve gü­zel kokular gönderirdi. [594]

Yavuz Sultan Selim; Hicretin dokuz yüz yirmi üçüncü yılında Mısır ve Hicaz´ı hükmü altına alıp adına hutbe okunduktan ve son Abbasî Halifesi üçüncü Müte­vekkil Alellâh´ı İstanbul´a yollayıp kendisinden Hilâfeti devr ve Hâdımulharemevn unvanını aldıktan sona, Kâbenin iç örtüsünü göndermeyi üzerine aldığı gibi[595] Kabe´nin, gülsuyu, anber vesair kokularını, buhurunu göndermeyi de, üzerine almıştı. [596]

İbrahim Aleyhisselâmın Hz. Hâcer Ve Hz. Sâre´den Doğan Oğulları:

İbrahim Aleyhisselâmın, ilk ve büyük oğlu, İsmail Aleyhisselâm olup, ikinci zev­cesi Hz.Hâcer´den doğmuştu. [597]

O zaman, İbrahim Aleyhisselâm, seksen altı yaşında bulunuyordu. [598]

İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olan ishak Aleyhisselâm ise, ilk zevcesi Hz.Sâre´den doğmuş olup[599] o zaman, İbraim Aleyhisselâm, yüz yaşında idi. [600]

Hz. Sâre´nin Vefatı:
Hz. Sâre, yüz yirmi yedi yasında iken, Ken´an topraklarında Zorbaların kariyesi olan Habrun´da vefat etti. [601]

Vâdilkurâ ile Şam arasında bulunan Habra veya Habrun[602], Beytülmakdis Kudüs) kariyelerinden olup Halîlürrahman diye anılırdır.

Hz. Sâre vefat edince, İbrahim Aleyhisselâm, onu, gömmek üzere bir yer arar­ken, Habra nahiyesinde oturan kendi dininde bulunan Safvan adındaki bir adamla «arşılaştı ve ondan, elli dirheme -ki, o asırda bir dirhem, beş dirhemdi- satın aldı­ğı yere Hz. Sâre´yi. gömdü.

Vefat ettiği zaman, kendisi de, oraya gömüldü.

İbrahim Aleyhisselâmın oğlu İshak Aleyhisselâmın zevcesi de, sonra, İshak Aıeyhisselâm da, İshak Aleyhisselâmın oğlu Yâkub Aleyhisselâm da, Yâkub Aley­hi sselâmın zevcesi İlya da, oraya gömüldüler. [603]

İbrahim Aleyhisselâmın Katura Ve Haccunla Evlenmesi Ve Bunlardan Doğan Çocukları:
Hz. Sâre´nin vefatından sonra, İbrahim Aleyhisselâm, Katura (veya Kantura) – nt-i Yaktan´ul ken´ânî ve Haccun ile evlendi. [604]

ibrahim Aleyhisselâmın, Katuradan dört, Haccun adındaki hanımından da, ye-3 çocuğu doğup çocuklarının sayısı on üçü buldu. [605]

Başka rivayete göre: Katura veya Kantura´dan altı, [606], Haccun veya Haccu–a´dan beş oğlu doğdu. [607]

Katuradan Doğan Çocuklar:
1) Zimran,

2) Yokşan,

3) Medan,

4) Medyan,

5) Yeşbak,

6) Şuah[608]

Haccun Veya Haccura´dan Doğan Çocuklar:
1) Keysan veya Keyşan

2) Feruh (Şeruh veya Süreç),

3) Ümeym (veya Üheym),

4) Lutan,

5) Nâfes[609]

İbrahim Aleyhisselâmın Çocuklarının Ülkelere Dağılmaları:
İbrahim Aleyhisselâmın Katura´dan doğan oğullarından Medan ile Medyan Med-yen toprağına yerleştiler ve buralardan dolayı, oraya Medyen adı verildi.

Yokşan´ın çocukları, Mekke´ye gelip yerleştiler.[610]

Öteki çocuklar ise, başka ülkelere gidip oralarda yerleştiler ve İbrahim Aley-hisselâma:

“Ey Babamız! İsmail ile İshakı, Senin yakınında ve yanında bıraktın. Bizlere ise, gurbette ve yabancı illerde yerleşmemizi emrettin!?” dediler. İbrahim Aleyhisselâm: “Ben, böyle yapmakla emrolundum!” dedi.

Onlara, Yüce Allah´ın isimlerinden bir isim öğretti ki, onunla, yağmur ve yar­dım dileğinde bulunur, yağmura ve yardıma kavuşurlardı. [611]

Onlardan bazıları da, Horasan´a varıp yerleştiler. [612] Hazerler gelip onlara:

“Bunu, size öğreten, yeryüzü halkının hayırlısı ve Hükümdarı olmağa lâyıktır!” diyerek onların krallarına Hakan unvanını verdiler. [613]

İbn. Habîb (Vefatı: 245 Hicrî)e göre: İbrahim Aleyhisselâmın, Horasan´a gidip yerleşen oğulları:

1) Medan,

2) Eşbak,

3) Şeuh olup bunların, orada nesilleri çoğalmış ve Horasan Türkleri de, bunların soyundan gelmiştir. [614]

Bir Hadîs-i şerifde de, Türklerin, Kantura oğulları oldukları bildirilmiştir. [615]´

İbrahim Aleyhisselâmın Vefatı:

İbrahim Aleyhisselâm, Ken´an ilinde[616] hastalanıp[617] yüzyetmişbeş[618] veya kiyüz yaşında bulunduğu sırada vefat etti. [619]

Habrun tarlalarından satın alıp Hz. Sâre´yi gömmüş olduğu yere, kendisi­de[620], oğulları İsmail ve İshak Aleyhisselamlar tarafından gömüldü. [621]

Ona ve âline ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun!

Halilurrahman diye anılan bu yerle Kudüs arasındaki uzaklık, bir Merhaleye akındır. [622]

İbrahim Aleyhisselâmın vefatında, İsmail Aleyhisselâm, seksen dokuz yasın-aa idi. [623]

İbrahim Aleyhisselâma İndirilen İlâhî Sahifeler:

Yüce Allah tarafından İbrahim Aleyhisselâma indirilmiş olan On Sahife[624]´ Ra–nazanın ilk gecesinde indirilmişti. [625]

Bunların içindekiler, Emsal (kıssalar, ibretli sözler) ile Sübhânallâh diyerek Yüce Ailâhı Teşbih ve tenzih, Lâ ilahe illallah diyerek tevhid, Elhamdü lillâh diyerek Ona şükür etmekten ibaretti. [626]

Eshâb-ı kiramdan Ebû Zerrülgıfârî der ki:

(Yâ Resûlallâh! İbrahim´in Sahifelerinde neler vardı?) diye sordum.

(Hepsi, meseller (ibretli sözler) idi. Şöyle ki:

Ey saltanat verilen, sınanan, aldanan kıral!

Ben, seni; dünyayı, birbiri üzerine yığasın diye göndermedim.

Fakat, mazlumun duasını, benden geri çeviresin (Mazlumu, bana yalvarmak zorunda bırakmayasın) diye gönderdim.

Çünkü, ben, mazlumun duasını -kâfir de, olsa- geri çevirmem!

Onda, şöyle meseleler de, vardı:

Aklına, mağlub olmadıkça, akıl sahibinin belli saatleri olmak:

1) Bir saatini, Rabb´ına dua ve münâcâta,

2) Bir saatini, Yüce Allâhın sanat ve kudreti üzerinde durup düşünmeğe,

3) Bir saatini, geçmişte işlediklerinden ve gelecekte işleyeceklerinden kendisini sor­guya çekmeye,

4) Bir saatini de, helâlından yeme içme ihtiyacını karşılamağa ayırmak gere-kirdir.[627]

Yine akıl sahibine gerekir ki; üç şey için:

1) Âhirete hazırlanmak,

2) Geçimini düzene koymak,

3) Haram olmayan şeylerden yararlanmak için olmadıkça, bir yerden, başka bir yere göç edip gitmemektir. [628]

Yine akıl sahibine yaraşan:

1) Zamanına, basiretle, ibret gözüyle bakıcı,

2) İşini, önüne katıcı,

3) Dilini, koruyup tutucu, kelâmını, azaltıcı olmaktır. [629]

Meğer ki, mâlâyanisi (açıklaması) hakkında olsun.) buyurdu.” [630]

(Yâ Resûlallâh! İbrahim ve Musa´nın Sahifelerinde bulunan şeylerden, Yüce Allâhın, Sana indirdiği bir şey var mıdır?) diye sordum.

(Ey Ebûzer! Okusana!:

(Hakîkaten iyi temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip de, namaz kılan kimse, umduğuna erişmiştir.

Belki, siz, dünya hayatını, Âhiretten üstün tutarsınızdır.

Hiç şüphesiz, bunlar, önceki Sahifelerde, İbrahim ile Musa´nın Sahifelerinde de, vardır. (Âlâ: u-19) buyurdu.[631]

İbrahim Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri:

1) İbrahim Aleyhisselâma, buluğ çağından önce, rüşd´ü verilmişti. [632]

2) İbrahim Aleyhisselâm, Tevhid Ehli olanların İmamı idi. Dili, Tevhidde hüccet kılınmıştı.

Küçüğünden, büyüğüne kadar bütün halkı, hüccet dili ile Hakka davet

Etmişti. [633]

Kendisi, Yüce Allah´ın Hanîf bir Müslüman olarak andığı ilk Zât idi.

Hakkında:

“İbrahim; ne bir Yahudi, ne de, bir Hıristiyandı.

Fakat, o, Allah´ı, bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de, değildi o!” buyrulmuştur. [634]

3) İbrahim Aleyhisselâm, Allâhın nimetlerine şükereden bir Zat´tı. Yüce Allah, onu, beğenip seçmiş, doğru bir yola iletmişti. [635]

4) İbrahim Aleyhisselâm, başlı başına bir Ümmet´ti. Allah´a, itaatkârdı. Bâtıl din­lerden uzak ve Muvahhid bir Müslümandı.

O, hiç bir zaman, müşriklerden olmamıştır. [636]

5) İbrahim Aleyhisselâma, Allah tarafından, dünyada bir güzellik (İyi hal ve mev-Ki) verilmiş ve hakkında:

“Hiç şüphesiz, o, Âhirette de, mutlaka Salihlerdendir.” buyrulmuştur. [637]

6) İbrahim Aleyhisselâm; yumuşak huylu, yufka yürekli, kendisini, tamam ile Al­lah´a vermiş bir Zat´tı. [638]

7) Yüce Allah, onu, Halil (Dost) edinmişti. [639]

8) Peygamberlik, Kitab, Hikmet, büyük bir Mülkü saltanat, İbrahim Aleyhisselâ-mın Hanedanına, soyundan gelenlere verilmiştir., [640]

9) İbrahim Aleyhisselâm: “Benden sonrakiler içinde, benim için bir lisan-ı sıdk ver! (Dünyada, Kıyamete kadar baki kalacak bir yâd-ı cemîl, zikr-i cemîl ver! İsmi­mi, hep iyilikle andır!) diyerek dua etmiş[641] bu güne kadar kendisine sevgi ve saygı beslemeyen hiç bir millet ferdi görülmemiştir. [642]

10) İbrahim Aleyhisselâm, bütün insanlara İmam, kendisinin Makamı da, Müstumanlara Musalla (Namazgah) kılınmıştır. [643]

11) Peygamberimiz Aleyhisselâm´a, İbrahim Aleyhisselâmın dinine uyması, em­redilmiştir! [644]

12) İbrahim Aleyhisselâm, Rabb´i tarafından bir takım Kelimeler (emirler)le im­tihan olunmuş, onları, tamamıyla yerine getirmiş, başarmıştır. [645]

13) İbrahim Aleyhisselâm, Allah yolunda ateşe atılanların, Allah yolunda Hic­ret edenlerin ilki idi. [646]

14) Kıyamet gününde insanlar, yalın ayak ve çıplak hasrolunacaklar, O gün, insanların, ilk giydirileni, İbrahim Aleyhisselâm olacaktır. [647]

15) İbrahim Aleyhiselâm, konuk konuklayan insanların ilki idi. [648] Kendisi, sabah, akşam yemeğini, misafirsiz yemezdi.

Misafir, bulabilmek için, iki mil ve hattâ daha da, çok yürüdüğü olurdu. [649] Kendisi, Misafirler (Konuklar) Babası diye anılırdı. [650]

16) İbrahim Aleyhisselâm; ilk kez, bıyığını kırpıp kısaltan,

17) İlk kez, koltuk altı ve etek temizliği yapan[651],

18) İlk kez, tırnaklarını, kesen,

19) İlk kez, Misvak tutunup dişlerini temizleyen,

20) İlk kez, ağzını, su ile çalkalayan,

21) İlk kez, su çekip burun temizliği yapan,

22) İlk kez, edeb yerlerini su ile temizleyen,

23) İlk kez, saçlarını, tarayan[652],

24) İlk kez, bacağına don (kilot) giyen[653],

25) İlk kez, ayaklarına, ayakkabı giyen,

26) İlk kez, Musâfaha yapan,

27) İlk kez, kucaklaşan,

28) İlk kez, iki göz arası, Secde mahalli olan alından öpen[654],

29) İlk kez, kendi kendini sünnet eden[655] ve ilk kez yüz elli yaşında bulundu­ğu sırada[656], saç ve sakalının ağarmağa başladığını gören insandı. [657]

Saç ve sakalında gördüğü aklığın, ne olduğunu: Yâ Rab! nedir bu?” diye sorduğu zaman[658]:

Hayır´dır!” buyrulmuş, sabaha çıkınca, başındaki saçların üçte ikisi, ağarmış[659]:

Yâ Rab! Nedir bu?” diye sorunca da[660]

Bu, dünyada ibret, Âhirette de, Nurdur! [661] Vakar´dır! Ey İbrahim!” buy–Jmuş.

Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâm: Öyle ise, yâ Rab! Vakarımı, artır!” demiş[662], Sabaha çıkınca, saçı, sakalı, papatya çiçeği gbi bembeyaz olmuştur. [663]

30) Cebrail Aleyhisselâmın gösterdiği yerlere Mekke Harem Sınırı taşlarını da, ik defa İbrahim Aleyhisselâm dikmişti. [664]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Atası İbrahim Aleyhisselâmla Karşılaşıp Selamlaşması: Başa Dön
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhis-seiâmla birlikte yedinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail Aleyhisselâm, göğün kapısını çaldı.

“Sen, kim´sin?” denildi.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Cebrail´im!” dedi.

“Yanında kim var?” diye soruldu.

Cebrail Aleyhisselâm:

“Muhammed (Aleyhisselâm) var!” dedi.

“O (Mîrac için) gönderildi mi?” diye soruldu.

Cebrail Aleyhisselâm: “Gönderildi.” dedi.

Göğün kapısı açılınca, orada, İbrahim Aleyhisselâmla karşılaştılar ki, kendisi, sırtı­nı, Beytülmâmûr´a dayamış[665], Beytülmâmûr´un kapısının önündeki bir Kürsü üze­rinde oturuyordu. [666]

Cebrail Aleyhisselâm:

“Selâm ver ona!” dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm selam verdi.

O da, Peygamberimizin selâmına mukabele ettikten sonra:

“Hoş geldin! Safa geldin? Salih oğlum! Salih Peygamber!” dedi. [667]

Kendisi, çok yaşlı, Ulu ve Heybetli bir Zat idi. [668]

Peygamberimiz, Cebrail Aleyhisselâma:

“Ey Cebrail! Kim bu?” diye sordu. [669]

Cebrail Aleyhisselâm:

“Bu, Atan İbrahim Aleyhisselâm´dır.” dedi. [670]

İbrahim Aleyhisselâm, Peygamberimiz Aleyhisselâma:

“Ümmetine[671], benden, selâm söyle! [672] Onlara, emret! [673] Haber ver de[674], Cennet´e, fidan dikmeyi, çoğaltsınlar![675]

Çünkü, Cennet´in toprağı, güzel[676], suyu, tatlı[677], arzı, geniş[678] ve düzlüktür!” dedi. [679]

Peygamberimiz Aleyhisselâm:

“Cennet´e dikilecek Fidan, nedir?” diye sordu[680] İbrahim Aleyhisselâm:

“Cennet´e dikilecek fidan: Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber[681], Lâ havle velâ kuvvete illâ billah´dır!” dedi. [682]

——————————————————————————–

[1] ibn.ishak, İbn.Hişam-Sîre c.1 ,s.2-3, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,8.54, Mus´abuzzübeyrî-Neseb, Kureyşs.4, İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Belâzürî-Ensabüleşraf c.1,s.5, Taberî-Tarih c.1,s.119, Yâkubî-Tarih c.1,s.17-23, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.41-44, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.136-137, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.94, ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.33.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/141.

[2] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46.

[3] Taberî-Tarih c.1,s.119.

[4] Yâkut-Mûcemülbüldan c.2,s.235.

[5] Yâkut-Mûcemülbüldan c.4,s.487.

[6] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.141.

[7] Taberî-Tarih c.1,s.119.

[8] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.119, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.141.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/141.

[9] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/142.

[10] Mir Hâvend-Ravzatussafa Tercemes.187.

[11] Ebû Nuaym-Delâilünnübüvve c.1,s.21, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.289, Süyûtî-Hasaisülkübrâ c.2,s.128, Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.12,s.469, Diyar. Bekrî-Tarihulhamîş c.1,s.21.

[12] Ahmed b.Hanbel-Müsned d.s.332, ibn.Mace-Sünen c.2,s.787, ibn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.78-79, Süyûtî-Hasaisülkübrâ c.1,s.171-172, Aliyyülmüttakî-Kenzül´ıımmal c.12,s.391.

[13] ibn.İshak, ibn.Hişam-Sîre c.2,s.41, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.215, 417, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.276,277, Buharî-Sahih c.4,s.111.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/142.

[14] ibn.Kuteybe-Maarif s. 15.

[15] ibn.Kuteybe-Maarif s.15, Sâlebî-Arais s.73.

[16] ibn.Kuteybe-Maarif s.15.

[17] Yâkubî-Tarih c.1,s.23.

[18] Sâlebî-Arais s.73.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/142.

[19] Yâkubî-Tarih c.1,s.23.

[20] Mes´ûdî-Murûcuzzeheb c.1, s.44.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/142.

[21] Sâlebî-Arais s.73.

[22] Taberî-Tarih c.1,s.121, Sâlebî-Arais s.73.

[23] Sâlebî-Arais s.74.

[24] Taberî-Tarih c.1,s.121, Sâlebî-Arais s.73.

[25] Taberî-Tarih c.1,s.12l.

[26] Sâlebî-Arais s.73.

[27] Taberî-Tarih c.1,s.121, Salebî-Arais s.73.

[28] Taberî-Tarih c.1,s.121, Salebî-Arais s.73

[29] Sâlebî-Arais s.73.

[30] Taberî-Tarih c.1,s.121.

[31] Taberî-Tarih c.1,s.121, Sâlebî-Arais s.73.

[32] Sâlebî-Arais s.73.

[33] Taberî-Tarih c.1,s.121.

[34] Taberî-Tarih c.1,s. 119-120, Ebülferec-Tabsıra c.1,s.1O6.

[35] Yâkubî-Tarih C.1.S.23.

[36] Taberî-Tarih c.1,s.12O, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.fe-.

[37] Yâkubî-Tarih c.1,s.23, Taberî c.1,s.12O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.94.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/142-144.

[38] Taberî c.!,s.12O, Sâlebî s.74, Ebülferec-Tabsıra c.1,s.1O6, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.95.

[39] ibn.Asâkir-Tarih c.2,s.137.

[40] Taberî-Tarih c.1,s.12O, Sâlebî s.74, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s,95, Ebülferec-Tabsıra c.1,s.1O6.

[41] Mes´udi Murucuzzeheb c.2,s,262, Dairetülmaarif c.1,s.10.

[42] Taberî-Tarih c.1,s.120-121, Sâlebî-Arais s.74.

[43] Taberî-Tarih c.1,s.12O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.96.

[44] Taberî c.1,s.121, Salebi s.74, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.95.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/144-145.

[45] Sâlebî-Arais s.74, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.1O6.

[46] Sâlebî-Arais s.74.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/145-146.

[47] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/146.

[48] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/146.

[49] Taberî-Tarih C.1.S.121, Salebî-Arais s.74-75, ibn.Esîr c.1,s.95.

[50] En´am: 75-79.

[51] Bakare: 131.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/147.

[52] Yâkubî-Tarih c.1,s.24.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/147-148.

[53] Taberî-Tarih c.1,s.12O, Sâlebî-Arais s.75, İbn.Esîr-Kâ´mil c.1,s.96.

[54] İbn.iyas-Bedayiuzzühur s.84.

[55] Taberî-Tarih c.1,s.121, Sâlebî-Arais s.75, İbn.Esîr c.1,s.96.

[56] Taberî-Tarih c.1,s.121.

[57] İbn.Asakir-Tarih c.2,s.142.

[58] Hâkim-Müstedrek c.2,s.596.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/148.

[59] İbn.iyas-Bedâyiuzzühûr s 84

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/148-149.

[60] Yâkubî-Tarih c.1,s.24, Mes´ûdî-Murûcuzzeheb c.1,s.45

[61] Yâkubî-Tarihc.1,s.24

[62] Meryem: 42-48

[63] Tevbe: 114

[64] Enbiya: 52-56

[65] Şuarâ: 70-102.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/149-152.

[66] Sâlebî-Arais s.75, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.96.

[67] Taberî-Tarih c.1,s.120-122.

[68] Enbiya: 57.

[69] Taberî-Tarih c.1,s.122.

[70] Zemahşerî-Keşşaf c.2,s.576.

[71] Taberî-Tarih c.1,s.122, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.97.

[72] Sâffât: 91-92.

[73] Taberî-Tarih c.1,s. 122.

[74] Yâkubî-Tarih c.1,s.24.

[75] Enbiya: 58.

[76] Taberî-Tarih c.1,s.122, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.97.

[77] Enbiya: 59-60.

[78] Taber-Tarih c.1,s.122, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.97.

[79] Sâffât: 94-96.

[80] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/152-153.

[81] Taberî-Tarih c.1,s.122.

[82] Enbiyâ: 61.

[83] Taberî-Tarih c.1,s.122, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.97.

[84] Enbiyâ: 63.

[85] Taberî-Tarih c.1,s.122, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.97.

[86] Enbiyâ: 62-67.

[87] Taberî-Tarih c.1,s.122-123.

[88] En´am: 80-82

[89] Taberî-Tarih c.1,s.123, İbn.Esîr-Kâmil c.1,ş.98.

[90] Taberî-Tarih c.1,s.123, Sâlebî-Arais s.75, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.98.

[91] Taberî-Tarih c.1,s.123, Sâlebî-Arais s.75, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.98.

[92] Bakara: 258.

[93] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.159, Nevevî-Tehzîbülesmâ c.1,s.101.

[94] Taberî-Tarih c.1,s.123, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.98.

[95] Seffât: 97.

[96] Enbiyâ: 68.

[97] İbn.Habîb de, bunu, böyle kayd eder. (İbn.Habîb-Kitabülmuhabber s.391.

[98] Taberî-Tarih c.1,s.123-124, Sâlebî-Arais s.77, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.98-99, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

[99] İbn.Sa´d-Tabakat c.1, s.46

[100] ibn.iyas-Bedâyiüzzühur s.85.

[101] Taberî-Tarih c.1,s.l23-124, Sâlebî-Arais s.77, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.99, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146

[102] İbn.İyas-Bedâyiüzzühur s.85.

[103] Taberî-Tarih c.1,s.124-125, Sâlebî-Arais s.77, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146

[104] Ebüiferec ibn.Cevzî-Tabsırac.ı,s.n 4.

[105] Yâkubî-Tarih c.1,s.24, Zemahşerî-Keşşaf c.21,s.578, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146

[106] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 146.

[107] Sâlebî-Arais s.77, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146

[108] Hakîmüttirmizî-Nevairirül´usûl s.218, Ebü Talib Mekkî-Kutülkulub c.1 ,s.466, Sâlebî-Arais s.77, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.115, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

[109] Hakimüttirmizt-Nevairül´usûl s.218, Taberî-Tarih c.1,s.125, Ebû Talib Mekkî-Kutülkulub c.1,s.466, Sâlebî-Arais s.77, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsırac.1,s.115, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.99 Ebülfida-Elbidaye vennihaye c,s. 146, Mîr Hâvend Ravzatussafa Terceme s. 164.

[110] Hakîmüttirmizî-Nevadirül´usûl s.218, Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.77, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra

c.1,s.115, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.l,s.146, Mîr Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.164.

[111] Sâlebî-Arais s.77, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.115, Ravza. Terceme s.164.

[112] Taberî-Tarih c.1 ,s,124, Sâlebî-Arais s.77, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1 ,s.115, İbn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.99, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1 ,s.146.

[113] Sâlebî-Arais s.77, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.

[114] Taberî-Tarih c.1,s.124, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

[115] Taberî-Tarih c.1 ,s.124, Sâlebî-Arais s.77, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.115, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 146.

[116] İbn.Sa´d-Tabakat c.1 ,s.46, ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s.52O, Hakîmüttirmizî-Nevadirül´usûl s.218, Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arai s.77, Zemahşerî-Keşşaf c.2 ,s.578, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.115, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.99, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

[117] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, ibn.Ebî Şeybe-Musannef|c.11,s.52O, Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.77, Zemahşerî-Keşşaf c.2,s.578,Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsırac.1,s.115, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.99, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/154-157.

[118] ibn.Asâkir-Tarih c.2,s.147.

[119] Kâtip Çelebî-Mîzânülhakk s.70.

[120] Enbiyâ: 69.

[121] Taberî-Tarih C.1.S.123.

[122] Zemahşerî-Keşşaf c.2,s.578, Nesefî-Medarik c.3,s.84.

[123] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.52O, Taberî-Tarih c.1,s.125, Tefsir c.17,s.44, Zemahşerî-Keşşaf c.2,s.578.

[124] Şâlebî-Arais s.78.

[125] İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

[126] ibn.Asâkir-Tarih c.2,s.146, Ebülferee ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.116.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/157-158.

[127] ibn.Asakir-Tarih c.2,s.145, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/158.

[128] Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.78, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.

[129] Taberî-Tarih c.1,s.124, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.

[130] Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.78, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.99.

[131] Taberî-Tarih c.1,s.124, Sâlebî-Arais s.78, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.146

[132] Taberî-Tarih c.1,s.124-125, Sâlebî-Arais s.78, Ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.99-100

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/158-160.

[133] Taberî-tarih c.1,s.125, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.100.

[134] Meryem: 49.

[135] Yâkubî-Tarih c.1,s.24.

[136] Taberî-Tarih c.1, s.125, Sâlebî-Arais s.78-79.

[137] jbn.lyas-Bedayiüzzühur s.86.

[138] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46.

[139] Taberî-Tarih c.1,s.125.

[140] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.16O, Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.80.

[141] Taberî-Tarih c1,s.125, Sâlebî-Arais s.79.

[142] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/160.

[143] ibn.Sa´d-Tabakat c.1, s.46, Taberî-Tarih c.1, s.159-160, İbn.Asâkir-Tarih c.2, s.14.

[144] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberi-Tarih c.1,s.125, 160, Sâlebî-Arais s.79.

[145] ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.35

[146] ibn.Sa´d-Tabakat c.2,s.46, İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Taberî-Tarih c.1,s.16O.

[147] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125.

[148] Taberi-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.100.

[149] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s. 199-203.

[150] İbn.Habîb-Kitabulmuhabber s.466.

[151] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.100-101, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/160-161.

[152] Müslim-Sahih c.4,s.184O.

[153] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200.

[154] Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126, Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200.

[155] Buharî-Sahih c.4,s.112, Ebû Davud-Sünen c.2,s.264, Taberî-Tarih c.1,s.126.

[156] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200.

[157] Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126.

[158] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200.

[159] Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126, Salebî-Arais s.79.

[160] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200, Sâlebî-Arais s.79.

[161] Taberî-Tarih c.1,s.125, Salebî-Arais s.79, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.101

[162] Buharî-Sahih c.4,s.112, Ebû Davud-Sünen c.2,s.264, Taberî-Tarih c.1,s.126, Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O1.

[163] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.200.

[164] Müslim-Sahih c.4,s.184O.

[165] Buharî-Sâhih c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/161-162.

[166] Müslim-Sahih C.4.S.1840.

[167] Müslim-Sahih c.4,s.184O, Taberî-Tarih c.1,s,126, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.101, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.

[168] Taberî-tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks,1,s.35.

[169] Taberî-tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79, İbn.Esîr c.1,s.1O1.

[170] Taberî-Tarih c.1,s.125, Sâlebî-Arais s.79.

[171] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.38, Taberî-tarih c.1,s.126.

[172] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.38-39, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.

[173] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, Buharî-Sahih c.4,s.112, Müslim-Sahih c.4,s.1840-1841, Taberî-Tarih c.1,s.126,

ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.101, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.151.

[174] Müslim-Sahih c.4,s.1841, Taberî-Tarih c.1,s.126.

[175] Taberî-Tarih c.1,s.125.

[176] Müslim-Sahih c.4,s. 1841, Taberî-Tarih c.1,s.126, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.10l, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.

[177] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147, Ebülfida-Elbidaye ven-nihaye c.1,s.151.

[178] Müslim-Sahih C-4.S.1841.

[179] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, c.4,s.112, Taberî-Tarih c.1,s.126; İbn.Asakir Tarih c.2,s.147, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O1 .

[180] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.147.

[181] Müslim-Sahih c.2,s.1841, Taberî-Tarih c.1,s.126, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O1.

[182] A.b.Hânbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, c.4,s.112, Müslim-Sahih c.4,s.1841, Taberî-Tarih C.1.S.126, ibn.Esîr c.1,s.1O1.

[183] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, İbn.Esîr-Kâmil c.1.s,101.

[184] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/162-164.

[185] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.201.

[186] Müslim-Sahih C.4.S.1841.

[187] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, Buharî-Sahih c.4,s. 112.

[188] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49.

[189] Taberî-Tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.101.

[190] Buharî-Sahih c.4,s.112.

[191] Buharî-Sahih c.4,s.112, Müslim-Sahih c.4,s.1841, Taberî-Tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.101.

[192] Müslim-Sahih c.4,s.1841.

[193] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.151.

[194] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4.

[195] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, Müslim-Sahih c.4,s.1841.

[196] A.b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.4,s.112, Taberî-tarih c.1,s.126, Sâlebî-Arais s.80.

[197] Buharî-Sahih c.3,s.39.

[198] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, A.b.Hanbel-Müsned c.2,s.4O4, Buharî-Sahih c.3,s.39, Müslim-Sahih c.4,s.1841.

[199] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49, Sâlebî-Arais s.80.

[200] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.201.

[201] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

[202] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46, Taberî-Tarih c.1,s.125, Salebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.102.

[203] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/164-166.

[204] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.201-202.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/166.

[205] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46-47, Taberî-Tarih c.1,s.127.

[206] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.46-47, Taberî-Tarih d,s.l27, Salebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

[207] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80.

[208] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/166.

[209] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

[210] Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80.

[211] Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/166-167.

[212] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

[213] Taberî-Tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O2, Yâkut-Mûcemülbüldan c.4,s.373.

[214] Taberî-Tarih c.1,s.127.

[215] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47.

[216] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.127, Salebî-Arais s.80-81.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/167.

[217] Yâkubî-Tarih c.1,s.24-25

[218] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.152-153, Ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/167-168.

[219] Yâkubî-Tarih c.1,s.25.

[220] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.153.

[221] Taberî-Tarih c.1,s.126.

[222] İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.

[223] Taberî-Tarih c.1,s.126, Salebî-Arais s.80, Ibn.Esîr-Kâmıl c.1,s.1O2.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/168.

[224] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.49.

[225] !bnfshakTîbn.H^m-Sîre c.1,s.6-7, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48, Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.426.

[226] Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.426.

[227] Makrîzî-Hıtat C.1.S.211.

[228] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48.

[229] İbn.lshak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.6.

[230] İbn.Esîr-Nihaye c.4,s.6.

[231] Taberî-Tarih c.4,s.228, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.9O-91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.7,s.98, ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.77.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/168-169.

[232] Buhari-Sahih c.7,s.143-144, Edebülmüfred s.321, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.148.

[233] Abdurrezzak-Musannef c.2,s.175, İbn.Ebî-Şeybe-Musannef c.11,s.522, Buharî-Edebülmüfred s.322.

[234] Diyar.Bekrî-Hamîs C.1.S.129.

[235] İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.148,149, İbn.Hacer-Fethulbarî c.10,s.288.

[236] Sâlebî-Arais s.99, Diyar. Bekrî-Hamîs c.1,s.130.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/169.

[237] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.75.

[238] Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî C.22.S.45, ibn.Hacer-Fethulbarî c.10,s.288.

[239] ibn.Hacer-Fethu.barî c.10,s.289.

[240] Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.5,s.1O8.

[241] Buharî-Edebülmüfred s.322.

[242] Buharî-Edebülmüfred s.321.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/170.

[243] Yâkubî-Tarih c.1,s.25, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.36.

[244] Yâkubî-Tarih c.1,s.25, Taberî-tarih c.1,s.127, Sâlebî-Arais s.80, İbn-Esîr-Kâmil c.1,s.1O2.

[245] Taberî-Tarih c.1 ,s.13O, Sâlebî-Arais s.81, Süheylî-Rvdulünüf c.1 ,s.91, Ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 154.

[246] Taberî-Tarih c.1,s.13O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3.

[247] Taberî-Tarih c.1,s.130.

[248] Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.81, Süheyli-Ravd c.1,s.91, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.

[249] Sâlebî-Arais s.81.

[250] Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî s.81, Süheylî-Ravd c.1,s.91, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Ebülfida-Elbidaye venni­haye C.1.S.154.

[251] Taberî-Tarih C.1.S.103.

[252] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.103.

[253] Taberî-Tarih C.1.S.130.

[254] Salebî-Arais s.81, İbn.iyas-Bedayiüzzühur s.87.

[255] Sâlebî s.81, Süheylî c.1,s.91, ibn.Esir c.1,s.1O3, Ebülfida c.1,s.154.

[256] Salebî-Arais s.81, Ibn.İyas-Bedayi s.87.

[257] Sâlebî-Arais s.81, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91.

[258] Taberî-Tarih c.1,s.13O.

[259] Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.

[260] İbn.Sa´d-Tabakat c.1, s.50, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1, s.347, Buharî-Sahih c.4, s.113, Süheylî-Ravdulünüf, c.1, s.91, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.154.

[261] Taberî-Tarih C.1.S.130, Sâlebî-Arais s.81, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/170-171.

[262] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.103.

[263] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.

[264] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O.

[265] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.54, Taberî-Tarih c.1,s.13O.

[266] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.164.

[267] ibrahim Aleyhisselâm, çiftçi idi. (Hâkim-Müstedrek c.2s.596.

[268] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.164, Halebî-İnsanül´uyun c.1,s.79.

[269] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1 ,s.54, Taberî-Tarih c.1 ,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323.

[270] Buharî-Sahih c.4, s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155

[271] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.54,Taberî-Tarihc.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82.

[272] Buharî-Sahih c.4,s.113, Taberî-Tarih c.1,s.130, Kurtubî-Tefsirc.9,s.368, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.

[273] Taberî-Tarih c.1,s.130, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.46, Sâlebî-Arais s.82.

[274] Buharî-Sahih c.4,s.113, Taberî-Tarih c.1 ,s.130,Beyhakî-Delâil c.1 ,s.322, Kurtubî-Tefsir c.9,s.368,369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154.

[275] ibrahim: 37.

[276] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih C.1.S.130-131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve C.1.S.322-323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.154-155

[277] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/175-177.

[278] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55

[279] Buharî-Sahih c.4,s.114. Taberî-Tarih c.1,s.131, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[280] Buharî-Sahih c.4,s. 114, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[281] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.

[282] Buharî-Sahih c.4,s.114, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[283] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.

[284] Buharî-Sahih c.4,s.114, Kurtubî-Tefsir c.9,s369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[285] Sâlebî-Arais s.82.

[286] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[287] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil, c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155.

[288] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55.

[289] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[290] Buharî-Sahih c.4,s.114, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.55, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[291] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye ven­nihaye C.1.S.155.

[292] Taberî-Tefsir c.13,s.23O, Sâlebî-Arais s.82

[293] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1 ,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[294] Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82.

[295] Buharî-Sahih c.4,s.114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[296] Sâlebî-Arais s.82.

[297] Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1,s.13O, 131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil C.1.S.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 155

[298] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1 ,s.253, Buharî-Sahih c.4,s.114, Taberî-Tarih c.1 ,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O3, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155

[299] Buharî-Sahih c.4,s. 114, Beyhakî-Delâil c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155

[300] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Sâlebî-Arais s.82, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.323, Kurtubî-Tefsir c.9,s.369, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.155

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/177-180.

[301] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/180.

[302] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57

[303] Buharî-Sahih c.4,s.114-115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155

[304] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57

[305] Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[306] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[307] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57.

[308] Sâlebî-Arais s 82, Beyhakî-Delâil c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[309] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Beyhakî-Delâil c.1,s.324, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/180-181.

[310] Yâkut-Mücemülbüldan c.5,s.181.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/181.

[311] Feth: 24.

[312] Âl-i imran: 96.

[313] Mâverdî-Ahkâmussultaniye s.157-158, nrûzabadî-Kamusulmuhîtc.3,s.330,Yâkut-Mûcemülbüldanc.1,s.475,

c.5,s.181-182, Nevevî-Tehzibülesmâ vellugat c.1,s.39-40.

[314] Rrûzabadî-Kamûsulmuhıt c.3,s.33O.

[315] ibn.lshak, ibn.Hişam-Sîre c.1,s.119, Ezrakî-Ahbam Mekke c.1,s.89.

[316] Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.181.

[317] ibn.lshak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.119, Yakut-Mûcemülbüldan c.5,s.181.

[318] Mütercim Asîm Efendi-Kamus Tercemesi c.3,s.1122.

[319] Yâkut-Mûcemülbüldan c.5,s.181-182.

[320] Fîrûzabadî-Kamusulmuhît c.3,s.3O5, Yâkut-Mûcemülbüldan c.1,s.475.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/181-182.

[321] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.127

[322] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s. 130-131

[323] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)

[324] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131

[325] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)

[326] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131

[327] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)

[328] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131

[329] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.3O9 (Ek Bölüm)

[330] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.131.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/183.

[331] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.25, Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.127-128, Beyhakî-

Delâilünnübüvve c.1, s.335.

[332] Bakare: 128.

[333] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.128.

[334] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.335.

[335] Vakîdî-Megazi c.2,s.842, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.129, Beyhakî-Delail. c.1,s.335.

[336] Yâkubî-Tarih c.1,s.223, Ebüttayyibüttakî-lkdüssimîn c.1,s.37.

[337] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.128-129.

[338] Abdı/rezzak-Musannef c.5,s.25-26, Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.133, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s.129, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.335.

[339] Beyhaki-Delailünnübüvve c.1,s.335.

[340] ibrahim Rifat Paşa-Mir´atülharemeyn c.1,s.227.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/184-185.

[341] Taberî-Tarih c.1,s.14O, Sâlebî-Arais s.93.

[342] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555.

[343] Taberî-Tarih c.1,s.14O, Sâlebî-Arais s.93-94, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.111.

[344] Taberî-Tarih c.1,s.14O.

[345] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555-556.

[346] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.94-95.

[347] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[348] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.95.

[349] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[350] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.95, Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[351] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[352] Taberî-Tarih c.1,8.141, Sâlebî-Arais s.95.

[353] Taberî-Tarih c.1,s.141, Sâlebî-Arais s.94.

[354] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[355] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.94.

[356] Taberî-tarih c 1 s 141, Sâlebî-Arais s.94, Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[357] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.94.

[358] Hâkim-Müstedrek C.2.S.556.

[359] Taberî-Tarih c.1,s.141, Salebî-Arais s.95.

[360] Taberî-Tarih C.1.S.141.

[361] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[362] Taberî-Tarih c.1,s.141, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.349-350..

[363] Hâkim-Müstedrek c.2,s.556.

[364] Taberî-Tarih c.1,s.141.

[365] Taberî-Tarih C.1.S.141.

[366] Sâlebî-arais s.94, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.112.

[367] Hâkim-Müstedrek c.2,s.555-556.

[368] Taberî-Tarihc.1,s.141, Tefsir c.23,s.87, Salebî-Arais s.94, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 112-113, Ebülfida-Elbidaye ven-nihaye c.1,s.157.

[369] Taberî-Tarihc.1,s.142, Sâlebî-Arais s.94, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.35O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.158

[370] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.110.

[371] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.223-224, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.68.

[372] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.224.

[373] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.68.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/186-190.

[374] Saffâl: 100-113.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/190-191.

[375] 356) Taberî-Tarih c.1,s.138-139, Tefsir c.23,s.84-85, Sâlebî-Arais s.92, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.16O.

[376] Mâlik-Muvatta´ c.1,s.393, Vâkıdî-Megazîc.3,s.1108, Ebû Dâvud-Sünen c.2,s.194, ibn.Mâce-Sünen c.2,s.1O13.

[377] Mâlik-Muvatta d.s.393.

[378] Zemahşeıî-keşşaf c.3,s.35O, Fahrurrazi-Tefsir c.26, s.153. Nesefî-Medârik C.4.S.26. Kurtubî-Tefsir c 15.s.100.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/191-193.

[379] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.

[380] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.

[381] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.5O, Buharî-Sahih c.4,s.119, Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1.s.5, ibn.Abd Rabbih-Ikdülferîd c.l.s.190, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.2,s.7O.

[382] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.

[383] Sâlebî-Arais s.83.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/193.

[384] ibn.Kuteybe-Maarif s.16.

[385] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1.s 128.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/193.

[386] Yâkubî-Tarih C.1.S.221, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.192.

[387] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.

[388] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.192.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/193-194.

[389] ibn Sa´d-Tabakat C.1.S.51, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1, s.324.

[390] Buharî-Sahih c.4,s.115, ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Belazürî-Ensab. c.1,s.6, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.155.

[391] İbn.Sa´d-Tabakat C.1.S.50.

[392] Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.11,s.49O

[393] Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.16,s.132

[394] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.80

[395] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.5O

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/194.

[396] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.57, Buharî-Sahih c.4,s.117, Yâkubî-Tarih c.1,s.26

[397] Ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.51-52

[398] Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.91.

[399] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.

[400] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.52.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/194-195.

[401] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[402] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.57.

[403] Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[404] Taberî-Tarih c.1,s.131.

[405] Buharî-Sahih C.4.S.115,117.

[406] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[407] Buharî-Sahih c.4,s.115,117.

[408] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[409] Taberî-Tarih c.1,s.131.

[410] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[411] Buharî-Sahih c.4,s.115, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.324, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s. 104

[412] Taberî-Tari h c. 1, s. 131.

[413] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve v.1,s.324, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s.104.

[414] Taberî-Tarih c.1,s. 132 Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.

[415] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.

[416] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[417] Buharî-Sahih c.4,s.115.

[418] Taberi-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[419] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1,s. 104 .

[420] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[421] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-delailünnübüvve c.1,s.325.

[422] Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delâil, c.1,s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[423] Buharî-Sahih c.1,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.

[424] Taberî-Tarih c.1, s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1, s.104 .

[425] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.

[426] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.

[427] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebi s.83, Beyhakî s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.

[428] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/195-197.

[429] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.86.

[430] ibn.Hacer-Fethulbârî c.6,s.287-288.

[431] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.86.

[432] ibn ishak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.5, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.51, Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.86.

[433] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.77, 81, Taberî-Tarih c.1,s.161, İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.125

[434] Taberî-Tarih c.1,s. 131.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/197.

[435] Buharî-Sahih c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58, Taberî-Tarih c.1.s.132, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.

[436] Taberî-Tarih c.l.s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[437] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1,s.131.

[438] Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.58.

[439] Buharî-Sahih c.4,s.117, Salebî s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[440] Buharı s.117, Taberî s.132, Salebî s.83, İbn. Esîr c.1,s.104

[441] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delail c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.155

[442] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4

[443] Buharî-Sahih c.4,s.117

[444] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4

[445] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delail c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.155

[446] Buharî c.4,s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.78, Beyhakî s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156

[447] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.78

[448] Taberî c.1,s.132, Salebî s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[449] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.58.

[450] Taberî-Tarih c.1,s.134, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O4.

[451] Buharî-Sahih c.4,s.115, Yâkubî-Tarih c.1 ,s.27, Taberî-Tarih c.1,s. 132, Sâlebî-Arais s.83, Beyhakî-Delâil c.1, s.325, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.104.

[452] Taberî-Tarih c.1,s.132, Sâlebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.104.

[453] Yâkubî-Tarih c.1,s.27.

[454] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1, s.59, Beyhakî-Delâilünnübüvve &1, s.325.

[455] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Oelâil c.1.s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.l56.

[456] Taberî-Tarih c.1,s.132, Salebî-Arais s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.1O5.

[457] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih C.1.S.133, Salebî s.83, Beyhakî s.325, ibn.Esîr s.105, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.

[458] Buhari-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâil c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.156.

[459] Taberî c.1,s.133, Salebî s.83, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.105.

[460] Bunan-Sahih c.4,s.115, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.

[461] Yâkubî-Tarih c.1,s.27.

[462] Buharî-Sahih c.4,s.115, Beyhakî-Delâil c.1,s.325, Ebülfida c.1,s.156.

[463] Taberî-Tarih c.1, s.133, Sâlebî-Arais s.83, Ibn.Esîr-Kâmit c.1,s.A05.

[464] Buharî-Sahih c.4,s.115, Taberî-Tarih c.1 ,s.133, Sâtebî-Araiss.83, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1 ,s.325, Ibn.Esır-Kâmil c.1 ,s.1O5, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1 ,s.156.

[465] Buharî-Sahih c.4,8.115, Beyhakî-Delailünnübüvve c.1,s.325, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.156.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/197-200.

[466] Buharî-Sahih c.4 s.115, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59, Beyhakı-Delaılunnubuvve c.1,s.325.

[467] EztaW-Ahbatu Mekke c.1,s.59, Taberî-Tarih c.1,s.l33.

[468] İbn Haldun-Tarih, c. 2, ks.1, s,37.

[469] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.52.

[470] Buharî-Sahih C.4.S.116, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59-60, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.326.

[471] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.6O, Beyhakî-Delâil c.1,s.326.

[472] Buharî-Sahih c.4,s.116, Ezrakî c.İ,s.59, Beyhakî c.1,s.326.

[473] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59.

[474] Buharî c.4,s.116, Ezrakî c.1,s.59, Beyhakî c.1,s.326.

[475] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59.

[476] Buharî c.4,s.116, Ezrakî c.1,s.59.

[477] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59.

[478] Buharî-Sahih c.4,s.116, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59.

[479] Ezrakî-Ahbaru Mekke d, s.60,62,63,64.

[480] Buharî c.4,s.116, Ezrakî c.1,s.59, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.326.

[481] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59, Beyhakî-Delâil c.1,s.326.

[482] Buharî-Sahih c.4,s.116, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.326.

[483] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.59.

[484] Buharî-Sahih c.4,s.116, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.326.

[485] Buharî c.4,s.116, Ezrakî c.1,s.59, Beyhakî-Delâil c.1,s.326.

[486] Ezrakî c.1,s.63, Beyhakî c.1,s.327, Halebî-lnsanüluyun c.1,s.256.

[487] Ezrâkı-Ahbaru Mekke c.1,s.65, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.256.

[488] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.65, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.327.

[489] Yâkubî-Tarih c.1,s.6.

[490] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.3O7, Tirmizî-Sünen c.3,s.294, Dârimî-Sünen c.1,s.372, ibn.Mâce-Sünen c.2,s.982.

[491] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.65-66.

[492] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.3O7, Tirmizî-Sünen c.3,s.294, Dârimî-Sünen c.1,s.372, ibn.Mâce-Sünen c.2,s.982.

[493] Belâzürî-Ensabüleşraf c.1,s.8.

[494] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.64.

[495] İbn.İshak, ibn.Hişam-Sire c.1,s.2O5, Ezraki-Ahbaru Mekke c.1,s.66.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/200-203.

[496] Hz.Aîşe´nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz Aleyhisselâm: “Kabe´yi Tavaf, Safa ile Merve arasında Say et­mek ve Cemreleri atmak, ancak, Zikrullâhı ikame ve tesbit için teşri´ kılınmıştır.” buyurmuştur. (Ahmed b.Hanbel-Müsned c.6,s.75,139.

[497] Arafâta, Arafat denilmesinin, Âdem Aleyhisselamın, Hz.Havva ile orada buluşmalarından ve birbirlerini orada tanımalarından ileri geldiği de, rivayet edilir. (ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.4O. Taberî-Tarih c.1,s.6O, Sâlebî-Arais s.34, Ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.37.

[498] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.66-67, Halebî-insanüluyun c.1,s.258-259.

[499] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.518, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.258.

[500] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.97, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67,68.

[501] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.97, Ezrakî c.1,s.67, Halebî c.1,s.258.

[502] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.258-259.

[503] Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.327, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.150-151. Halebî-İnsanüluyun c.1,s.26O.

[504] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.518, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.15O, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.258.

[505] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.97.

[506] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.521, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.15O, Halebî-İnsanüluyun C.1.S.258.

[507] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.97, İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s,521, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1 ,s.67, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.15O, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.258.

[508] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.521, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.151.

[509] Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.327, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.151, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.26O.

[510] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.521, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.67, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.151.

[511] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.97-98, Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.67, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.327.

[512] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.16O.

[513] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.68-74.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/203-206.

[514] Mes´ûdî-Murûcuzzeheb c.4,s.396-408.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/206.

[515] Âl-i imran: 96-97.

[516] Bakare: 127-129.

* Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, bir Hadis-i şeriflerinde: “Ben, Atam İbrahim´in düâsı. İsâ b.Meryem´ in müjdesi ve Annemin rü´yâsıyım ki. Annem, bana hâmile iken, rü´yâsında, Şam köşklerini kendisine aydınlatan bir Nûr´un, kendisinden çıktığını görmüştü. Zâten, Peygamberlerin Anneleri, böyle rü´yâ görürlerdir!” buyurarak bu­nu açıklamışlardır. (Ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.149, Ahrned b.Hanbel-Müsned c.4,s.128, Taberî-Tefsir c.1,s.556, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.69. 71, Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.1,s.36, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.16, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.3O7, Heysemî-Mecmuazzevaid c.8,s.223)

ibrahim ve İsmail Aleyhisselâmların dualarında, soylarından gönderilmesini diledikleri ve vazifesini açıkladık­ları Peygamber´in Muhammed Aleyhisselâm olduğu da, yine Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır: “Nitekim, içinizde, kendinizden bir Peygamber gönderdik ki, o, size, âyetlerimizi okuyor, sizi, tertemiz yapıyor, size, Kitabı, hikmeti öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri öğretiyordur.” (Bakare: 151)

[517] Bakare: 125-126

[518] Hacc: 27.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/206-208.

[519] Fîrûzâbâdî-Kamûsulmuhîtc.1,s.129, Yâkut-Mûcemülbüldan c.4,s.465, Nevevî-Tehzîbülesmâvellugat c.1,s.116.

[520] Ezrakî-Ahbaru Mekke d.s.34.

[521] Âdem Aleyhisselâm bahsine bakınız!

[522] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.36-51.

[523] İbn.Kuteybe-Maarif s.10, Taberî-Tarih c.1,s.162, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.54

[524] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.52-53.

[525] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1 ,s.53, Mâverdî-Ahkâmussultaniye s.159, Ebüttayyib-lkdüssimîn c.1 ,s.47, Diyar.Bekrî-Hamîs C.1.S.117.

[526] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.62,86,101, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.329, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.34, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.244, Ebüttayyib-lkdüssimîn c.1,s.47, Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.117.

[527] Yâkubî-Tarih c.1,s.24O, Mâverdî-Ahkâmussultaniye s.160, Ebüttayib-lkdüssımîn c.1,s.47, Diyar.Bekri-Hamîs C.1.S.117.

[528] İbn.İshak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.201-211, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.145-148, Belazürî-Ensabüleşraf c.1,s.99-100, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.329, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.244 Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.117

[529] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.201-216, Ebüttayyib-lkdüssimin c.1,s.47, Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.117.

[530] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.355-371 (Ek Bölüm).

[531] Naimâ-tarih c.2,s.90-91, C.3.S.41-42.

[532] Halebî-insanülayûn c.1,s.279.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/208-211.

[533] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.251,160.

[534] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.159, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.35.

[535] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.251, 250.

[536] Yâkubî-Tarih c.1,s.221.

[537] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.154, ibn.Hacer-Fethulbârî c.3,s.366.

[538] Dîneverî-Elahbar s.21.

[539] İbn.ishak, İbn.Hişam-Sire c.1,s.20-27, Taberî-Tarih c.2,s.94-96.

[540] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.249-250.

[541] Mes´ûdî-Murûcuzzeheb c.1,s.68-69, Süheylî-Ravdulünüf c.1,s.179.

[542] Belâzürî-Ensabüleşraf c.1,s.15, Yâkubî-Tarih c.1,s.223.

[543] Mâverdî-Ahkâmussultaniye s.162.

[544] ibn.Hazm-Cemhere c.2,s.469.

[545] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.251.

[546] Mus´abuzzübeyrî-Neseb. Kureyş s.18, Süheylî-Ravd. c.1,s.18O, Ibn.Abdulberr-lstiab c.2,s.811.

[547] Mus´abuzzübeyrî-Neseb. Kureyş s.18.

[548] İbn.Abdulberr-İstiab c.2,s.811, Süheylî-Ravd c.1,s.18O, İbn.Esîr-Usudülgabe c.3,s.164, İbn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.338, Halebî-İnsânül´uyun c.1,s.281.

[549] Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.33O, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.33, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.300

[550] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.16O, Beyhakî-Delâil c.1,s.33O, Zehebî-Tarihulislâm C.2.S.33, Ebülfida-Elbidaye ven-nihaye C.2.S.300

[551] İbn.İshak, İbn.Hişam-Sîre c.1,s.2O4, Belâzürî-Ensabüleşraf c.1,s.99, Taberî-Tarih c.2,s.2O1, İbn.Esîr-Kâmil

c.2,s.42, Zehebî-Tarih c.2,s.32

[552] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.167, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.36 Diyar Bekrî-Hamîs c.1,s.116

[553] Vâkıdî-Megazi c.3,s.1100, ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.148

[554] Vâkıdî-Megazi c.3,s.11O0, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.148, Belâzürî-Fütuhulbüldan c.1,s.51, Mâverdî-Ahkâmussultaniye s. 162, Diyar. Bekrî-Hamîs c.1,s.119, Halebî-inşanüluyun c.1,s.28O.

[555] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.253, Belâzürî-Fütuhulbüldan c.1,s.54, Ibn.Hacer-Fethulbarî c.3,s.366

[556] Belâzürî-Fütuhulbüldan c.1,s.54,ibn.Hacer-Fethulbârî c.3,s.366, Diyar Bekrî-Hamis c.1,s.119, Halebî-İnsanüluyun c.1,s.281.

[557] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.253.

[558] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.253, Mâverdî-Ahkâmussultaniye s.162, İbn.Hacer-Feth c.3,s.366, Diyar.Bekrî

c.1,s.119, Halebîc.1,s.281.

[559] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.253.

[560] Ezrakî C.1.S.253, Belâzürî-Fütuh c.1,s.54, Mâverdî s.162, Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.119, Halebî-Insanüluyun c.1,s.281.

[561] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1.s 260.

[562] Ezrakî-Ahbam Mekke d.s.254.

[563] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.254, Belâzürî-Fütuhulbüldan c.1,s.54.

[564] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.254.

[565] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.255.

[566] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.255.

[567] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.262-263.

[568] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.263-264.

[569] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.255-256.

[570] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.256-257.

[571] İbn.Abd.Rabbih-Ikdülferîd c.6,s.257-258.

[572] Ebüttayyıb-Şifaülgaram c.1,s.198-199.

[573] ibn.Hacer-Fethulbarî c.3,s.367, Ebüttayyıb-Şifâulgaram c.1,s.199.

[574] Ebüttayyıb-Şifaülgaram c.1,s.199.

[575] Ebüttayyıb-Şifaülgaram c.1,s.201-202.

[576] İbn.Hacer-Fethulbarî c.3,s.367, Ebüttayyıb-Şifâulgaram c.1,s.199.

[577] Ebüttayyıb-Şifaülgaram c.1, s.199.

[578] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.258 Not: 8.

[579] İbn.Hacer-Fethulbarî c.3,s.367, Ebüttayyıb-Şifâulgaram c.1,s.2O1.

[580] Ebüttayyıb-Şifâülgaram c.1,s.2O1.

[581] İbn.Hacer-Fethulbârî c.3,s.367, Ebüttayyıb-Şifâülgaram c.1,s.2O1.

[582] Ebüttayyıb-Şifâülgaram c.1,s.2O1.

[583] Halil Edhem-Düvel-i Islamiye s.17,109,322,328.

[584] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.258 Not: 8.

[585] İsmail Hakkı- Mekke Emirleri s.65.

[586] Naimâ Tarihi C.2.S-82.

[587] Ezrakî-Ahbaru Mekke C.1.S.258 Not: 8.

[588] ismail Hakkı-Mekke Emirleri s.67.

[589] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.258-259 Not: 8.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/211-220.

[590] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.251.

[591] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.254.

[592] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.257.

[593] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.253.

[594] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1 ,s.255.

[595] Halil Edhem-Düveli İslamiye s.17,109,322,328.

[596] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.258 Not: 8.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/220.

[597] Ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Sâlebî-Arais s.97

[598] ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Yâkubî-Tarih c.1,s.25.

[599] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Taberî-Tarih c.1,s.16O.

[600] İbn.Kuteybe-Maarif s.16.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/221.

[601] ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Sâlebî-Arais s.97, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.123, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.174.

[602] Zürkanî-Mevahibülledünniye Şerhi c.3,s.358.

[603] Yâkut-Mûcemülbüldan c.2,s.212.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/221.

[604] ibn.Sa´d-Tabakat C.1.S.48, İbn.Kuteybe-Maarif s.16, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.123, Ebülfida-Elbidaye vennihayeC.1,S.175.

[605] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48, ibn.Kuteybe-Maarif s.16.

[606] Sâlebî-Arais s.97, İbn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.123, Süheylî-Ravdlünüf c.1,s.84, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.175.

[607] Sâlebî-Arais s.97, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.175..

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/221.

[608] Şâlebî-Arais s.97, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.174, 175.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/222.

[609] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48, Sâlebî-Arais s.97, Ebülfida-Elbidaye vennihaye. c.1,s. 175.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/222.

[610] Katura hanımdan dolayı Katura oğullan diye anılan bir cemaat te, Mekke´de ismail Aleyhısselâmla birlikte otur­muşlardır. (İbn.Hazm-Cemhere c.2,s.51O).

[611] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47-48, Taberî-Tarih c.1,s.16O, Sâlebî-Arais s.97.

[612] İbn.Sa´d-Tabakat c.1, s.48, ibn.Habib-Muhabber s.394, Taberî-Tarih c.1,s.16O.

[613] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47-48, Taberî-Tarih c.1,s.16O.

[614] ibn.Habib-Muhabber s.394.

[615] Nevevî-Tehzibülesma vellugat c.1,s.lO2.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/222-223.

[616] ibn.Haldun-Tarih c.2,ks.1,s.39.

[617] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.174.

[618] ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Taberî-Tarih c.1,s. 160-161, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.124, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.174.

[619] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.48, İbn. Kuteybe Maarif s.16, Taberî-Tarih c.1,s.16O.

[620] ibn.Kuteybe-Maarif s.16, Sâlebî-Arais s.98, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.174.

[621] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.174.

[622] Nevevî-Tehzîbülesmâ vellugat c.1,s.99.

[623] Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.145.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/223.

[624] Taberî-Tarih c.1,s.161, İbnüneddîm-Fihrist s.39, Zemahşerî-Keşşaf c.4,s.245, Kurtubî-Tkefsir c.20,s.25.

[625] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.1O7.

[626] Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.80.

[627] Taberî-Tarihc.1,s.161, Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c.1,s.167, Zemahşerî-Keşşaf c.4,s.245, Sâlebî-Arais s.100, ibn.Asakir-Tarih c.6,s.357, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.1O8, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.124, Kurtubî.Tefsir c.20,s,25, Aliyyülmüttakî-KenzüPummal c.16,s.132-133.

[628] Taberî-Tarih c.1,s.161, Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c.1,s.167, Sâlebî-Arais s.100, Kurtubî-Tefsir c.20,s.25,

Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.16,s. 132-133.

[629] Taberî-Tarih c.1,s.161, Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c.1 ,s.167, Zemahşerî-Keşşaf c.4,s.245, Sâlebî-Arais s.100, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.1O8, İbn.Asakir-Tarih c.6,s.357, Fahrurrazi-Tefsir c.31,s.15O, Kurtubî-Tefsir c.20,s.25, Nesefî-Medarik c.4,s.35O, Süyûtî-Dürrülmensur c.6,s.341, Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.16,s.133.

[630] Taberî-Tarih c.1,s.161, Ebû Nuaym-Hilye c.1,8.167, Sâlebî-Arais s.100, Ebülferec İbn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.1O8, İbn.Asakir-Tarih c.6,s.357, Kurtubî-Tefsir c.20,s.25, Kenzül´ummal c.16,s.133.

[631] Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c.1,s.169, İbn.Esîr-Câmiul´usül c.2,s.505, Kurtubî-Tefsir c.20,s.25, Hâzin-Tefsir

c.4,s.371, Süyûtî-Dürrülmensur c.6,s.341, Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.16,s.133.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/223-224.

[632] Enbiyâ: 51.

[633] En´am: 83.

[634] ÂI-i imran: 67.

[635] Nahl: 121.

[636] Nahl: 120.

[637] Nahl: 122.

[638] Hûd: 75.

[639] Nisa: 123.

[640] Hadîd: 26, Nisa: 54.

[641] Şuarâ: 84.

[642] Nevevi-Tehzîbülesmâ vellugat c.1,s.99.

[643] Bakare: 124-125.

[644] Nahl: 123.

[645] Bakare: 124, Necm: 37.

[646] Sâlebî-Arais s.99

[647] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11.S.518, Ahmed b.Hanbel-Müsned 1950. Hadîs, Buharî-Sahih c.7,s.195, Müslim-Sahih c.4,s.2195, Nesaî-Sünen c.4,s.114,117, Sâlebî-Arais s.99.

[648] Mâlik-Muvatta´ c.2,s.922, İbn.Sa´d-Tabakat c.1 ,s.47, İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s.522, ibn.Kuteybe-Maarif s.15, Sâlebî-Arais s.99, Deylemî-Firdevs c.1,s.28, İbn.Asâkir-Tarih C.2.S.157, Nevevî-Tehzîbülesmâ vellugat c.1,s.100.

[649] Şâlebî-Arais s.99, İbn.lyas-Bedâyiüzzühur s.87.

[650] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, Sâlebî-Arais s.98, Nevevî-Tehzîbülesmâ vellugat c.1,s.100.

[651] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.522, İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Taberî-Tarih c.1,s.144, Sâlebî-Arais s.99.

[652] İbn.Kuteybe-Maarif s.15, Taberî-Tarih c.1,s.144, Sâlebî-Arais s.99.

[653] Sâlebî-Arais s.99, Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.13O

[654] Diyar.Bekrî-Hamîs c.1,s.13O.

[655] Abdurrezzak-Musannef c.2,s.175, ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.522, Buharî Edebülmüfred s.322.

[656] ibn.Kuteybe-Maarif s. 15.

[657] Mâlik-Muvatta´ c.2,s.922, İbn.Sa´d-Tabakat c.1 ,s.47, İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s.522, ibn.Kuteybe-Maarif s.15, ibn.Abd.Rabbih-ıkdülferid c.3,s.52, Sâlebî-Arais s.99.

[658] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.522

[659] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.157.

[660] Mâlik-Muvatta´ c.2,s.922, İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s,47, İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11.S.522, Nevevî-Tehzîbülesmâ vellugat c.1,s. 100.

[661] İbn.Sa´d-Tabakat c.1,s.47, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.157.

[662] Mâlik-Muvatta´ c.2,s.922, İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11.S.522, İbn.Abd.Rabbih-Ikdülferîd C.3.S.52, Deylemî-Firdevs c.1,s.29, Sâlebî-Arais s.99, Nevevî-Tehzîbülesma vellugat c.1,s.100 .

[663] Deylemî-Firdevs c.1,s.29.

[664] Abdurrezzak-Musannef c.5,s.25, Vâkıdî-Megazi c.2,s.842, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.2,s. 127-128.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/225-227.

[665] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.303-304, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s. 148-149, Müslim-Sahih c.1,s.146,147, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.130-131, Begavi-Mesâbihussünnec.2,s.179, Kadı lyaz Şifâ c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53-54, İbn.Seyid-Uyunüleser c.1,s.144.

[666] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sire c.2,s.48-49.

[667] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.2O9, Buharî-Sahih c.1,s.92, Taberî-Tefsir c.27,s.53.

[668] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.2O9.

[669] İbn.ishak, İbn.Hişam-Sîre c.2,s.46, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.257, Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih c.1,s.149..

[670] İbn.ishak, İbn.Hisam-Sîre c.2,s.49, A.b.Hanbel-Müsned c.1 ,s.257, Buharî-Sahih c.4,s.249, Taberî-tefsir c.27,s.53.

[671] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Tirmizî-Sünnen c.5,s.510, Taberî Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasâilsülkübrâ C.1.S.414.

[672] Tirmizî-Sünen c.5,s.51O, Taberânî-Mûcemüssagîr c.1,s.196, Kurtubî-Tefsir c.10,s.415, Halebî-İnsanüluyun c.2,s.123.

[673] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Taberî-Tefsir c.15,s.255, Ebülfida Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasaisülkübrâ c.1,s.414, Halebî-insünaluyûn c.2,s.123.

[674] Tirmizî-Sünen c.5,s.51O, Taberânî-Mûcemüssagîr c.2,s.196, Kurtubî-Tefsir c.10,s.415.

[675] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Taberî-Tefsir c.15,s.255, Ebülfida-Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasâisülkübrâ c.1,s.414, Halebî-İnsanüluyûn c.2,s.123.

[676] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Tirmizî-Sünen c.5,s.51O, Taberî-Tefsir c.15,s.255, Taberânî-Mûcemüssagîr c.2,s.196, Kurtubî-Tefsir c.10,s.415, Ebülfida-Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasâisülkübrâ c.1,s.414, Halebî-İnsanüluyun c.2,s.123.

[677] Tirmizî-Sünen c.5,s.51O, Taberânî-Mûcemüssagîr c.2,s.196, Kurtubî-Tefsir c.10,s.418.

[678] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Taberî-Tefsir c.15,s.255, Ebülfida-Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasâisülkübrâ C.1.S.414.

[679] Tirmizî-Sünen c.5,s.51O, Taberânî-Mûcemüssâggir c.2,s.196, Kurtubî Tefsir c.10,s.415.

[680] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Taberî-Tefsir c.15,s.255, Ebülfida-Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasaisülkübra c.1,s.414, Halebî-lnsanüluyun c.2,s.123

[681] Tirmizî-Sünen c.5,s.51O, Taberânî-Mûcemüssagîr c.2,s.196.

[682] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.418, Taberânî-Mûcemüssagîr c.2,s.196, Ebülfida-Tefsir c.3,s.86, Süyûtî-Hasâis C.1.S.414, Halebi C.2.S.123.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/227-229.

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.