Daimi Huzur
Huzura giden yolun ışığı olmak için çalışıyoruz...

Efendi Hazretleri 26. Sohbet

0 67

SOHBET-26 LOKMAN 1-9
–Dünyaya aldanmayalım!
–Şarkı türkü söyleyen ve dinleyenler dikkat!

DÜNYAYA ALDANMAYALIM
Dersimizin ayetleri (Elif Lam Mim)
Bu ayeti celile müteşabihattandır. Müteşabihin manasının anlaşılmasında tasdike ve düşünmeye ihtiyaç vardır. Hanefi büyüklerimize göre: Müteşabih aklen ve naklen manası anlaşılamayan ayetlerdir.
Müteşabihin iki kısmı vardır.
Birincisi: Asla manası anlaşılamayan (Elif Lam Mim – Ya sin) gibi bazı surelerin evvelinde bulunan harflerdir.
İkincisi:(Errahmanu alel arşisteva) ayeti celilesinde bulunan (isteva) kelimesi gibi asıl manası anlaşılıp lakin makam itibariyle zahiri manasını murad etmek edille-i şeriyye ve nakliyyeye nazara muhal olduğundan tevile muhtaç olanlardır.
 
Müteşabihlerin tevili hususunda iki yol vardır.Selef mezhebi, halef mezhebi.
Kendisine selef denilen geçmiş büyüklere göre müteşabih ayetlerin tevilinden kaçmak gerekir. Onlar bu hususta Al-i İmran suresinin:
”Biz bu ayetlere inandık bütün ayetler Rabbimizin indindendir.”(Ali İmran 7) ayeti celilesini delil getirerek müteşabihat hakkındaki bilgiyi Cenab-ı Hakk’a bırakırlar.
Kendilerine halef denilen ve sonra gelen âlimlerin görüşüne nazaran müteşabihi akla ve şeriatın zahirine göre tevil etmek caizdir.
”Allah bu harflerden maksadının ne olduğunu ziyadesi ile bilendir.”
 
(Ders ayeti)
”Bu sure hikmetle dolu olan Kuran’ın ayetleridir.”
 
Kuran’ı Azimüşşan Hakimdir. Allah-u Teala Hazretleri de Hakimdir. Niçin? Hiç hataları zerre kadar yanlışlıkları yoktur. İşte Hakim buna denilir. Her kim bu kitab ile amel ederse o da Hakim olur. Bunsuz Hakim olmak mümkün değildir. Bir beşer bu kadar zayıf aklı ile her işin doğrusuna muvaffak olamaz. Yüz tane tamam yapsa bin tane noksan yapar.
 
Ali İmran Suresinde:
”Hepiniz Allah’ın habl-i metini olan Kuran-ı Kerime sarılınız, sakın ondan ayrılmayınız.”(Ali İmran 103) buyurulmaktadır.
 
Fakat insanların bir kısmı bu sağlam ipe yapışır, bir kısmı yapışmaz bu caiz değildir. Bütün insanların yapışması lazımdır. Her insan Kuran-ı Kerim’e sarılacak. Dünya da yüz kişi zengin olsa aralarında bir fakir olsa ona bakarlar, fakat ahirette bu olamayacak yüz zengin bir fakiri idare edemeyecektir. İnsan’ ın Dünya da kazanması lazımdır. Defterinde bir şeyler varsa ne ala, defterinde bir şeyler yoksa kimsenin kimseye bir faydası olmayacak, kimse kimseyi kurtaramayacaktır.
 
Bir başörtüsü vereyim şu kişiye denilse bu dahi mümkün değil.
 
Araf suresinde Mevla Teala buyuruyor ki:
“Cehennemlikler cennetliklere şöyle seslenirler: Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıktan birazda bize akıtın. Onlar da “Doğrusu Allah, bunları kâfirlere haram etti” derler.
 
Kimdir bu kafirler?…
“O kafirler ki, dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinmişlerdir ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştır. Onlar şu güne kavuşmayı unuttukları ve ayetlerimizi inkar ettikleri gibi bizde bugün onları unutacağız.
 
Şu dünya’ya aldanmayalım. Bizim camiye bir mühendis ile bir muallim geldi. Mühendis olanı: “Otuz yaşına geldim hala evlenemedim. Mobilyalar istemeden (lüx yaşam) evlenen bir kadın bulamadım”dedi. Ne acaip şey! bu gibi istekler bizim medresemizdeki kızlarımızdanda geliyormuş.
 
Muallim olanıda dedi ki: “Ben evliyim, iki tane de çocuğumuz var, ara sıra ben çocuklara baksam da hanımım burada okusa.” bunun böyle demesine çok sevindim, ne güzel istek! Bu dünyayı niçin bu kadar severler sanki? Bu dünyaya niçin bu kadar iman ederler? Mobilyalar kimseyi adam etmez. İnsan’ın kendisi adam olacak. Tahta ile adam, adam olmaz.
 
Ey cemaat! Bir gün dünyadan ayrılacağız, buradaki hayatı bırakıp gideceğiz. Niçin bu kadar dünyaya düşkünüz? Biri bir gün elbise alıverse sonradan ölüverse onu başkası giyecektir. Onlar sizin ile gelmeyecek. O mobilyaların boş olduğunu da anlayacaksınız. Ne zaman biliyor musunuz? Başınızın altına topraktan bir yastık koydukları, üzerinize tahtaları dizip toprakları da güm güm attıkları vakitte, yani mezarda.
 
İşte Hakîm! Herkesin Kur’an’a sarılması lazım. O’nsuz bir adım atmak dahi mümkün değil. Evet! Kur’an’ı Kerm’e sormadan bir adım atmayınız. Hadislere, Fıkıhlara, Akaidlere sormadan bir adım atmayınız. Dün ben Gölcük’e gittim. Orada birisi ile görüşmek istedim. Sormadan onu bulamazdım.
Şu koca Din-i mübini İslam yolunda da sormadan doğruları bulamazsınız, boşa gider emekleriniz. Akıllı olalım. Allah-u Teala Kur’an’ı Kerim’e: “Hakim” buyurdu. Onun gösterdiği yolu takip edrsen mutlaka hedefe ulaşırsın. Bununla amel etsek nice insanlarında felaha ermesine vesile olabiliriz.
 
Bakın mühendis ne diyor:“Mobilya istemeyen bir kadın bulamadım, evlenemedim.” Otuz yaşına gelmiş evlenememiş. Gel dedim bir kucaklayayım seni.
Mualllimin istediğine ne demeli:“Yeterki ailem okusun, ben çocuklara bakarım.”diyor. Dedim ki sizlere dua ediyorum, bende sizden dua istiyorum.
 
Bu mobilya isteyenler var ya (Efendi Hazretlerimiz, rahat yaşamak için erkeğin üzerine maddi yük yükleyerek çeşitli isteklerde bulunanları kastediyor.) birgün gelecek, mobilya isteyemeyecekler. O gün taş toprak üzerine yatırılacaklar, üzerlerine de tahta konulacak… Hani nerede kaldı mobilyalar? Sizi aldanan avanaklar! Şimdi arayın bakalım mobilyaları. Bu nefis yok mu?.. Aynı nefis bende de var amma evimde mobilya bulamazsınız. Vakit mi var mobilya almaya. Zaman oluyor bir karpuz almaya vakit yok. Hatta tuz almaya vaktimiz olmuyor.
 
Hazreti Ömer Emirel Müminin iken Rum Kayseri tarafından bir elçi geldi. Elçi, müslümanların şanlarını şöhretlerini duymuş, zannediyor ki, Medine-i Münevvere’de saraylar var, törenler ile karşılaşacak. Medine’ye altın eğerli bir atla geldiğinde sordu: “Devlet reisinizin sarayı nerede?”
Dediler: Onda senin bildiğin gibi saray yok, onda gönül sarayı var. o gene soruyor:“Atımı nereye bağlıyacağım?” Bir nene:“Çok konuşma atını bağla şu kazığa da sana halifeyi göstereyim.” diyor. Elçi atını nenenin gösterdiği yere bağlıyor ve nenenin peşine düşüyor.
Az sonra nene diyor ki:“İşte devlet reisi” Elçi bakıyor ki emir olarak gösterilen adam bir ağacın altında uyuyor. Elçi onu öyle görünce düşecek gibi oluyor. Diyor ki:”Bana ne oldu böyle ki ben her gittiğim yerde hükümdar kesilirdim. Bunun uykusundan dahi korktum.” O esnada Hazreti Ömer uyanır. Hazreti Ömer’in heybetine bakınız. Mevlana Hazretleri Mesnevi’sinde buyurur ki:
 
“Bu heybet Allah’ın heybetidir, halktan değildir.
Bu heybet, sahibi aba olan bu merdin heybeti değildir.”
 
Sen aslında bir şey olmayan mobilyalara inandın. O Allah’a inandı. Sen, sonunda yamalanacak elbiselere, mendillere inandın, öyle oldun. O da Allah’a inandı böyle oldu. Dünyaya inanmakta faide yoktur. Allah’a inanmakta faide vardır.
 
“HAKİM” in manası çok büyüktür. Hakim sana ne söz verirse o olur senin aklın almaz bu işleri demektir. Ne gibi? Mesela Hendek muharebesinde olduğu gibi.
 
Beni Nadir ve Hayber yahudilerinin ileri gelenlerinden bir takım kimseler Peygamberimizi ve müslümanları yok etmek ve İslam dinini ortadan kaldırmak amacıyla Mekke’ye gidip Kureyşlilerle anlaştılar. Oradan arap kabileleri ile anlaşmak üzere çöle gittiler onlara, Kureyşle ittifak ettiklerini, İslam dinini ortadan kaldıracaklarını, şayet yardım edecek olurlarsa bu işin daha çabuk ve kolay olacağını telkin ettiler.
 
Böylece müslümanlara karşı yaklaşık 12000 kişilik bir ordu meydana geldi. Müslümanların ordusu ise 3000 kişi kadar idi. Düşman ordusunun binekleri çok, silahları çok, yiyecekleri çok, sayıları da çok idi. müslümanların ise bineği az, silahı az, yiyecekleri az, sayıları da az idi. Ayrıca mü’minler için açlık tehlikesi de vardı. Günlerce bir lokma yemedikleri oluyor, ashab tehlikeli anlar geçiriyordu. Durum bu halde iken Cebrail Aleyhisselam gelip fethin yakın olduğunu Allah’ın Rasulüne müjdeledi.
 
Mevla’dan haberi aldı. Bir gece ansızın bir saba rüzgarı çıktı, müşriklerin çadırlarını, eşyalarını birbirine kattı. Kazanlarını, karavanlarını alt üst etti. Düşman komutanlarından biri: ‘Muhammed büyü yapıyor, haydin çabuk olun’ diye bağırdı. Müşrikler can kaygısına düştüler, bütün eşya ve malzemeyi bırakarak kaçtılar, orduları dağıldı. Hakim olan Allah’a, Hakim olan Resulullah’a, Hakim olan Kur’an’a inanan ve tabi olan mmü’minler şöyle söylediler:
 
(Mü’mimler) dediler ki: bu bize Allah’ın ve Resul’ünün vaat ettiğidir. Allah ve Resul’ü doğru buyurmuştur.
 
Amma Hakim olan Mevla’dan, Resul’ünden ve Kur’an’ından hikmet alamamış insanlarda şu sözleri söylediler:
 
“Ve o vakit münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar diyor ki: Allah ve Resulü bize bir aldatıştan başka vaat etmiş olmadı. Ve o vakit onlardan bir taife demişti ki: Ey Yesrib ahalis! Sizin için bir duracak yer yok. Artık geri dönünüz ve onlardan bir zümre de peygamberden izin istiyerek diyorlardı ki: Muhakkak evlerimiz açıktır. Hâlbuki onlar açık değildi. Onlar firar etmektan başka birşey dilemiş olmuyorlardı.‘(Azhab-12-13)
 
Allah-u Teala ila yevmil kıyameh bu sözleri kullarına duyuruyor. Aklı olan hikmet sahibi Mü’minler Sahabe-i Kiram’ın dediği gibi:“Bu Allah’ın ve Resulünün vadidir. Allah ve Resul’ü doğru buyurmuştur.”Derler. Aklı olmayan ve hikmet kazanamayan kimseler ise münafıkların ve kalplerinde maraz bulunanların dediği gibi derler.
 
Resulullah Efendimizden kıyamet kopuncaya kadar gelecek zaman içerisinde dünya bu iki türlü insandan boş kalmayacaktır.
 
Hakim: Verdiği söz çıkar, verdiği vaad yerine gelir, verdiği vaadlerde durur demektir. Sure-i İbrahim’de buyurulduğu üzere:
“O halde sakın Allah, Peygambere olan vaadinden cayar sanma. Gerçekten Allah herşeye galiptir, intikam alıcıdır.”
 
Sure-i Ahkafta da şöyle buyurulmaktadır:
“O halde (Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı) azim sahipleri olan peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar acıyı görecekleri gün, sanki gündüzün bir saatinden başka(bir müddet dünyada) durmamışa döneceklerdir. Bu kadarı, kafi bir tebliğdir. Öyleyse fasıklar (kafirler) topluluğundan başkası mı helak edilecektir.?”
 
Milletin müslüman olmasından hoşlanmadıklarından:“Şeriat geri geliyor” diyorlar. Üstelik bunu diyenler Türkiye’de. Bu sözü diyeni de bir ana doğurdu. Onu doğuran ana ejderha doğursaydı daha iyiydi.
 
Çünkü ejderha insanın yalnız bedenini mahveder. Halbuki bunlar yani Din-i Mübini istemeyenler insanların hem dünyalarını hem ahiretlerini mahvederler. Allah-u Teala hepimizi dini istemeyen çocukların anne babası olmaktan muhafaza etsin. AMİN…
ŞARKI TÜRKÜ DİNLEYEN VE SÖYLEYENLER
Mevla Teala dersimizin ayeti kerimesinde:“Hakîm olan kitabın ayetleridir” buyurmuş idi.
 
Resulullah efendimiz Hakîm’dir. Allah’u Teala’dan hikmet aldı. Kur’an’ı Kerim’de hakimdir, bunlara bağlananda hakimdir.
 
Bu sebeple Efendimizin buyurduğu söz iki türlü olamaz. Çünkü Hakim’dir. uhud muharebesinde herkesin yerini tayin buyurdular ve:“Bu grup şurada, şu grup burada duracaksınız, siz okçularda karşı tarafa geçiniz ve ne olursa olsun yerinizden ayrılmayınız, eğer sözümü tutarsanız galip olacağız, tutmazsanız mağlup olacağız.” dediler. Aynen söylediği gibi oldu çünkü o Hakim’dir. Bedir muharebesinde de aynen buna benzer bir olay cereyan etmişti.
”Ey müminler! Münafıkların ve kalplerinde şüphe olan şu kimselerin(müminler için):Dinleri şunları aldatıyor dedikleri şu zamanı hatırlayın. Bir kimse Allah’a güvenirse (galip olur).Hakikaten Allah Aziz’dir (her şeye galiptir), Hakim’dir (yaptıklarında hikmet sahibidir).(Enfal 49)
 
Medine halkının çoğu hakiki mü’minler olmakla beraber içlerinde bir çok ta münafık vardı. Bunlar mü’minlerin yanında iman ettiklerini söylerlerdi fakat içlerinden ise (kalpleri) küfür üzereydiler. Mekke halkı arasında da müslüman olduklarını söyleyipte imanlarında şek olanlar vardı.
 
Bu kimseler müşrikler arasında onlarla beraber Bedr harbine sürüklenmişler ve kendi aralarında: Kavmimiz olan Mekkelilerle savaşa gideriz, mü’minleri kuvvetli bulursak o tarafa geçeriz, onları zaif bulursak bunların içinde kalırız.” diye konuşmuşlardı.
Bedir’e gelipte mü’min ordusunun zaif üçyüz kişiden ibaret, kafir ordusunun onların üç misli olduklarını görünce:“şu zaif fakirleri, şu azıcık topluluğu, dinleri aldatıyor, dinlerinin metni olan Kur’an’ı Kerim ve tercümanı olan Muhammed onlara öyle akıl veriyor, ahirette sevap ümidiyle boş yere kendilerini ölüme sürüklüyorlar.” Dediler ve müşriklerin yanında müslümanlara karşı savaşa girdiler.
 
Hakim olan Allah’a tevekkül etmeyip, Hakim olan Kur’an’ı dinlemediklerinden, Hakim olan Resulullah’a tabi olmadıklarından hepside orada mü’minler tarafından öldürüldüler ve kimlerin nefislerini helaka sürükledikleri bizzat görüldü. Allah-u Teala’nın Hakim olduğuna inanan mü’minler ise yapmış oldukları dualarına Hakim olan Alla-u Teala tarafından icabet edildiğine şahit oldular.
 
Şöyle ki:
Ya Muhammed! Şu zamanı hatırla ki, siz o zaman (Bedr günü) Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da size: Bir biri ardından bin melaike indireceğim diye icabet ediyordu.
 
Rivayet olunduğuna göre, Cebrail (Aleyhisselam) Bedr günü beş yüz melekle Allah’ın resulünün sağ tarafına inmişti. Ebu Bekr de bu tarafta idi. Mikail (Aleyhisselam) da beş yüz melekle Hazreti Ali’nin bulunduğu sol tarafa inmişti. Meleklerin hepside erkek kıyafetinde idiler. Üzerlerinde beyaz elbiseler başlarında sarıklar vardı. Alaca karalı atlar üzerinde idiler, müşriklerle mukatele ettiler.
 
Bakın meleklerin başlarında sarık var sizin kocalarınızın, hocalarınızın oğullarınızın başlarında ne var? Dün akşam bizim camiye bir delikanlı geldi. Ne diyor biliyor musunuz? “Evimin halkı sarık takmamam için benimle harbediyorlar” Deli babanın, deli ananın akıllı çocuğu. Mevla ölüden diriyi çıkarmaya kadirdir.
 
“Ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkaranda odur (yumurtadan canlı tavuk, tavuktan yumurta gibi)”(Enam -95)
 
Aynı sahabe-i Kiram’ın devri. Said İbn-i Ebi Vakkas Hazreti Ebu bekr’in vesilesiyle müslüman oldu. Annesi Said’in müslümanlığı kabul ettiğini duyunca ona:” Ne yaptın ya Said! Dedelerinin dinini bıraktın da Muhammed’in dinini mi kabul ettin? Yemin olsun islam dinini bırakıpta eski dinine dönmedikçe yiyip içmeyeceğim ve ölünceye kadar buna devam edeceğim, ben öldükten sonra da halk seni ayıplayacak ve seni: Ey ana katili diye çağıracaklar.” diyerek Said’i tehdit etti.
 
Annesinin bu ısrarına rağmen Said:“Hayır anne! Ben senin için veya başkası için, içinde bulunduğum islam dinini katiyyen terketmem.” diye annesinin teklifini reddetti. Annesi inadı üzerinde durdu ve böylece bir kaç gün yamayi içmeyi bıraktı, sonra bayıldı.
 
Bunun üzerine Said annesinin yanına geldi ve:“Ey anne yüz tane canın olsa ve her biri ayrı ayrı bedeninden çıksa, vallahi ben senin için yine dinimi terketmem, istersen yer içersin, istersen ölünceye kadar böyle devam edersin.” dedi. Bu sözü duyan anne oğlunun dinini terk etmeyeceğinden ümidini kesince yiyip içmeye başladı.
 
Dünyada Hakim olmak kolay mı? Hakim olan böyle olur elbette.
 
Dersimizin ayetinde Mevla Teala ne buyurmuş idi:”Bu sure-i Lokman ve içindeki ayetler ziyade Hakim olan kitabın ayetleridir.” Bütün kâinatı hiç yoktan var eden o milyonlarca yıldızı birbirine çarptırmadan gökte bulunduran bir dakika durdurmaksızın ecram-i semaviyeyi yüzdüren Allah’ın ayetleridir, öyle bir ayarlıyor ki hiç hatası yok. Biz insanlar ise engelsiz dümdüz, geniş yollarda dahi yapmış olduğumuz hatalaradan kazalara maruz kalabiliyoruz.
 
Hasılı kelam Mevla teala HAKİM’dir, hatasız yanlışsızdır.
 
(Ders Ayeti)
”Güzel amel işleyenler için hidayet ve rahmettir”
 
Kuran’ı Kerim hidayettir doğru yolu o kadar göstericidir ki, doğru yolun kendisidir. Rahmettir o kadar rahmettir ki rahmetin kendisidir.
Mevla Teala Kuran’ı Kerim hakkında sure-i Hicr’de şöyle buyuruyor:
”Hiç şüphe yok ki Kuran’ı biz indirdik ve muhakkak ki onu tahrif ile tebdilden (değişikliğe uğramaktan) biz koruyacağız.”(Hıcr 9)
 
Hikmetli olan Kuran-ı Kerimden sizlerede hikmetler akmıştır. Eğer bu hikmetten size akmasa idi şu çarşafı, şu bol elbiseyi giyemezdiniz. Arada bir hatalar edilse de ”itibar son nefesedir” ibaresinin gereğince son nefeste bu durumunuzu muhafaza ettiğiniz halde olursanız işin hakikatine vasıl olmuşsunuzdur. Yok, eğer sonunda kalkarda, çarşafınızı çıkarırsanız hikmetin aslına ulaşamadığınız anlaşılır.
 
Kuran’ı Kerim hidayet ve rahmet idi, kime? muhsinlere. Efendimiz (Aleyhisselam) ihsan-ı bir hadis-i şerifte şöyle tarif etmiştir.
”İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Eğer sen O’nu görmüyorsan, O seni görüyor.”
 
Mevla Teala muhsinleri vasfederek buyuruyor:
(Ders Ayeti)
”O güzel ameli işleyen kimseler namazı devam üzere kılan, zekatı veren ve ahiret gününe yakınen iman kimselerdir.”
 
Kuran-ı Kerim ahkâmı ile yaşamak ne büyük devlettir. Çünkü Kuran=cennettir. Nice hafızlar görürsünüz namaz dahi kılmazlar, içkide içerler üstelik. Kuran-ı Kerim onlara neden hidayet ve rahmet olmuyor? Onlar muhsin değilde o sebepten.
”Nice Kuran okuyanlar vardır. Kuran onlara lanet eder.” hadisi şerifinin muhatabı olmasalardı Kuran’ı Kerim onlara hidayet olurdu.
 
(Ders Ayeti)
”İşte onlardır Rabblerinden bir hidayet üzere olanlar ve işte onlardır (azaptan) kurtulacak olanlar.”
 
Mevla Teala başka bir mevzuda şöyle buyuruyor.
(Ders Ayeti)
”Nastan bazı kimselerde vardır ki, bilmeyerek Allah yolundan saptırmak için sözden boşunu (şarkıyı, türküyü) satın alırlar da onu oyuncak edinirler.İşte onlar için hakaret edici azap vardır.”
 
İbn-i Abbas ve İbn-i Mesud (Radıyallahuanhuma) ayeti kerimedeki ”lehvel hadis” lafzından murad: Türküdür, şarkıdır ve ayeti celilede türkü ve şarkının yasaklığı hakkında nazil oldu, demişlerdir.
Rivayet edenlere dikkat edin. Özellikle İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma) için, Resulullah Efendimiz:
”Ya Rabbi! Dinde onu fakih kıl ve ona tevili öğret” diyerek duada bulunmuştur.
 
Altuntaş İmam-Hatib müdürü anlatıyor: Resulüllah’ı rüyamda gördüm beyaz bir elbise giymiş olduğu halde bana dedi ki:”Ben televizyon olan eve girmem”. Uyanınca hemen televizyonu evimden attım.
Bu muzir şeyi atmak için illa Resulüllah’ı rüyada görmek mi lazım? Bir hadisi şerifte Resulullah Efendimiz buyuruyor:
”Ümmetimden bir takım kavimler olacak zinayı, ipeği ve çalgıyı helal sayacaklar.”
Diğer bir hadisi şerifte:
”Sizden birinizin içinin gözle görülür şekilde cerahatle dolmuş olması, onun hakkında, içinin şiir,(boş ve maleyani olan şiir, şarkı türkü) ile dolmasından daha hayırlıdır.”
 
Türkü söyleyen kan irin yutuyor demektir. Bu sebepten ağzına kan irin dolan kimsenin üzerine Karadeniz dökülse temizlenmez, onu ancak ateş temizler veya zamanında tövbekâr olmak.
 
Çalgı hakkında varid olan diğer hadislerde şunlardır:
”Çalgı dinlemek günahtır, o mecliste oturmak fasıklıktır, o çalgı ile lezzetlenmek küfürdür.”
Çalgı malı giderici kalbide ifsad edicidir.
”Sesini yükselterek türkü söyleyen bir kimseye Allah-u Teala iki şeytan gönderir, bu şeytanlardan biri onu şu omzuna diğeri de öbür omzuna otururlar, bu şeytanlar o kimse susuncaya kadar onu ayaklarıyla deprendirmeye devam ederler.”
 
Kuran-ı Kerimi bırakıpta cahilane çalgı türkülerle meşgul olanlar ahiret gününde Resul (Aleyhisselam) ve Kuran-ı Kerim tarafından Mevlaya şikâyet edilecekdirler.
Sure-i Furkan’ın 30. ayeti kerimesi bunu beyan etmektedir:
”Ve peygamber dedi ki: Ya Rabbi! Şüphe yok benim kavmim bu Kur’anı metruk (terk) ittihaz ettiler.”
Bir gün gelecek yeryüzünden Kuran-ı Kerim kaldırılacak geldiği yere dönecektir.Arı, kovanında uğuldadığı gibi inleyecektir.Mavla Teala ona halinden sorduğunda:(Utla ve la yu’la bi)
”Okunuyorum fakat benimle amel edilmiyor.” diye cevap verecektir.
Beyzavi’nin beyanına nazaran ders ayetimizde geçen ”Lehvel hadis” lafzı ile kastedilen mana: insanı layık olan ibadeti eda etmekten men eden asılsız haber, yalan söz ve insanı güldürecek oyunlardır.Şu halde insanı ibadetten ayırıp men eden tavla, dama ve iskambil gibi oyunların cümlesi lehvel hadistir.Binaenaleyh bunları bahane ederek ibadeti terkedenlerin ayet-i celileye nazaran alçaltıcı bir azaba müstehak olacakları anlaşılmaktadır.
Medarik tefsirine göre ise Lehvel Hadis’ten murad: Tegannidir. Lehvel Hadisi satın almak ile murad ise, teganniyi vesair çalgıları para verip dinlemektir. Şu halde bilumum çalgılar, türküler ve şarkılar bu ayete dahildir. Çünkü bunların cümlesi Allah’ın rızasına muvafık olan amelden mendere. Bu gibi şeyler kalbi fesada, malı telefe uğratan ve Mevla’nın gazabını celbeden kötü fiiller cümlesindendir.
 
Mevla Teala bu ayeti celile ile oyun vesaire gibi batıl olan şeyleri hak üzere tercih edenleri üç cihetle kötülemiştir.
Birincisi: faydasız oyunları satın almak,
İkincisi: Kendileri doğru yla gitmedikleri gibi doğru yola giden irfan ehlini de saptırıp men etmeleridir.
Üçüncüsü: Şu muamelelerinin şeriat ve akla dayanmayıp ancak cehaletten sadır olduğudur. İşte bu vasfılarla vasıflananlar ahirette bir azaba müstehak olacaklar ki o azab onlara ihanet edecektir, onları alçak edecektir.
 
Mevla Teala yalan haberleri Kuran üzerine tercih eden müfsidlerin bazılarını beyan ettikten sonra kötü vasıflarından diğerlerini de beyan etmek üzere buyuruyor:
 
(Ders Ayeti)
”Ve ona karşı ayetlerimiz okunduğu vakit sanki onu hiç işitmemiş sanki iki kulağında bir sağırlık varmış gibi böbürlenerek ensesini döner.Artık onu pek acıklı bir azapla müjdele.”
 
Fahri Razi’nin beyanı üzerine Kuran-ı Kerim’den yüz çeviren kimseyi Cenab-ı Hak dört cihetle zemmetmiştir:
1-Muhtaç olduğu ilmi hikmetten yüz çevirmiştir.
2-Dünya ve ahiret saadetine sebep olan Kuran’ı dinlemekten kibretmesidir.
3-Ayetleri işittiği halde işitmez gibi durmasıdır.
4-Kulağında sağırlık olmadığı halde kendisini sağır menzilinde kılmasıdır (sağır yerine koymasıdır)
 
Allah’u Teal kâfirler için azabın elim olduğunu beyan ettiği gibi, müminler için cennetin naim olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor:
(Ders ayeti)
”Muhakkak o kimseler ki iman ettiler ve salih amellerde bulundular. Onlar için de naim cennetleri (nimetle dolu cennetler) vardır. Oralarda ebediyyen kalıcıdırlar. Allah hak olarak vaad buyurmuştur. Ve O Aziz’dir Hakim’dir.”
 
Allah’ın varlığını ve birliğini tasdik ve ikrarla iman edip Kuranın gerektiği üzere ameli salih işleyen kimseler için nimetlerle dolu cennetler vardır. Çünkü onlar dünyada iken iman ile batınlarını ve ameli salihle zahirlerini pak ettiklerinden ahirette çeşitli nimetlerle inam (ikram) edilirler.
Ameli salihle murad: Allah’ın indinde makbul ve razı olunan ameldir. Cennete girmek fazlı ilahi ile ise de cennete derece almak kulun ameline göredir…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.