Daimi Huzur
Huzura giden yolun ışığı olmak için çalışıyoruz...

52. MEKTUP

0 37
52. MEKTUP
•                Şeyh Seyyid Nakip Efendi’ye göndermiştir
•                Nefs-i emmârenin kötülüğü, özünde bulunan hastalık ve bu hastalığın tedavisi
 
                Merhamet duygularıyla göndermiş olduğu mektubuyla bu halis ve duacı kulu şereflendiren değerli kardeşimin mektubunu mütalaa şerefine erdim. Şerefli dedeniz hürmetine Allah Teâlâ mükafatınızı artırsın, kadrinizi yüceltsin, gönlünüzü ferahlatsın ve işlerinizi kolaylaştırsın. Allah (c.c.), gerek dış yönümüz gerekse iç yönümüz itibariyle, onun sünnetine tabi olma hususunda bizlere sebat versin. “Amin” diyen kula Allah rahmet eylesin.
                Kötü arkadaş ve yoldaş hakkındaki serzenişlerimi yazıya dökmeyi arzuladım. Kabul kulağıyla dinlemenizi istirham ederim.
                Aziz kardeşim bilmelisin ki; insanın nefs-i emmâresinin ya­ratılışında makam ve baş olma tutkusu vardır. Onun bütün hırsı akranlarından üstün olmaktır. Tabiatına kadar sızmış yegane ar­zusu, bütün yaratıkların kendisine muhtaç, emir ve yasaklarına saygılı olmasıdır. Fakat kendisi bir başkasına kesinlikle muhtaç ve bağlı olmak istemez. İşte bütün bunlar nefsin ilahlık davası güt­mesinden ve benzeri olmaktan münezzeh olan yüce yaratıcısına kendisini ortak görmesinden başka bir şey değildir. Hatta bundan da öte nefis Allah Teâlâ ile ortak olmaya bile razı değildir. Bilakis o tek başına hakim olmayı ve her şeyin kendi hükmü altında ol­masını ister.
                Hadis-i kudsîde şöyle buyurulur: “Nefsine düşman ol. Zira o kendisini bana düşmanlığa adamıştır.”206
                Makam, reislik, üstünlük ve büyüklerime gibi nefsin arzula­dığı şeyleri kendisine vererek nefsi terbiyeye kalkışmak gerçekte Allah’a düşmanlık etmesi için ona destek vermektir. Bu nedenle söz konusu işin ne kadar çirkin bir şey olduğunu idrak etmek ge­rekir.
                Hadis-i kudsîde şöyle varid olmuştur: “Kibriya ve Azamet be­nim birer elbisem gibidir. Kim bunları benden çıkarıp almaya kalkışırsa kendisine acımadan onu ateşime atarım.”207
                Değersiz dünyanın Allah katında kıymetsiz oluşunun sebebi, dünyanın ele geçmesinin nefsin isteklerinin oluşmasına katkı sağ­lamasıdır. Şüphesiz düşmana destek veren de lanet ve mahrumi­yeti hak etmiştir. Fakirlik Muhammedi bir iftihar vesilesi olmuş­tur. Zira fakirlikte nefsin arzuları gerçekleşmez ve nefis acziyet içine düşer.
                Peygamberlerin gönderilmesinde ve şer’î sorumlulukların arkasında yatan hikmet bu nefs-i emmâreyi aciz bırakmak ve onu yıpratmaktır. Şeriatlar nefsani istekleri kaldırmak için gelmiştir. Şeriata uygun bir iş yapıldığında o miktarda nefsani arzular kay­bolur. Bu sebeple şer’î hükümlerden birini yapmak, kendi anlayı­şına göre bin sene riyazet yapmak suretiyle nefsani bir arzunun izalesine çalışmaktan daha üstündür. Üstelik bu riyazet ve çalış­malar eğer şeriata uygun değilse nefsani arzuları takviye eder.
                Brahmanlar ve cukiler208 nefsani eğitim hususunda ihmal göstermezler. Buna rağmen bu eğitimleri şeriata uygun olmadığından bunun faydasını asla göremezler. Sonunda bunların elleri­ne nefislerini güçlendirmekten başka bir şey geçmez. Mesela şeria­tın emrettiği zekat niyetine bir danik209veren kimse nefsini eğit­mek uğruna kendiliğinden bin dinar veren kimseden daha hayır­lıdır. Bunun gibi bayram günü şeriatın hükmü gereği yemek ye­mek nefsani arzulara karşı koyma adına kendiliğinden senelerce oruç tutmaktan daha hayırlıdır. Sabah namazının iki rekatını ce­maatle kılmak gibi bir sünneti yerine getirmek gece boyu nafile namazı kılmaktan daha faziletlidir.
                Özetle nefis, sevdasına kapıldığı büyüklük duygusundan kurtulmadıkça felah imkansızdır. Ebedi ölüme yol açmaması için bu hastalıktan kurtulmak kaçınılmazdır. Afaki ve enfüsi ilahları yok etmek için vazedilmiş olan la ilahe illallah kelimesi nefsi tezki­ye ve arındırma konusunda en tesirli araçtır. Nakşibendi tarikatı­nın büyükleri nefis tezkiyesi için bu güzel kelimeyi tercih etmiş­lerdir. Beyt:
                               “İllallah” sarayında masivanın boynuna
                               “La”kılıcıyla vurmadıkça Allah’a kavuşamazsın.210
                Nefis inat, azgınlık, ahdi bozma, bozgunculuk yapma gibi kötü adetlerini sürdürdüğü müddetçe“la ilahe illallah” kelimesini sık sık tekrar etmek suretiyle imanı yenilemek gerekir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.): “.İmanınızı “la ilahe illallah” sözüyle yenileyin”211 buyurmuştur. Hatta bu kelimeyi her zaman tekrar etmek gerekir. Zira nefs-i emmâre daima pislik içindedir.
                Nitekim Peygamberimizden bu kelimenin faziletine dair “Eğer gökler ve yerler terazinin bir kefesine, bu kelime de diğer bir kefesine konsabu kefe göklerin ve yerlerin bulunduğu kefeden ağır gelirdi.”212 hadisi nakledilmiştir.
                Selam hidayete tabi olan ve Peygamberimize ittibaya devam edenlerin üzerine olsun…
206 Bu söz, Davud (a.s.)’ ın kudsi hadislerinden olabilir.
207 Hadisin farklı lafızlarla rivayeti için bk., Müslim, Birr, 38, nr. 2620; Ebu Davud, nr. 4090; İbnu Mace, nr. 4174; Ahmed, Müsned, nr.7372; İbnu  Hibban, nr. 328,6571; Taberani, el-Evsat, nr.9253; el-Kebir, 789; Humeydi, nr.1149
208 Cuki, (guru), Hinduizmde öğretmen, hoca, rehber ve yol gösteren anlamına gelir.
209 Danik, dirhemin altında biri olup (0.49 gr.) azlıktan kinaye için kullanılmıştır.
210 Allah’ın (c.c.) dışındaki her şeyi reddetmedikçe Allah’a (c.c.) kavuşamazsın.
211 Ahmed, el-Müsned, nr.8695; Hâkim, el-Müstedrek, nr.7658.
212 Ahmed, nr.6583; Hâkim, Müstedrek, nr.154; Heysemi, Ez-Zevâ’id, 4/220

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.