Daimi Huzur
Huzura giden yolun ışığı olmak için çalışıyoruz...

Efendi Hazretleri 17. Sohbet

0 84

YAHUDİ, RUM, ERMENİ’DE OLSA!
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Efendimizi görüp iman etmiş ve mü’min olarak kalmış olan kimselere “Ashab” denir. Ashab-ı Kiramın bir kısmı “Muhacir” bir kısmına da “Ensar” dır.

İslamiyetin ilk zuhurunda Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabelere “Muhacir” denir. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) efendimizin mücadelesine iştirak edip ona muhafız, müdafi vazifesini alan Medineli müslümanlara da “Ensar” adı verilir.

İşte ensardan Tüme bin Übeyrik adlı bir şahıs komşusundan bir zırh çalıyor ve bunu bir un dağarcığına koyup yahudilerden birinin evine saklıyor. Dağarcığın yırtığından gittiği yerlere un dökülmüştü. Sonra zırh sahibinin haberi oldu zırhını aramağa çıktılar ve bulamadılar. Başka bilen de yoktu. Tüme’ye müracaat ettiler.; O zırhı almadığına yemin etti.

Arayanlar Tüme’yi bırakıp dökülen unu takip ederek doğru yahudinin evine geldiler ve zırhı orada buldular. Yahudi onlara zırhı Tüme’nin koyduğunu söyledi. Yahudilerden birkaç kişide buna şahit oldu. Bunun üzerine Tüme’nin akrabası olan Beni Zafer Hazreti Resule gelip; “Zırhı Tüme’nin çalmadığını, yahudilerin çalıp Tüme üzerine atfettiklerini, İslamiyet namına Tüme’nin bundan kurtulması gerektiğine” şehadet ettiler.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Ben-i Zaferin şehadetine inandı ve bunların istediklerini yapmaya meyletti. Bunun üzerine Hazreti Allah şu ayet-i celileleri inzal buyurdu:
“Ya Muhammed! Biz (Azim-i Zişan) Allah’ın gösterdiği yol ile hükmedesin diye şu kitabı hak ile sana indirdik. Hainleri müdafaacı olma!” (Nisa suresi :105)

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Tüme’nin şahidlerini dinleyip onu haklı görerek yahudiye ceza uygulamaya meyl edince ayet-i celile nazil oldu:

“Ve Allah’a istiğfar et! Çünkü Allah (azze ve celle) hakikaten çok bağışlayıcıdır çok merhamet edicidir.” (Nisa suresi: 106)

Bakınız! Mevla Teala, Yahudi de, Rum da, Ermeni de, müşrik te olsa kimseye haksızlık yapmıyor. Bunlardan ders alalım. Bir hain adam Resulullah’ın başına neler getiriyor.

Mevla Teala Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) e ikaz ve irşada devam ederek buyuruyor;

” (Ey Resuller Sultanı)! Nefislerine hıyanet eden şu kimselerden taraf mücadeleye kalkışma; Çünkü Allah hainlikte ileri gitmiş olan günahkârları sevmez.” (Nisa suresi:107)

Mevla Teala, Allah’tan korkmayıp ta insanlardan korkanların durumunu beyan etmek üzere buyuruyor:

“Yaptıklarını insanlardan gizler de Allah’tan gizlemezler. Hâlbuki Allah sözden razı olmadığı şeyi kurduklarında onlarla beraberdir. Ve Allah işlemekte oldukları şeyi ihata edici oldu.” (Nisa suresi:108)

Şu ayete bakınız! Allah-u Teala ne buyuruyor; “Karada, denizde, havada, her yerde sizinle beraberim. Ayıbınızı insanlardan gizliyorsunuz, benim onu gördüğümü düşünüp utanmıyorsunuz.” İnsanların kötülükler, fenalıklar yapmalarına polislerle jandarmalarla mani olmaya imkân yoktur.
Her bir insanın başına bir polis veya jandarma dikmek mümkün değildir. Velev ki mümkün olduğunu farz edelim insanı beklemekle görevlenen şahıs ihtiyacını gidermek için ayrıldığında o kısacık zaman içerisinde dahi ne kötülükler yapılabilir. Veyahut uyuduğunda da aynı şey söz konusudur.

Mevla Teala ilmi ile kaplayıcı olduğu halde her zerreyi görüyor. Öyle ise yaptığımız çirkin işler meydana çıkmadan istiğfar edelim. Fakat “kasten günah işleyip ondan sonra istiğfar ederim” dersen bu olmaz. Bu hiç doğru bir düşünce değildir. Yusuf (Aleyhisselam) ın kardeşleri böyle demişlerdi;

“Yusuf’u öldürün yahud onu uzak bir yere atın ki, babanızın sevgisi yalnız size bağlı kalsın ve ondan sonra da tövbe edip salih bir kavim olasınız.” (Yusuf suresi: 9)

Allah-u Teala vardır; O sana kafidir, sen daha dünyaya ne üzülüyorsun. Senin hakkını müdafaa eder, asla zayi etmez.

Mevla Teala mü’minleri ikaz ve irşad sadedinde buyuruyor:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, (cahilliyyet gayreti ile) dünya hayatı uğrunda o hainlerden yana mücadeleye atılmışsınızdır ya kıyamet günü onlar hesabına Allah’a karşı mücadele edecek kimdir? Yahut onlara kim vekil olacak?” (Nisa suresi:109)

Yarın ahirette aşikâr olunması arzu edilmeyen şeyler ortaya çıkacak. Zira yapılan her şey melekler tarafından yazılmaktadır.

“İşte (içine amellerinizi yazdığımız) kitabımız! Yüzünüze karşı hakkı söylüyor; çünkü sizin yaptıklarınızı hep (melekler) yazdırıyorduk.” (Casiye suresi:29)

İmamı Rabbani (Kuddise sirruhu) Hazretlerinin keşf ettiğine göre, Mevla’nın öyle kulları vardır ki onlar yaptıkları işleri (günahları) sadece kendisi yazar Melekleri dahi bilmez. Tabi bu kullar Allah-u Teala’nın dostları olup kasten değil de hata ile ayağı kayanlardır.

Dersimizin ayetinin gereğince bir şahıs yalancı şahit tutarak sonuç da mahkemeyi kazansa aslında kaybetmiştir ama farkında değil yarın ahirette anlayacak.

Allah-u Teala Tume’ye ve ona yardım eden kavmine ve onları iltizam edenlere aid vaidini beyan ettikten sonra bu hatayı işleyenleri tövbeye teşvik ve terğıb sadedinde durumu üç şekil üzere beyan buyuruyor:

“Kim bir günah yapar yahud nefsine zulmeder de Allah’dan mağfiret dilerse Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.”(Nisa suresi:110)

“Kim bir günah yaparsa, onu (n zararını) ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hükmünde hikmet sahibidir.” (Nisa suresi:111)

“Kim bir günah veya hata yapar da, sonra onu bir suçsuza atarsa muhakkak ki o, bir iftirayı ve apaçık bir günahı da sırtına yüklenmiştir.” (Nisa suresi:112)

DOKTORLAR GİBİ GAYRET ETMEK LAZIM

Şimdi gelelim asıl dersimizin ayet-i celilelerine;

“(Ey Resulüm!) Eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir topluluk seni haktan şaşırtmağa muhakkak kasdetmiş idi. Onlar kendilerinden başkasını saptırmazlar ve sana hiçbir şeyden zarar veremezler. Nasıl zarar verebilirler ki, Allah sana Kur’an’ı ve hikmeti indirdi ve bilmediklerini sana öğretti. Allah’ın, senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür.”

Allah-u Teala ayetleri inzal buyurması ile Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi agah (haberdar) etmese idi belki de iftiraya uğrayan yahudinin kolu haksız olarak kesilirdi. İşte bu Mevla Teala’nın Peygamberi üzerine olan fazlından lütfundandır.

Bu ayet-i celileden anlaşıldığına göre yapılan şer işler de, hayır işler de sahibine döner.

Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Tüme ve şahidlerinin konuşmalarından Tüme’nin haklı yahudinin haksız olduğu kanaatine vardı. Lakin mahkeme etmedi olay inzal buyurulan ayet-i celileler ile açıklığa kavuştu. İşte bu “ŞERİATTIR”. Fakat bazıları şeriatı istemeyerek laikliği istiyorlar. Biz rahat yaşayacağız diyorlar. Sobanın altında yatan kedi gibi… Ne namazla, ne oruçla, ne zekâtla, ne hacla ne de Kuran’ı kerim’i okumakla alakaları var.

Kedi sorumsuz bir mahlûktur o sadece rahatını düşünür. Gıdasını temin eder, fare avlamaya çalışır. Fakat biz insanlar ahseni takvim üzere yaratıldık, ibadetlerimiz var.

İnsan ne ‘kedidir’ ne de ‘çakal’ dır.Yani insan bir hayvan değildir.Yarın ahirette sana neden namaz kılmadın diye sorduklarında ”bende bir çakaldım” diyecek halimiz yok.

Bir insan bir doktoru yerinde aradığı zaman zor buluyor. Ya filim çekiyordur, ya birinin tansiyonunu ölçüyordur. Ya bir başkasının nabzını sayıyordur ya da mesela; iğne yapıyordur. Doktorlar devamlı bir meşguliyet içerisindedirler.

Doktorların tıp mesleğinde yaptıkları bu gayretler gibi İslamiyete çalışılsa, islam her yerde yeşerir.

Bu dünyaya asıl din için geldik. Dinimizin üzerinde çok daha fazla durmalıyız. İşte böyle yapılmadığından dolayı ne acıdır ki:”Şeriat kahrolsun” diye sokaklarda bağırıyorlar. Hâlbuki onların birçoğuna islam anlatılsa bu düşüncelerinden vazgeçer. Aralarında bir kaç tane odun gibi insan çıkabilir. Bu gibi insanlara ne söylesen anlamaz ve kabul etmezler.

Bugünkü okullarda tatbik edilen usül üzere islam eğitimi öğretimi yapılsaydı liseden sonra çeşitli üniversitelere gidildiği gibi İslam eğitimi ve öğretiminde de belli bir noktaya gelince; kelam, fıkıh, hadis, tefsir gibi dallara ayrılıp onun üzerine ihtisas yapılsa idi ne güzel olurdu.

Musa (aleyhisselam) hastalanmıştı. Ona hastalığının ilacını söylediler. O ise; ”ilaç istemem, Allahu Teala şifasını verir” dedi. Hastalığı öyle kaldı. Sonunda vahiy geldiki;”İzzetim hakkı için ilaç almazsan, şifa vermem” bunun üzerine Musa (Aleyhisselam) ilaç aldı ve derhal iyileşti.

Doktorluğun suçu yok. Suçu bu ilmi islama göre almamaktadır. İşte bu mes’ele oluyor. Bakın Hazreti Allah, Lokman Hekim hakkında ne buyuruyor:

”Elbette muhakkak Lokman’a Allah’a şükret diye ilim ve anlayış verdik.” (Lokman 12)

Bu emir bütün doktorlara şamildir. Peki, onlar bu emri dinleyip Lokman Hekimimiz gibi şükrediyorlar mı?

Dersimizin ayeti celilesine gelelim:
”Onların (hainlerin) fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya bir iyilik etmeyi yahud insanların arasını düzeltmeyi emreden başka (o müstesnadır) Her kimde bu işleri Allah’ın rızasını arayarak yaparsa, biz ona ahirette büyük bir mükâfat vereceğiz.”

Ayeti celilelerden de anlaşılacağı üzere yapılan her işte Allah’ın rızasını gözetmeli, onun için yapmalıdır. Mesela; Abdest alırken Rızaullah için niyet edilmese sevap yoktur. Namaz da niyet edilmese ne namaz kabul olunur ne de sevap alınır, zira namazda niyet farzdır.
Velhasıl hayır için toplanmalı ve hayır için konuşmalı. Allah-u Teala bizi onun için yarattı. Bunun aksini yapmak rezilliktir.
Ayeti celile de maruf için yapılan toplantılar müstesna kılındı. Peki, maruf ne demektir? Maruf, şeriatın güzel gördüğü şeylere denir. Efendimiz:
”Her maruf sadakadır”
Diğer bir hadisi şerifte:
”Âdemoğlunun bütün amelleri aleyhinedir ancak emri bil maruf, nehyi anil münker ve zikrullah aleyhine değildir.” buyurmaktadır.

İnsanların arasını düzeltmek için yapılan toplantılar da müstesna kılınmıştı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu mevzuda bir hadisi şerifte:”Size nafile namaz ve sadakadan daha efdal dereceyi haber vereyim mi?” Ashabı kiram: ”Buyurun” dediklerinde ”İki kişinin arasını ıslah etmektir” buyurdu.
Ayrıca : “İki kişinin arasını bozmak, tıraş etmektir. Saçı traş etmek demiyorum, dini traş etmektir.” buyurmaktadır.

Yüce Allah buyuruyor:

“Herkim de, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, peygambere aykırı harekette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse onu döndüğü yola koyarız ki, o ne kötü bir dönüş yeridir! Ve onu cehenneme daldırırız.”

Tüme elinin kesilmesi rüsvalığından korkarak Allah-u Tealanın hükmüne inad etti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) e muhalif çıktı. Mekke’ye kaçtı sonunda Mekke müşriklerine uyup kâfir olarak öldü.

Millet bizi beğensin diye dinden taviz vermeye kalkmayalım oraya buraya dönmeyelim.

Hırsızlık da, zina da, insanlara yapılan haksızlıklar da bu ayete girer. Yani insan Allah-u Teala ile iyi geçinmelidir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.